• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Kocaeli : 5 °C
  • İstanbul : 6 °C
  • Sakarya : 5 °C

Eskiden sevgi ve hoşgörü vardı

Feridun Güray

Benim doğup büyüdüğüm Maşukiye'de harp yıllarında, her yerde olduğu gibi yokluk ve kıtlık vardı ama mutluyduk, insanlar ayrımcılık yapmadan birbirlerine sevgi ve saygı gösterirlerdi. Sütünüzü, yoğurdunuzu bölüşürdünüz. Yapılacak iş çoksa komşular yetişir, destek verirlerdi. Sözgelimi sonbahar da mısır soyulacaksa gece insanlar toplanır, haşlanmış mısır ve kestane kebabı eşliğinde şarkılar söylenerek işler halledilirdi. Bizim köyün Rum ve Ermenilerden sonraki halkı Abaza ve Çerkezlerdi, daha doğrusu onların örf ve adetleri topluma hakimdi. Bu köylere ilaveten annemin köyü Abaza Köy (Hikmetiye), Uzuntarla ve Ketenciler'i de aynı kategoride sayabiliriz. Sonrasında baba tarafım gibi Rize, Trabzon ve diğer etnik guruplardan insanlar gelip köyümüze yerleştiler. Kafkas kökenliler 1861-1864 sürgününden itibaren, diğerleri 1900’lü yılların başından itibaren geldiler. Yeni gelenleri kimse hor görmedi, onlara kucak açtılar. Bizim aileyi de Pehlivan Zeki Amca misafir edip yerleştirmiş. Kısa bir zaman içinde Kafkas kültürü hepsinin ortak noktası olmuştur. Bütün düğün ve demeklerinde bu gelenekler uygulanırdı. Yoldan bir yaşlı banım geçerken onu gören erkekler ayağa kalkar ve selam verirlerdi. Şimdi otobüste bile yer vermiyorlar. Toplantılarda başköşe daima boş kalırdı, misafirlerden daha yaşlı ve saygın bir kişi geldiğinde oraya onu oturturlardı. Sevgi ve saygı ön plandaydı. Büyükler bir şey söylediğinde ayağa kalkılarak cevap verilir ve otur deyince oturulurdu. Hiç unutmam, bir keresinde ben Akyazı Hakimi iken Kafkas kökenli C.Savcımız vardı, Adapazarı’nda İrfan Atan abi ile karşılaştık ve çay içmek için bir yere oturduk. İrfan abi otur demediği için Savcı ayakta kalmış bekler durur. Ben fark edince durumu düzeltebildik. Bizim törelerimizde saygı böyle bir şeydir.

Düğünler şölen havasında yapılırdı. Gelin köye gelince araçtan iner, iki kişinin kolunda büyüklere reveransla selam vererek yürür, kalın sesli erkekler bir tarafta, ince sesli erkekler diğer tarafta çok sesli koro olarak gelin getirme şarkısını söylerlerdi. Kızlı erkekli oyunlardan sonra, düğün yağlı pehlivan güreşleri ile sona ererdi. Kız kaçırmanın da bir adabı vardı. Kız yanma yakın bir arkadaşını alır, erkekte onu tarafsız ve güvenilir bir aileye götürür ve teslim eder, sonra görüşmeler başlar ve anlaşma olunca düğün yapılırdı. Düğüne kadar bazı akşamlar gençler o evde toplanır ve eğlence yaparlardı. Başka bir yerde düğün olunca kızlar köyün gençlerine emanet edilir, onların koruması altında gidip gelirlerdi. Bayramlarda gençler ulu kestane veya ceviz ağaçlarına zincirden salıncak kurarlar, kızlar ve erkekler sallanır, şarkılar söyleyerek eğlenirlerdi. O zamanlar güven ve hoşgörü vardı. Şimdi hocaya teslim edilen çocuklara tecavüz ediliyor.

Harp yıllarıydı, karartma geeceleri vardı. Kışın genelde evlerde toplanılır, devli, cinli, perili masallar anlatılır, annem kısası embiyadan peygamber hikayeleri okurdu. Gençler de bir evde toplanır Kafkas oyunları oynarlardı. Kış bastırınca okula çarıkla, nisan ayından itibaren de yalınayak giderdik. Ayakkabı ve çarıklarımız okulun ayakkabı odasına konulur, sınıflara yalın ayak girerdik. O yıllarda bu yıl olduğu gibi kış ağır ve kar yağışı çok olurdu. Zaman zaman evden dışarı çıkmak için tünel gibi yol açılırdı. Bir defasında dersten çıktığımızda aç kalan köpeklerin çarıklarımızı yediklerini gördük. Karda sıra ile birbirimizi değişmeli olarak sırtta taşıyarak evlerimize gelebildik. Şikayet etmek aklımıza gelmedi, sadece durumu eğlence kabul edip gülüştük. Çünkü yoksulluğa rağmen mutluyduk. Hiçbir zaman neden yalınayak sınıfa giriliyor diye şikayet, etmedik. Şimdi öğretmen öğrencinin kulağını çekince mahkemeye veriliyor.

Keltepe (Şimdi Kartepe) cennet gibiydi. Yazın Kuzu Yaylasına çıkıp bir iki ay kaldığımız olurdu. Ihlamurlar olunca toplar kuruturduk. Kestaneler olunca dikenleri ile birlikte toplar, kışa taze şekilde kalmalarını sağlardık, kuvvetli lodostan sonra yerlere dökülen cevizleri toplamak eğlenceli idi. Bu ağaçlar doğanın insanlara hediyesi idi. Sonra bir takım ağaç düşmanı caniler türedi, önce ceviz ağaçlarını ve sonra kestane ağaçlarını gizlice kesip kaçırdılar, Arkasından sebebi olmayan bir hastalık veya hava kirliliği geldi tepeden kuruyarak yok oldular. Şimdi sıra meşe ağaçlarına geldi, onlarda tepeden kurumaya başladı. Harp geceleri mısır tarlalarında domuz beklemek vardı. Ateş yakılır, silah atılır ve domuzlar korkutulurdu. Karadeniz ve Kafkas kökenliler için mısır buğdaydan önce gelir. Baba tarafım taştan oyulma pileki de ekmek, anne tarafım çüvende (altı bombeli kazan) pasta (abısta) pişirirlerdi. Bir taralım kara lahana aşığı. diğer tarafım Çerkez tavuğu aşığı idi.

Bizim köyde büyükleri görünce ayağa kalkılır, otur denmeyince oturulmazdı. Okullarda öğrenciler ahlak dersinde böyle eğitilirlerdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında Çanakkale Gazisi olan dedem Derbent istasyonuna inerken okulun önündeki öğrenciler ona dönerek ’Günaydın’ derler. Dedem ne cevap vereceğini bilemez çünkü onların kuşağı sabah şerifleriniz hayırlı olsun derlerdi. Dedem, şimdi ben size ne cevap vereceğim diye sorar. Onlarda 'sizde günaydın' deyin derler. Dedem de hepinize günaydın öyleyse der. Ulusumuz harf devrimini ve Türkçe dilini kullanmayı böyle şevkle ve kısa zamanda bellemiş, öğretmenlerimiz öğrencilerine saygı ve sev giyiş, büyükleri selamlamayı benimsetmiştir. O günlerde Mustafa Kemal Paşa İzmit'e ilk basın toplantısını yapmak üzere gelmektedir. Bilecik’te treni durur, sabah vaktidir, yaveri istasyon müdüründen altığı telgrafı vermek üzere kapısını çalar, Atatürk 'Sus çocuk okuma, annem öldü, ben rüyamda gördüm, defnedilsin, ben yoluma devam etmek zorundayım' der. Bir iki saat sonra tren B.Derbent istasyonuna gelir, Atatürk öğrencileri ve halkı görünce, trenin durdurulmasını ister, acısını içine gömerek aşağıya iner, herkesi selamlar. Aralarında on yaşlarındaki annemin de bulunduğu öğrenciler, ona 'hoş geldin’ diye şiir okurlar.

Ben elli yılı aşan ve çeşitli kademelerde ülkesine hizmet vermiş bir kişi olarak, hiçbir zaman şu Alevidir, şu Kürt’tür gibi bir şey bilmedik ve böyle bir ayrım yapmadık. Hala Güneydoğu bölgesinde hakim olarak bulunduğum yıllarında o vatandaşlarımızın gösterdiği saygıyı hatırlı yanık yaşamaktayım.

Cumhuriyeti cumhuriyet yapan sevgi, saygı, beraberlik duygusu, fedakarlık, sabır ve tahammüldür. Keşke o zamanki gibi kısıtlı imkanlarla yaşasak ta, o birlikteliği ve sevgiyi yakalayabilsek.

 

Bu yazı toplam 2076 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Erol BILGIN
24 Mart 2016 Perşembe 15:46
15:46
Cok hosuma gitti, cocuklugumun gectigi Rize'deki hayatimiza cok benziyor yokluk ama mutluluk yillari.
Biz mi jenerasyonun gerisinde kaldik yoksa generasyon mu cok dejenere oldu diye sormadan edemiyorum, ama tekrar yasama imkanim olsa yine o eski orf ve adetler icinde yasamak isterdim.
Erol BILGIN
24 Mart 2016 Perşembe 15:45
15:45
Cok hosuma gitti, cocuklugumun gectigi Rize'deki hayatimiza cok benziyor yokluk ama mutluluk yillari.
Biz mi jenerasyonun gerisinde kaldik yoksa generasyon mu cok dejenere oldu diye sormadan edemiyorum, ama tekrar yasama imkanim olsa yine o eski orf ve adetler icinde yasamak isterdim.
Erol BILGIN
24 Mart 2016 Perşembe 15:43
15:43
Cok hosuma gitti, cocuklugumun gectigi Rize'deki hayatimiza cok benziyor yokluk ama mutluluk yillari.
Biz mi jenerasyonun gerisinde kaldik yoksa generasyon mu cok dejenere oldu diye sormadan edemiyorum, ama tekrar yasama imkanim olsa yine o eski orf ve adetler icinde yasamak isterdim.
Hasan akar
24 Mart 2016 Perşembe 15:41
15:41
Çok duygusal çok güzel bir yazı umarım o günlere tekrar döneriz...kaleminize sağlık....
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim