• BIST 89.931
  • Altın 145,423
  • Dolar 3,5968
  • Euro 3,9078
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 10 °C
  • Sakarya : 7 °C

Eğitim sistemi ve toplumsal vicdanımız

Ruhittin Sönmez

Her yıl lise seviyesi okullardan 1 milyona yakın mezun veriyoruz. Bu öğrencilerimizin bilgi seviyesi dünyadaki yaşıtlarıyla kıyaslandığında son derece gerilerde.

65 OECD ülkesi arasında 15 yaş öğrenciler arasında yapılan PISA testlerinde Fen Bilimleri, Matematik ve kendi dilinde okuduğunu anlama ve kendilerini ifade etme becerisi bakımından 42.-43. Sıralardayız. Bırakın fen ve matematiği kendi dilimizi, Türkçeyi dahi çocuklarımıza öğretemiyoruz.

Yeni yapılan YGS (Yüksek Öğretime Geçiş) sınavlarında benzer bir sonuç ortaya çıktı. 12 yıllık ilk-orta ve lise eğitiminden sonra bu sene 2 milyon çocuğumuz YGS’ye girdi.

Fen bilimlerinde 750 bin aday 40 sorudan bir tek soruyu dahi doğru cevaplayamamış. En fazla 3 soru cevaplayan 500 bin adayı daha ekleyin. Durumun vahametini düşününüz.

Matematikte de yaklaşık aynı sonuçlar. 40 sorudan en fazla 3 soru cevaplayanların oranı yarıdan fazla.

Sınava girenlerin dörtte biri yani 500 bin aday 10 üzerinden 3,6 nın altında kalmış.

Bu niteliksiz gençlikle Samsung, iphone üreten ülkelerle nasıl yarışacağız? Bu kadar kötü yetişen nesille sağlam bir ekonomi ve sosyal yapıyı nasıl kuracağız?


 

Kamu kaynaklarındaki kayıp kaçaklar

Su kaynaklarından barajlarda toplanan suyun tüketicinin musluğuna gelinceye kadar bir kayıp kaçak oranı vardır. Dağıtım şebekesinde eskime, bozulma sonucu delinme ve çatlaklar olur. Bir de bir kısım kaçak kullananlar da eklenince önemli bir oranda kayıp-kaçak meydana gelir.

Bu oran Türkiye’de ortalama yüzde 40-50 mertebesinden daha aşağılara düşürülemiyor. Gelişmiş ülkelerde yüzde 10’un altında, geri kalmış ülkelerde de kayıp- kaçak oranı yüzde 70-80 lere kadar çıkabiliyor. Bu bakımdan su için yapılan yatırımların en ucuzu ve en verimlisi kayıp kaçakları azaltmak için yapılan yatırımlardır.

Kamu kaynakları yani milletin para havuzu için de aynı hal söz konusu. Milletin vergileriyle, vatanın doğal kaynaklarından elde edilen paraların önemli bir kısmı vatandaşa hizmet olarak dönmüyor. İşte bu kayıp- kaçak oranına genelde etik değerlere aykırı davranışlar sebep oluyor.

Kamu görevlilerinin konusu suç teşkil eden yasadışı eylemleri kadar "yasal kılıf" içerisinde kalmakla birlikte,

Görev ve yetkilerini şahsi menfaat sağlamak amacıyla kullanması

Hediye alma ve menfaat sağlama yasağına uymaması

Kamu malları ve kaynaklarının kullanımında kamu yararını gözetmemesi

Adalet, eşitlik, tutumluluk, şeffaflık, liyakat ilkelerine uymaması

suretiyle "etik ilkelerin" çiğnenmesi barajdaki suyun belki de yarısının boşa akmasına yol açıyor.

Etik değerlerin çiğnenmesine karşı mücadelede toplum vicdanı en etkili unsurdur.

Buna dair toplumda güçlü bir kanaat oluşması gereklidir.

Toplum vicdanının, etik kuralların çiğnenmesinden rahatsız olması hatta öfkeye dönüşebilecek bir tepki vermesi lazımdır.

Ben yüksek ahlaki değerlerin yansımasını bulduğu bir toplumsal vicdana sahip olduğumuzdan pek emin değilim.


 

YABANCI DEVLETLERDE ETİK SEBEPLERLE İSTİFALAR

ABD’de Washington Eyalet Başkanı hediye olarak 5 adet maç bileti aldı diye görevden ayrılmak zorunda kaldı.

Makedonya Ulaştırma ve İletişim Bakanı, gölde tekne faciası sonucu 15 turist hayatını kaybedince, "Etik sebepleri göz önüne alarak" diye belirtip istifa etti.

Japonya Dışişleri Bakanı yabancı kaynaklardan yasadışı bağışlar aldığı yönünde iddialar yükselince istifa etti.

Letonya Başbakanı, bir alışveriş merkezindeki çatının çökmesiyle 54 kişi hayatını kaybedince, "Benim de sorumluluğum var" deyip istifa etti.

İtalya Altyapı ve Ulaştırma Bakanı  yaptıkları ihalelerde yolsuzluk yaptığı ve bir işadamından 10.350 euro değerinde saat aldığı ortaya çıkınca istifa etti.

Ülkesindeki Amerikan üssünü kapatma sözüne sadık kalamadığı ve parti üyelerinden birinin yolsuzluğa karışması sebebiyle Japonya Başbakanı istifa etti.

Mısır Ulaştırma Bakanı 49 kişinin öldüğü tren kazası sonucu istifa etti.

Güney Kore Sağlık ve Refah Bakanı vaat ettiği yaşlılık maaşını uygulamaya geçiremediği için istifasını verdi.

Bulgaristan Başbakanı  Elektrik faturalarının kabarık gelmesi ülke genelinde protesto edilince istifa etti.

***

Her ülkede yolsuzluk, hırsızlık olur. Ancak özellikle gelişmiş ülkelerin vatandaşları kendilerini yönetenlerin dürüst ve ahlaklı olmasını talep ediyor.

Bizde böyle bir toplumsal vicdan var mı, böyle bir vicdanın yansıması olarak kitlesel bir dürüstlük talebi var mı?

Yoksa “benim hırsızım iyidir” veya “çalıyorlar ama çalışıyorlar” savunmasına mı sığınılmaktadır?

Demek ki Eğitim sistemimiz (fen, matematik ve Türkçemizi öğretemediği gibi) bir toplumsal vicdan oluşturmayı da başaramamış.

Burhan Özfatura’nın ifadesiyle, "Her toplum lâyık olduğu  yönetim ile idare olunur. Toplumun ahlâki değerleri dumura uğramışsa; tembellik/ beleşçilik/ köşe dönmecilik/ çıkarcılık esas olmuşsa, yönetim de aynı kumaştan olacaktır."

“Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan” gibi bir durum var. Toplum siyasetçiyi, siyasetçi toplumu kötü etkilemek suretiyle bozuyor. Toplumsal dokumuz çürümeye devam ediyor.


 

NEVZAT DOĞAN SALONU NEDEN TERK ETTİ?

Sabancı Kültür Merkezinde sahnede Hasan Sağındık “Çırpınırdın Karadeniz” şarkısını söyledi. Şarkının herkesin bildiği ilk üç kıtasını seslendirdikten sonra şarkıyı bitirdi. Ancak salonda bulunan dinleyicilerden yarıya yakın kısmı ayağa kalkarak ve elleriyle bozkurt işareti yaparak, 4. kıtayı gür bir sesle okudular.

“Türk eşine, Türk eşine/ Kıyar mı hiç Türk eşine/ Bütün dünya kurban olsun/ Türk’ün Başbuğ Türkeş’ine” sözlerinin yer aldığı 4. kıta ile “Başbuğ Alpaslan Türkeş”e saygılarını ifade ettiler. Öğrendik ki Alpaslan Türkeş’i ölüm yıldönümünde böyle saygı ile anmak istemişler.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Konseri izlemek üzere gelen İzmit Belediye Başkanı Dr. Nevzat Doğan hızla salonu terk etti.

Bütün bunlara şahit oldum. Çünkü İzmit Yesevi Ocağı Derneği “Ahmet Yesevi’yi Anma” etkinliği düzenlemişti ve bu etkinliğe beni de davet ettikleri için ben de salonda ve Nevzat Doğan’a yakın bir koltukta idim.

Yesevi Ocağı, yönetiminde genç ve uyumlu bir ekibin olduğu ve güzel faaliyetler yapan, başarılı bir dernek. Bu defa Unesco’nun 2016’yı Ahmet Yesevi yılı ilan etmesi vesilesiyle bir etkinlik düzenlemişti. Birinci bölümde Ahmet Yesevi Üniversitesi öğrencileri Türk Dünyasından ortak kültürümüzü yansıtan müzik eserlerini çok başarılı bir şekilde icra ettiler. (Malum bu üniversite Türkiye ve Kazakistan Cumhuriyetlerinin uluslararası, özerk statüye sahip, ortak devlet üniversitesidir.)

İkinci bölümde ise Hasan Sağındık solist olarak sahne aldı. Sağındık üçüncü şarkısı “Çırpınırdın Karadeniz”i söyledikten sonra, ülkücü gençlerin Alpaslan Türkeş’e ithaf edilen kıtayı okumasıyla, Dr. Nevzat Doğan salonu alelacele terk etti.

Bu etkinliği Yesevi Ocağı ile İzmit Belediyesi ortaklaşa yaptığı için Belediye Başkanı Nevzat Doğan bir bakıma ev sahibi sayılırdı.

“Ev sahibi” Nevzat Doğan’ın bu tavrı salonda “kaçtı” şeklinde yorumlara açtı ve soğuk bir rüzgâr estirdi.

Ben açıkçası Nevzat Doğan’ın bu tavrını anlamakta zorlandım. Çünkü

Nevzat Doğan AKP içinde milliyetçi cenaha en yakın isimlerin başında gelir. Şehitlerimizi unutturmamak adına yaptığı eserler ve etkinlikler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun adını bir parka vermesi AKP’lilerden çok milliyetçi kesimin takdirini kazanmıştır.

Alpaslan Türkeş sağ olsaydı Nevzat Doğan’ın “siyasi ortamda bulunmamak gerekçeli” tepkisi belki anlayışla karşılanabilirdi. Salonda merhum Necmettin Erbakan lehine slogan atılsa idi, Nevzat Doğan’ın salonu terk gibi bir tepki göstermesi mümkün değildi.

Merhum Alpaslan Türkeş’in ülkemize hizmetleri inkâr edilemez. Türkiye’nin Türk Dünyası ile alaka ve ilişkisinin artması O’nun attığı tohumların yeşermesinden ibarettir. Doğan’ın Muhsin Yazıcıoğlu’na gösterdiği saygıyı Alpaslan Türkeş’e göstermemesinin makul bir sebebi olamaz.

Bir ihtimal, Nevzat Doğan partisi AKP içinden bir kesimin “sen Türkeş isminin öne çıktığı bir salonda neden bulundun?” şeklinde bir baskısından çekinmiş olabilir. Böyleyse Başkanın kendisini toplum içindeki kutuplaşmayı artıracak bu zihniyete prim vermek zorunda hissetmesi endişe vericidir. Ayrıca konser arasındaki konuşmasında birlik-beraberlik vurguları yapan Nevzat Doğan’ın parti tabanlarının arasında sosyal ve ruhsal bölünmeyi besleyecek bir tutuma girmesi bir çelişki olarak değerlendirilir. Doğan’ın “parti ayrımını bir yana bırakalım, birlik olalım” çağrısı, “siz de bizim partimizin yanında saf tutun” şeklinde anlaşılır, çağrı cevapsız kalır.

Oysaki AKP bugünlerde MHP’lilerle bir yakınlaşma ihtiyacı içinde. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Alpaslan Türkeş’in oğlunu Başbakan Yardımcısı yaptı. Yakınlarda Türkeş’in kabrine gelip Fatiha okudu.

Yine yakın tarihte Recep Tayyip Erdoğan da “AKP ile MHP’nin asgari değil azami müştereklerinin olduğunu” vurguladı. AKP siyasetinin bugünkü çizgisi içinde Doğan’ı böyle bir tepkiye itecek bir zorlayıcı unsur bulunmuyor. Tecrübeli bir siyasetçi olarak Nevzat Doğan’ın bu hali doğru okuyamamış olması benim için çok düşük bir ihtimal.

Bu sebeplerle ben İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan’ın Türkeş’in ölüm yıldönümünde ülkücü gençlerin hissiyatını yansıttıkları “Bütün dünya kurban olsun, Türk’ün Başbuğ Türkeş’ine” seslendirmesinden rahatsız olup, salonu terk etmesini anlayamadım.

Sayın Başkan açıklarsa hep birlikte öğrenmiş oluruz.

 

Bu yazı toplam 3523 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
MURAT P.
11 Nisan 2016 Pazartesi 15:22
15:22
Okullar, toplumun bir yansımasıdır. O gün için toplumda ne var ve ne yaşanıyorsa, aynısını okullarda görebilirsiniz. Yani şöyle bir şey yok maalesef: Okulları düzeltelim, her şey düzelsin. Topyekûn bir harekete ihtiyaç vardır. Hani bazı klişeler var ya: “Eğitim şart” veya “Her işin başı eğitim” diye. Özellikle ülkemiz için, eğitim kelimesinin yerine siyaset kelimesini koymamız gerekiyor. Ülkede hangi olumsuzluğu irdeleseniz altından “kirli siyaset” çıkıyor. Siyasi destek sağlanmayan olumlu şeyler ise ya uzun soluklu olmuyor ya da etkisiz kalıyor. Her yönüyle tertemiz ve nitelikli insanlarımızı, tüm partilerimizde siyaset yapmaları için ikna etmemiz ve onlara fırsat vermemiz gerekiyor. Eğitimi de günlük siyasi çekişmelerin, siyasilerin gövde gösterilerinin sergilendiği arena ortamından uzaklaştırmamız gerekiyor. Eğitim politikalarımızı günlük olarak değil, tüm evrensel ve bilimsel değerleri, benlik süzgecimizden geçirerek, ortak akılla, devlet politikası olarak ve uzun soluklu olacak nitelikte belirlememiz gereklidir. Vatanseverlik bunu gerektirir. Eğitime bugün yapılan bir etkinin sonuçlarını ortalama 20 yıl sonra görebiliriz. Ve bazı şeyleri değiştirmekte çok geç kalmış oluruz.
Harun Demirkaya
04 Nisan 2016 Pazartesi 22:44
22:44
Yazarı kutluyorum; çok anlamlı ve yerinde tespitler...
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim