• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli : -6 °C
  • İstanbul : 2 °C
  • Sakarya : -6 °C

Eskiden her şey farklıydı

Tarık Bağdat

Eskiden ne çok gülerdik biz ve çocuklar! Eskiden gülmek için ne çok sebep vardı. Yanımızda dostlar vardı, elimizden tutanlar vardı, yarını hesaplamak zorunda olmadığımız paralarımız vardı. Ailenin tek işi çocuklarını okutmaktı ve çocuklarımızın tek derdi sınavlardı… Ailelerimizin prenses kızları, paşa oğullarıyla çok mutluyduk…

Sonra bir den film koptu her şey değişti. Çocuklar büyüdü, dostlar başka diyarlara, biz bambaşka dünyalara savrulduk. Çocuklar evlendi, onlar çalıştı, anne-baba oldular, sorumlulukları arttı, yükleri arttı… Bu arada bizim yaşadığımız mutluluklar kayboldu, mutsuz ve u mutsuz çocuklarımız oldu. Yüzler mi? Yüzler asıldı, gülmeler azaldı, kahkahalar sustu… Herkes pür telaş bir şeyler yetiştirmeye çalışır oldu, evden işe yetişmeye, işten çocuklara yetişmeye çalışır oldu. Çocukların okulları, ödemeler, faturalar, evdeki sorunlar, işteki sorunlar, kazanç az gelmeye başladı, toplum yoruldu… Aileler yaşlanmaya başladı, yaşlanma ile beraber rahatsızlıklar baş gösterdi, hatta rahatsızlıklar sonrası ameliyatlar başladı, yine para daha çok yetmemeye başladı. Yaşanan olumsuzluklar ile hayat sıradanlaştı, biz sıradanlaştık… Kaybolan dostları özler olduk, Arkadaş dediklerimizi iyi tanıdık, hatalar yaptık, pişmanlıklar yaşadık, bu arada yediğimiz güzel kazıklar sonucu güvenmemeyi de öğrendik, sadece güvenmemeyi değil ağlamayı da öğrendik. İnsanları tanımaya, kırılmaya, yıpranmaya başladık.

Eskiden ne çok hayal kurulurdu! Eskiden hayal kurmak için de çok sebebimiz vardı, her şey bu zamankinden farklı idi. İnsanlara arkadaşlara, dostlara güvenebilirdik.   Bundan dolayı da hayallerimizin gerçekleşeceğine inanacak kadar saftık çünkü gerçekleştirebilecek kadar güçlü sanırdık kendimizi. 
                Çocuklarımızın en büyük hayali “Büyüyünce” astronot olmaktı. Çok paraları da olacaktı, dünyayı dolaşacaklardı, dergilerdeki gibi evleri de olacaktı. Birini sevecek, hep yan yana olacak, hiç üzülmeyecek, hiç kırılmayacaklardı. “Ayrılık, ölüm,hasret, acı “ hiiiç olmayacaktı hayatlarında. Bizler hayalleri olan çocuklarımızla büyük aileydik ve çok güçlüydük. Çocuklarımız her şeyle savaşırdı. Mahalle kavgalarına karışırdı. Olmadı dayak yediler gelir bizlere; annelerine, babalarına söylerlerdi. Bizde hem çocuğumuzun hem de çocuğumuzu üzenlerin kulaklarını çekerdik. Çocuklarımıza göre bizler yani babaları ennn güçlüydü. Ya! Anneler? Anneler hep güler yüzlü, hep telaşlı, hep mutfaktaydı. Ailenin istediği, sevdiği yemekleri özenle pişirirdi, kıyafetler hep düzgün, odamız ,evimiz hep tertemiz olurdu. 
                Sonra çocuklar büyüdü, hayallerin gerçek olamayacak kadar güzel olduğunu anladılar. Kimsenin anne şefkatiyle yaklaşmadığını, kimsenin babalarına güvendiği gibi güvenip dayanılmayacağını anladılar. İş hayatının acımasız ve rekabetle, hırsla dolu olduğunu, dürüstlüğün artık erdem sayıldığını anladılar. Emeğin karşılığını alamadıklarını, üç kuruş için üç paralık insanlarla muhatap olmak zorunda kalındığını anladılar. Dergilerdeki gibi evleri olmadı hiç, olması için çoook çalışmak gerektiğini, her şeyden fedakârlık etmek gerektiğini anladılar. Bazılarının şanslı, bazılarının şanssız doğduğunu anladılar. 

Büyüdüler, olgunlaştılar, artık kahkahalar atamıyorlar belki ama yüzlerine bir tebessüm yerleştirmeyi maskelemeyi öğrendiler. Gerçekten mutluluğu yaşadığımız anların çocuklarımızla geçen anlar olduğunu, hayattaki en önemli duygunun anne-baba olmak olduğunu anladılar. Aileden öte bir sevgi olmadığını, bütün o koşuşturmalardan sonra sevdiklerinin omzuna dayanıp başlarının huzur bulduğunu öğrendiler. Anne babaları yani bizler sağ ve sağlıklıysak, hala onlarla beraber isek çok şanslı olduklarını, her anın tadını çıkarmaları gerektiğini anladılar. Ve şunu anladılar bizim çocuklarımız sağlıklıysa, mutluluğun bu olduğunu, onların kahkahalarını duymak için dağları delecek kadar da güçlü olunabileceğini öğrendiler.

 Hayat evlatlarımıza farklı tepsilerde sundu kendini. Büyüdükçe anladılar hepsinin acı-tatlı yanlarını. Hep siyah ya da hep beyaz değildir her şey, hiç kimse çok kötü ya da çok iyi de değildir. Her şeyin kesin doğrusu da yok, kesin yanlışı da. Duruma göre, olaylara göre, kişilere göre değişebiliyor her şey.  Önemli olan mutlu olmayı istemesini bilmekti. Önemli olan her zaman gülecek bir neden bulmayı, her zaman olumlu düşünmeyi öğrenebilmekti. Bunu ancak anne-baba olduktan sonra tam olarak anladılar. Ve şunu evlatlarımız anladı ki mutluluk ne iş, ne ev, ne arkadaş gezmeleri, ne dünya turları, ne deli paralar, onlar için mutluluk bir tanelerinin, evlatlarının küçücük avuçlarında saklı. Eskiden onlar küçüktü, kahkahalar atar, dertsiz tasasız yaşar, hayaller kurardılar şimdi tıpkı bizim gibi yavrularının hayallerini gerçekleştirebilmeleri için uğraşıyorlar, umarım onlar anne ve babalarından daha güçlü olurlar…

Umarım bizim torunlarımız anne ve babalarının yaptıkları hataları yapmazlar…

Bu yazı toplam 1243 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim