• BIST 81.712
  • Altın 147,483
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Kocaeli : 0 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Sakarya : 0 °C

Erdoğan, “muhalefet lideri” olsaydı, neler söylerdi?

M.Tanzer Ünal

 

                                             

Ne dersiniz, bugün siyasette “empati” yapalım mı?

Biliyorsunuz, empati yapmak, “birini bir başkasının yerine koymak” demek.

Örneğin…

AKP, iktidarda değil de muhalefette olsaydı…

Recep Tayyip Erdoğan, başbakan değil de muhalefetteki AKP’nin lideri olsaydı…

Şu yaşadığımız “rezaletler” konusunda neler söylerdi?

Memleketi yönetenlerin analarından emdikleri sütü burunlarından getirir miydi, getirmez miydi?

Haydi sıralamaya başlayalım mı?

Recep Tayyip Erdoğan, ana muhalefet partisi lideriyken…

*15 yaşındaki Berkin, polisin attığı gaz bombası sonucu hayatını kaybetseydi…

*İktidar, yıllardır ülkeyi birlikte yönettiği grubu “örgüt” veya “çete” olarak suçlamaya başlasaydı…

*İktidar, ülkenin 12 yıldır “paralel devlet” tarafından yönetildiğini itiraf etmeye kalksaydı…

*İktidar, ihale verdiği işadamlarına havuz kurdurup gazete ve televizyon satın aldırsaydı…

*İçişleri Bakanı’nın oğlunun evinden para kasaları, para sayma makinesi ve yüklü miktarda para çıksaydı…

*İktidarın dört bakanı hakkında fezleke düzenlenseydi…

*Hakkında fezleke düzenlenen bakanlardan üçünün rüşvet aldığı teknik takip sonunda ortaya çıkmış olsaydı…

*İstifa eden bakanlardan biri ortaya çıkıp, “Benim ne suçum var? Başbakan emretti ben yaptım. Ben istifa edeceksem, başbakanın da istifa etmesi gerekir” deseydi…

*Bir devlet bankası genel müdürünün evinde, ayakkabı kutularının içinde 4. 5 milyon dolar bulunsaydı…

*Başbakanın oğlunun vakfına on milyonlarca dolar bağış yapılsaydı…

*Başbakan, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp, yasamadan sonra yargıyı da kendisine bağlasaydı…

*Emniyetin içinde çete olduğu, iktidar tarafından dile getirilseydi…

*Başbakanın “savcısı” olduğu davalar, birer birer çökseydi…

*Başbakan, askerlerin yargılandığı davalarda “katakulli” olduğunu itiraf etseydi…

*Başbakanın oğlu ile yaptığı ileri sürülen ses kasetleri internete düşseydi…

*İktidarla ilgili her gün 3-5 ses kaydı ortalıkta dolaşsaydı…

Neler söylerdi, şöyle bir düşünün!

Erdoğan, iktidarı “dümdüz” etmez miydi?

Bence, ederdi…

Peki, şimdi muhalefet iktidarı neden “dümdüz” edemiyor?

 

 

AKP’li meclis üyesinin “yalama” itirafı…

                                               *******

Önceki gün, Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclisi’nin son toplantısı vardı.

Üyeler, gündemdeki konuları görüşüp birbirlerine veda edeceklerdi.

Toplantının sonunda, arzu edenlerin “veda konuşması” yapabileceği duyuruldu.

Söz alanlardan biri de AKP’li Ömer Öztürk idi.

Ömer Bey, kürsüye çıktı, salonda bulunanların gülüşmeleri arasında şu konuşmayı yaptı:

“Siyaset hayatına Saadet Partisi’nde başladım, sonra Has Parti’ye geçtim, daha sonra da AK Parti’ye… Halen AK Parti’de devam ediyorum. Bu benim ne kadar yalama olduğumu gösterir. Parti değiştirmek otobüs yolculuğuna benzer. Saadet Partisi şoförü, ben bu arabayı kullanmayacağım dedi. Biz de inip başka arabaya bindik. Bu, iki katlı lüks bir arabaydı. Hem masrafı fazlaydı, hem de virajı alamayıp devrildi. AK Parti otobüsüne bindik. Bu otobüs çok kalabalık… Ayakta yolculuk ediyoruz. Bazı yerler boş, ama o falancanın yeri bu filancanın yeri deyip kimseyi oturtmuyorlar…”

Ömer Öztürk, ismi ön plana çıkmış bir meclis üyesi değil.

Darıca Belediyesi’nden Büyükşehir Meclisi’ne girmiş.

Beş yıl boyunca sesini çıkarmamış, en son toplantıda bombayı patlatmış.

“Ben bir yalamayım…”

Estağfurullah!

Ben bu sözcük üzerinde durmuyorum.

Kişisel bir itiraf…

Son cümlesi daha önemli…

“AK Parti otobüsüne bindik. Bu otobüs çok kalabalık… Ayakta yolculuk ediyoruz. Bazı yerler boş, ama o falancanın yeri bu filancanın yeri deyip kimseyi oturtmuyorlar…”

Bu cümle neyi anlatıyor, biliyor musunuz?

AKP’nin parsellendiğini…

AKP’nin belirli güç odaklarının partisi olduğunu…

Bilmem yanılıyor muyum?

 

 

“Hasta”nın artık “müşteri” kabul edildiği ülkemizde, “sağlık pazarı” ne durumda?

                                                               *********

Sizlere, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle birkaç rakam vermek istiyorum.

Türkiye’de “sağlık pazarı” ne durumda, bir bakın bakalım!

*550 özel, 900 kamu olmak üzere toplam 1450 hastanemiz var.

*Son 10 yılda tüm hastanelere müracaat edenlerin sayısı, 1. 5 milyar…

*Özel hastaneler, yılda 70 milyona yakın muayene yapıyor.

*SGK, 2013’te özel hastanelere toplam 7. 2 milyar TL. ödeme yaptı.

*Kişi başı sağlık harcaması geçen yıl 800 dolara yaklaştı.

*Türkiye’nin 2013 yılı toplam sağlık harcaması 80 milyar dolar.

*Özel sağlık sektörünün cirosu 15 milyar TL.

*Sağlık hizmetlerinin yüzde 32’sini özel sektör veriyor.

*Özel hastanelerin gelirlerinin yüzde 70’i SGK’dan geliyor.

 

 

Bakanların susup, vatandaşın konuşacağı zaman gelecek mi acaba?

                                                               *******

Daima “yönetenler” in konuştuğu, “yönetilenler” in ise kös kös dinlediği veya dinlemek zorunda kaldığı bir ülkedeyiz…

Uygulama böyle!

Bakanlar konuşuyor, vatandaşlar dinliyor.

Konuşmalar da konuşma olsa…

Bildik şeyler, tekrarlana tekrarlana ezberlenmiş cümleler…

İçi boş, propaganda ifadeleri…

Tamam da, vatandaş (vatandaş dediysem sıradan vatandaş değil, toplantıya davet edilenler)ne zaman derdini tasasını dile getirecek?

Bakanların katıldığı toplantılar aslında bunun için fırsat, ama değerlendirilemiyor.

Son Bakan ziyaretinde de aynı konsept uygulanmış.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan gelmiş, konuşmuş, gitmiş…

İşadamları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri yemekli toplantıya neden davet edildiklerini pek anlayamamışlar.

                                                                              *******

Merak ediyorum…

Bakanların susacağı, toplantıya katılan işadamı ve sivil toplum kuruluşu başkanlarının konuşacağı günler gelecek mi?

Sadece “yönetenler” in konuştuğu Türkiye’nin pek tadı tuzu yok!

  

Bu yazı toplam 1128 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim