• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 22 °C
  • Sakarya : 19 °C

Geçmişi bilmeden politika üretmek ne kadar doğrudur?

Tarık Bağdat

Hafta sonu bir meclis toplantısı yaptık. Her yaştan insanın katıldığı bir sohbetti. Sohbet doğal olarak son günlerin en önemli konusu siyasete geldi, seçimlere geldi. Tabii o mecliste bulunan herkesin değişik görüşleri ve desteklediği siyasi parti vardı. Bu demokrasinin en güzel örneklerindendir, bana göre.
Ancak bir ara genç ve heyecanlı bir kardeşim bir laf etti ve ben çok kötü oldum. Siyasi düşüncesine bir şey demiyor saygı duyuyorum. Ama gerçekleri araştırmadan ve toplumun önünde servis edilmesi çok yanlış ve cahilane bir davranıştı. Konu şu idi, ya da söylediği şu idi “İsmet İnönü’nün 1940’ların başında camileri kapattığını ve ahır olarak kullandığını, ezanı Türkçe okuttuğunu” söyledi. Gerçekten genç adına üzüldüm. Ona da kızamıyorum, haklı onu etkilemek isteyenler, ona yanlış laflarla yönlendiriyorlardı. Ancak insana verilen bir akıl var ve bu aklı kullanmayı iyi bilmeliyiz diye düşünüyorum.
Evet!! Ezanı Türkçe okuttu, doğru. Ama bunda ne var. Ne demek istediğini hepimiz anladık. Allah aşkına o yıllarda ne kadar halk kitlesi okuma yazma biliyordu. Ne kadarı Arapça’dan, Türkçe’ye çevirecek bilgiye sahipti. Bu aydınlanma yolundaki halk için doğru bir yol değil midir?
Camileri kapattığına ve ahıra çevirdiğine gelince, bana göre yapılan en kötü propaganda bu ve bu söylem tarzı da en büyük günahtır. Hafızalarımızı biraz tazeleyelim. O yıllara gidelim.
I. Dünya savaşından çıkmış, üzerine bir “Kurtuluş Savaşı” yapmış, halkın idare edeceği yeni bir devlet düzeni kurduğumuz zamanların hemen arkası. Ayağımız üzerinde durmaya çalışıyoruz. Sürekli yenilikler yapmaya çalışıyoruz. Aydınlanma dönemindeyiz. Halk yüzlerce yıl ezilmiş, fakir - fukara bırakılmış. Devlet kalkınacak sonra da halk kalkınacak. Tam bu sırada II. Dünya savaşı her an başlayabilir.
Ha! Bu arada II. Dünya Savaşı başlarken, Türkiye batı demokrasileri ile işbirliği yapmış, savaşın Akdeniz’e, Balkanlara ve Ortadoğu’ya yayılmasını önlemek istemiştir. İsmet İnönü’nün II. Dünya Savaşı’nda memleketi savaşın yıkıntılarından korumak için çaba harcadığı zamanlardayız.
Ve, izlediği bu politikada büyük başarı sağmıştır. Türk dış politikasının bu başarısının en önemli nedenlerinden biri, İsmet İnönü’nün ve devleti yönetenlerin, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı devletini savaşa sokup sonunda yıkan gelişmeleri iyi değerlendirmeleri ve yakın tarihten ders alarak aynı hataları tekrarlamamalarına dayanmaktadır.
Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’ndaki durumu stratejik mevkiin önemi dolayısıyla gerek müttefik devletlerin, gerek Mihver Devletlerin Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için harcadıkları çabaları hatırlamak gerekir ve Türkiye üzerinde oynadıkları oyunları hatırlamak gerekir.
İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı sırasında dış politikasının en önemli hedefi, savaşa katılmadan Türkiye'nin toprak bütünlüğünü korumak oldu. Türk politikasının yönünü çizerken, yabancı askerleri Türk sınırlarından uzak tutarken, Türk askerlerini de yabancı sınırlardan uzakta tutmaya yönelmiş bir tarafsızlık siyaseti izledi. İnönü, ne bir karış toprak vermeyi, ne de bir karış daha toprak edinmeyi düşünüyordu. Türkiye'yi savaşa sürükleyecek serüvenci bir politika izlememiş, bunun yerine, bir ''Müttefik'' ya da ''Mihver'' zaferine karşı ağırlık olarak Türkiye'nin güvenliğini sağlamayı uygun bulmuştu. Türkiye'nin tarafsızlığı, bu bakımdan, küçük bir devletin bağımsız bir güç olarak kendisini saldırıdan koruyup, dev ülkeler arasında bir denge unsuru olma politikasının uygulaması olmuştur. Devlet Başkanı ve tek siyasal partinin önderi olarak oynadığı rolle, Ankara'nın mutlak egemeni İsmet İnönü, bu uygulamanın baş yöneticisi olmuştur.
Taktik gereği sınırlardan uzaklaştırdığı askerleri elbet bir yerlere yerleştirmesi gerekiyordu. Bu arada askerliği de 4 yıla çıkarmıştı. Asker sayısı kışlalara sığmıyordu. Savaş kapıda bekliyor. Her şehri, her kenti koruyacak küçük küçük birliklere ihtiyaç duyulduğu zamanlar. Bir yanlış hareket savaşın içinde olmamıza neden olacak.
Askerleri okullara yerleştiremezdi, çünkü geleceğimiz çocukların eğitimi aksamamalıydı. Okumuş bir yerlere gelmiş yetişmiş genç nesle ihtiyacımız var. Nasıl okullara yerleştirebilirdi ki? Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi halkın içinde olan yerleri kullanmalı idi. Ve onun için askerleri camilere yerleştirdi. 2. Dünya Savaşı sırasında savaşan ülkelerin tankları vardı, jeepleri vardı, Kamyonları vardı. Fakir ülkemizin askerinin kıyafeti olmadığı gibi elinde kullanabileceği bir tek tankı yoktu ama atları vardı ve onları da bahçeye bağlamaları kadar normal ne olabilirdi. Bunu bile siyaset malzemesi kullanmak, bir partiye karşı egemenlik kurmak için bu yönde halkı kandırmak ne kadar etik, ne kadar aydın, ne kadar dürüstçe bir hareket bunu sizlerin takdirlerine bırakıyorum.
O dönemde dünyada siyaset bitmiş, demokrasi bitmiş durumda ne yapılabilir savaşa izin vermemek için?
Doğal olarak sınırlı muhalefete izin veriliyor ve Cumhuriyet Halk Partisi Parlamento grubu, Bakanlar Kurulu'ndaki öbür üye bakanlarla, basında ve üniversitede ileri gelen kişiler, danışmanlık görevlerini yerine getiriyorlardı. Bu kişilerce çizilen politikanın yönü, Atatürk'ün yönetimi altında girişilen tarihsel denemenin geleneklerini yansıtıyordu: Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı, Avrupa'daki güçler dengesinin korunması ve her türlü serüvenci politikadan uzak durulması gerektiği zamanlardı.
Dünyanın büyük liderlerinden İsmet İnönü’yü kötülemek isteyenlerin, yurdumuza yaptığı iyiliği, dünyayı şaşırtan başarısını görmeleri, hissetmeleri lazım.
Evet! O dönemde İthalat yapılamadığından bazı ihtiyaç maddeleri şeker, ekmek, gaz, kahve gibi ürünler vesika ile halka verildi.
Evet! O dönemde buğday toplandı saklandı sonunda da çürüdü bu doğru. İnönü’nün dediği gibi “Evet! Sizi aç bıraktım ama babasız bırakmadım”.
Avrupa’daki gibi milyonlarca genç savaşta heba olup gitmedi. Şehirlerimiz bombalanmadı, kutsal bayrağımız dalgalanmaya devam etti, mutlu yaşamımız şanlı ordumuz ve müstesna liderlerimiz sayesinde yurdumuz ve insanımız harbin enkazına maruz kalmadı ve hala camilerimizde ezan sesleri semaya yayılmaya devam ediyor.
Bunu unutmamak gerek.

Bu yazı toplam 1212 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim