• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • Kocaeli : 6 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 6 °C

Eleştirinin de bir dozu vardır

Tarık Bağdat

Geçen hafta eleştiri üzerine bir yazı yazdım. Sanatı, siyaseti katarak bir yazı yazdım. Ancak pek anlaşılmadı sanıyorum.
Evet! Eleştiri güzeldir, yapıcı olunca çok daha güzeldir. Ama eleştirinin bir dozu, bir mantığı da olmalıdır, sanıyorum. Aklına gelen her konuyu, önüne geleni eleştirmek sadece bir kindir, acımasızlıktır. Açıkçası masumiyeti ve masum eleştiriyi ortadan kaldıran “ vur abalıya” deme lüksüdür. Bunlar çok yanlış ve yakışıksız tipik sergilenen davranış stilleridir.
Bu arada İnsan Hakları Komisyonları her akla esen konun getirildiği yerler değildir. Önce kavramın ne olduğunu, nerelerde kullanılabileceğini öğrenmek, araştırmak gerekir. Eğer sen Eğitim Konseyi üyesi olarak komisyonda bulunuyorsan, senin eğer farklı kimliklerin varsa onu bir kenara bırakarak bulunmalısın. Farklı kimliklerini orada istediğin gibi istediğin lükste yansıtamasın. O zaman bunun anlamı adalet dağıtımı değil kantarın topuzunu kaçırma olur.
Ben eğer iki baş hayvana sahip olup istediğim şekilde istediğim yere koyma hakkına sahip miyim? Soruyorum size. Hatta çevreyi kirletiyorsam, çevreye koku salıyorsam haklı olabilir miyim? Tek başıma koca bir halkın haklarını çiğnemiş olmuyor muyum? Bakın buradaki çok ince bir nüans yok mu? Burada çoğunluğun yani “halkın hakları” yok mu? Bir kişi yüzünden çoğunluğun hakları ne olacak? Deseydin ki bu hayvan ahırını buraya koyduğun için halk rahatsız ve kokudan durulmuyor. Ve halk Sağlık Grup Başkanlığına şikayet başvurusu yapıyor ve siz ilgilenmiyorsunuz, bu ne olacak? O zaman haklısın, bir şey yapmayanları insan hakları komisyonunda konuşmak istiyorum desen çok ama çok haklısın. Ama bu kadar da ön yargılı olmak, ön yargıyı istediğin gibi kullanmak da olmaz.
Eleştiriyi hep tek taraflı yapmak doğru değil. Kişisel menfaatlere göre hareket etmek eleştiri değildir. Her şeyin bir de diğer tarafından bakmayı da bilmek gerekir. Bunun çok örneği var. Hatta geçmişte kişilere verilen pompalanan öne iteklemeler çokça var. Neyse bunların hepsine sünger çekmek lazım üzerinde durmak pek bize yakışmaz. Önemli olan yapıcı olmak yıkıcı olmak değil.
Karamürsel’e Mavi Bayrak verildi. Marmara bölgesinde bir Şarköy’e verildi. Bir de Karamürsel’e verildi. Ne kadar övünç verici ne kadar takdir edilecek bir olay. Her şey kötü dahi olsa Mavi Bayrağı yani “Burada denize güvenle girebilirsiniz” denilen denize sahip olmak o yöreye ekonomik girdi demektir. Bunu başarmak dahi bir olaydır başlı başına.
Bu Mavi Bayrak bakkalda, manavda, pazarda satılan çok basit bir şey değil. Onun bilimsel çok ciddi kıstasları var. Burada insan hakları var, insan sağlığı var, insan hayatı var.
Ve Mavi Bayrak alan yerlerin esnafı, gazetecisi, halkı yerel yönetimlere elinden gelen desteği verir. Kendi sahip çıkar. Aklın yolu bir değil midir?
Ama biz ne yapıyoruz denizin üzerindeki görüntüyü alıp Mavi Bayrak ile alakası olup olmadan sadece olayı baltalamak için teşhir ediyoruz. Buradaki amaç Mavi Bayrak alınmasını engellemek gibi anlaşılıyor. Bunun vebali büyüktür. Vebalinin ağırlığını kaldırmak mümkün değildir. Bu Mavi Bayrağı A yada B iktidarı almış önemi yok. Önemli olan Karamürsel’in bu önemli şerefe layık görülmesidir.
Burada yererken hem Büyükşehir Belediye Başkanını, Karamürsel Belediye Başkanını ve çalışma arkadaşlarıyla, Mavi Bayrağı veren ciddi bir kurumu hedef alıyorsunuz. Doğru bir yaklaşım mı?
Mavi Bayrak verilmesinin en önemli kriteri denizde mikro organizmaların çok olması değil, denizde insan sağlığını zarara sokan, hasta eden mikropların olup olmadığıdır. Ve İSU geçen aylarda İzmit Körfezi’nin nasıl temizlendiğini yaptığı sualtı fotoğraf çalışmaları ile ispatladı. Ve siz de bu sergiye katıldınız. Ayrıca denizdeki planktonların çokluğunun sebebinin (Ki planktonlar yüzlerce yıldır oluşur) balığın yanlış avlanma nedeni ile azalması sonucu balık larvalarının olmaması nedeni ile yiyemediği için çoğaldığını ancak zararlı organizmalar olmadığını bilmiyor musun? Bunu size birçok defalar Karamürsel Sualtı Sporları Kulübü Derneği (KARSAD)’da anlatmadılar mı?
Demek ki koskoca Marmara’da iki yerin şartları uyuyor. Biri Şarköy, biri de ve İzmit Körfezinin içinde yer alan Karamürsel.
Biz gönül rahatlığı ile Avrupa Gençler Yüzme Şampiyonasını yapabileceğiz. Karamürsel adını duyan akın akın gelecek, çünkü tek güvenilir deniz burada. İstanbul denize girmek için gittiği Adalardan, Caddebostan, Florya plajlarından vazgeçecek, Karamürsel’e yönelecek. Bu şu demek ekonomik girdi olacak demek. Bunu sağlayan herkesten Allah razı olsun, demek gerekir. Burada Karamürsel’in Mavi Bayrağı almaya layık olduğuna inanıp almak için müracaat edenlerden Allah razı olsun demek lazım.
Ancak bunu almak sadece yetmiyor. Halkın da bu konuda dedikoduları hiç dinlemeyip, el birliği ile işe başlaması lazım.
Haydi artık olumsuzlukları geride bırakalım, Karamürsel için Büyükşehir Belediyesine ve Karamürsel Belediyesine destek verelim. Sizler de artık farkına varın, görmüyorsunuz ama Karamürsel için çok büyük ve ciddi çalışmalar yapılıyor. Yapılanları basit dedikodulara, basit çekişmelere yem etmeyelim.
Destek verdikçe azim çoğalır unutmayalım.

Bu yazı toplam 439 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim