• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 5 °C
  • İstanbul : 15 °C
  • Sakarya : 5 °C

Gerçek bir sanat aşığı Türkan Kandıralı

Gerçek bir sanat aşığı Türkan Kandıralı
Gazetemizin düzenlediği Doruktakiler 2015’te ‘Yılın Sanatçısı’ seçilen klarnet virtüözü Türkan Kandıralı, sanat hayatını gazetemize anlattı.

Tam bir Zeki Müren hayranı olan Kandıralı’nın en önemli özelliklerinden birisi de hissetmediği şarkıları çalmaması.

 

Klarnetinin tınısı mest eden, adını tüm dünyaya duyuran Türkan Kandıralı, Doruktakiler 2015 değerlendirmelerinde ‘Yılın Sanatçısı’ dalında ödüle layık görüldü. 10 Mart 1957 yılında Kandıra’da müzisyen İsmail Kandıralı’nın oğlu olarak dünyaya gelen Türkan Kandıralı, müzik camiasında adını duyuran amcası Mustafa Kandıralı’dan ve babasından da çok şey öğrendi.

 

ÜNLÜLERLE ÇALIŞTI

Dört yaşında oyuncak olarak yanından ayırmadığı klarnet için daha ortaokulda İstanbul’a giderek Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne girdi. O zaman sahne dünyasının kapılarını aralayan Kandıralı, Zeki Müren’den Bülent Ersoy’a kadar Türk Sanat Müziği’nin duayen isimleriyle birlikte çalıştı. Parçaları yaşayarak çaldığını söyleyen Kandıralı, “Hissedemediğim parçaları çalmıyorum” dedi.

 

Müzik yapmaya çok küçük yaşlarda başlamışsınız. Bunun sebebi müzisyen bir aileye sahip olmanız mı?

Bize dededen gelen bir meslek bu. Bu nedenle kendimi bildim bileli klarnetle iç içeyim. Evin her yerinde klarnet var. Karıştırmak için açtığım çekmelerde bile klarnet var. Ben dört yaşımdayken oyuncak olarak elime aldım. O benim oyuncağımdı. İlkokula gittiğimde de klarnet hep çantamın dibindeydi. Teneffüste bile çalmasam dahi elimde tutardım.

 

Müzisyen bir aile sahip olmasanız yine de müzikle ilgilenir miydiniz?

Tabi ki. Müzik benim için bambaşka bir şey…

 

Neden klarnet peki?

İnsan hayatın ilk yıllarında müzik yapılan enstrümanı dinlerken keyif alıyorsa o aklında kalıyor. Ben de klarneti sevdim, amcam Mustafa Kandıralı’nın da bundaki etkisi büyüktür. Belki ayırmamak lazım, ama ben hep klarneti çok sevdim. O zaman tabi daha farklı müzik aletleri de vardı, fakat çok sınırlı sayıdaydı. Mesela Kandıra’da bir tane kanun, keman da bir tane varmış. Yani başka enstrümanları görme şansım da pek olmadı.

O zamanlar amcam Mustafa Kandıralı radyoyu açtığında bir oyun havasına rastladığında kulağını ona verirdi. Bütün işi güç bırakılıp radyodaki müzik dinlenirdi. Bunun yanında zaten babam da klarnet çaldığı için evde klarnet sesi eksik olmazdı. Tabi iyi çalan kişiler de olunca bu sizi daha çok etkiliyor.

 

Çiftetellisi bile olan Kandıra’da müziğe ayrı bir ilgi, ayrı bir eğilim olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bakın her yerde konser verirsiniz, ama Kandıra’da bir konser verdiğiniz zaman mest olursunuz, sizi herkes dinler. Bir mevlit dinlenirken nasıl ki herkes sessizlik ve saygı içerisinde dinliyorsa, Kandıra’da mevlit dışında müzik de öyle dinlenir. Kandıra’da müzik varsa, dünya durur. Eğer oynanacak bir parçaysa da davete gerek kalmadan bir bakmışsınız herkes sahneye gelmiş. Kandıra çiftetellisi, Kandıra ile özdeşleşmiş bir müziktir. Çiftetellinin özü de Kandıra çifte tellisidir. Efelerin oynadığı zeybekten sonra gelen bir oyundur çiftetelli. Ben Türkiye’nin dört bir yanında şehirlere, organizasyonlara gittim ve bu çiftetelliyi nerede çalarsam çalayım oynayanı oluyor.

 

Müzikte ustalaşmanız nasıl oldu peki eğitim aldınız mı?

Klarnetle doğduğumda tanıştım. Dört yaşından ortaokula başlayana kadar olan süreçte de alaylı olarak öğrendim ve klarnet çaldım. İlk nota derslerimi, yine Kandıralı Udi Nurettin Portakal’dan aldım. Konserler vermeye ve okullar arası yarışmalara katılmaya başladım. İlk olarak İzmit Musiki Derneği’ne kaydoldum. Zamanla İzmit benim için yeterli olmayınca müziği en iyi şekilde nerede öğrenebilirim dedim ve İzmit Halkevi’ndeki hocam beni İstanbul Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne yönlendirdi. Cemiyetin kurucusu Emin Ongan da ikinci derste beni radyo grubuna aldı. Sonra bunlar İzmit’te konuşulmaya başlandı ve ünüm İstanbul’a kadar gitti.

O zamanlar yazlık sinemalarda konserler verirdik, İstanbul’dan sanatçılar gelirdi. Ben de daha ortaokulda okurken oraya gidip ders almaya başladım. Ortaokuldan sonra da radyo sınavlarına girdim ve kazandım, ancak gazinolarda hak ettiğim yere getirildiğim için radyo kariyerini tercih etmedim. Ortaokul iki ya da üçüncü sınıftayken yani öğrenciyken, İstanbul sahnelerinde ilk Sevim Tuna’ya çaldım.

Ve Sevim Tuna beni ilk dinlediğinde ‘İşte aradığım ses’ dedi ve beni İstanbul Aksaray’da bulunan Lunapark Gazinosu’ndaki orkestrasına dahil etti. Sevim Tuna’nın okuduğu Bağdat Yolu adlı parça o dönemde çok meşhur olan ve benim de gazinoda çalışma başlamama vesile olan parçadır. Sonrasında ben orada sık sık çalmaya başladım zaten Üsküdar Musıki Cemiyeti’nde de sürekli eğitim almaya başlamıştım.

Kandıra ile İstanbul arasında sürekli gidip gelmek beni yordu. 1974 senesinde de ortaokuldan mezun oldum. O sene Maksim Gazinosu’nun sahibi Gazinocular Kralı olarak anılan Fahrettin Aslan, Bebek Maksim’de çalışmam için bana teklifte bulundu. Ben de orada Bülent Ersoy ile çalışmaya başladım. 1974 ile 2002 yılları arasında ben hep Maksim’de çalıştım. O zamanlarda radyoya girmek veya assolistlere çalmak benim için sıradan bir iş olmuştu.

 

Çok küçük yaşlarda başlayan müzik kariyerinizde çalıştığınız en önemli sanatçılar kimler oldu?

Bir parça güzle okunuyorsa, ben o kişi isimsiz de olsa keyif alırım. Ancak bu kişiler arasında Zeki Müren, Bülent Ersoy, Muazzez Abacı, Emel Sayın, Sibel Can gibi Türk Sanat Müziği’nin duayenleri vardı ve onlarla uzun seneler çalıştım. Ayrıca Gönül Akkor, Gönül Yazar, Müzeyyen Senar ve Hülya Sözen de çalıştığın diğer ünlü sanatçılar oldular.

Herkesin hayal ettiği şeylere ben yeteneğim sayesinde tepeden inme geldim. Bizim işimizde önemli olan soliste refakat etmektir. Solist sahneye çıktığında bir müzisyenin görevi yalnızca enstrümanını çalmak değil, aynı zamanda soliste refakat etmektir. Onu gözünüzle sürekli tarif edersiniz. Böylece iletişiminizde bir kopukluk olmaz ve sahnede sorun yaşamazsınız. Bugüne kadar hiçbir solistle ters düşmedim çünkü işimi gerçekten çok iyi yapıyorum. Klarnet tekniği ve tonu konusunda da çok şükür yalnızca Türkiye’de değil, dünyada klarnetten en iyi ses tonunu çıkaranlardan biriyim. Bunu övünerek söyleyebilirim. Çünkü ben babam ve amcamdan çok şey öğrendim ve onların üzerine kendim de çok şey ekledim. Ben çok kişiyi dinledim ancak Mustafa Kandıralı gibi bir ses çıkarmak için çoğu klarnetçinin ömürleri bile yetmedi.

 

Zeki Müren’i anlatır mısınız biraz. Nasıldı onunla aynı sahnede yer almak?

Zeki Müren bambaşka biriydi. Ben sanatçıları değerlendirirken Zeki Müren’i çok ayrı bir tarafa koyarım. Kendisi adının karşılığı olduğu gibi gerçekten bir Sanat Güneşi’ydi. Kendi işine ve insanlara çok çok fazla önem verirdi. Her şeyin en iyisini yapmaya çalışırdı. Zeki Müren daha sahneye çıkışıyla, yürüyüşüyle ve kostümüyle gönülleri fethederdi. Şarkının ilk hecesinden son hecesine kadar hiçbir noktayı es geçmeden mükemmel bir şekilde okurdu. Mükemmelliği de şarkıyı hissetmesinden geçerdi. Yani o şarkıyı besteleyen bestekar ne demek istiyorsa Zeki Müren kendisini dinleyenlere bunu anlatır ve sesiyle, hecesiyle bunu herkese hissettirirdi.

Şiirin anlamını yaşatan tek solisttir Zeki Müren. Onu dinleyenin mest olmaması için sağır olması lazım, kör olması lazım! Kullandığı kelimede kurallara aykırı en ufak bir halini göremedik. Şimdi sanatçılara bakıyoruz ‘e’ yerine ‘a’ diyen bile var. Zeki Müren’in ardından gelen Bülent Ersoy da zaten kendisini örnek almıştır. Bugün Bülent Ersoy da örnek alınacak kişi konumundadır. Ancak ben Zeki Müren ile Bülent Ersoy’u mukayese edemem. Bülent ilk çıktığı zaman ‘Helal olsun’ dedirtti. Ancak sonradan abuk subuk şarkılar okumaya başladı ve sahnede yapmaması gereken şeyi yatı ve özel hayatını sahneye taşımaya başladı.

 

Birikimlerinizi aktarmak için ders veriyor musunuz?

Özel ders veriyorum. Daha önce bir üniversiteden de teklif geldi, ancak o dönemde çok yoğun çalışıyordum ve bana uymadığı için kabul etmedim. Ben ders verdiğim kişiyi başta uyarıyorum. Bu bir heves ise bu kadar masraf yapmasına, iyi enstrüman almasına falan gerek olmadığını söylüyorum. Çünkü klarnet emek ister.

 

Sizin ülkemizde klarnet çalışını beğendiğiniz isimler var mı?

Ben mesela Hüsnü’yü (Hüsnü Şenlendirici) severim. Ancak bir yere kadar. Ancak az tanınan biri de olsa bir parçayı eğer tonuna uygun çalabiliyorsa ben gördüğüm her yerde tebrik ederim ve keyifle dinlerim. Müziği efektlerle boğmak her zaman güzel bir sonuç ortaya çıkarmıyor. Mesela Yunanistan’ın en büyük klarnetçisi amcam Mustafa Kandıralı’nın hastasıdır. Onlar efektlerle bu işi başka boyutlara taşıyorlar, ama asıl çıkarmak istedikleri de bizim klarnetimiz. Yunanistan’ın ünlü klarnet virtüözü Vassilis Saleas bir konser için ülkemize geldiğinde bir de tanıştık ve birlikte bir yemek yedik. Yemekte istek üzerine ben klarnet çaldım. Vassilis müzikle büyülendi ve kendisi ‘Ben burada çalamam’ dedi. Daha sonra ülkesine dönerken de benden CD’mi istedi ve beni dinlemek istediğini söyledi. Olmadığını söylediğimde de inanmadı. CD çıkardığımda da ilk gönderdiklerimden biri Vassilis oldu. Vassilis daha sonra Türkiye’de yaptığı ‘Greek’ tarzı müziğine devam etmedi.

 

Gelelim My Star My Moon adındaki ilk albümünüze… Bu albümü anlatır mısınız biraz?

Bugüne kadar Bülent Ersoy, Sibel Can, Emel Sayın, Muazzez abacı ve daha pek çok kişinin albümünde yer aldım, ancak kendi albümümü yapmaya gerek duymadım sanırım. Ancak daha sonraları bana CD soran kişiler çoğalınca ben de bir albüm yapmam gerektiğini düşündüm. Yaptığım albümdeki müzikler henüz herkesin anlayabileceği tarzda değil. Ancak ben farkımı ortaya koymak adına dünyaca ünlü müzisyenlerin en ünlü parçalarını ve özellikle de film müziklerini bestelerini çalmak istedim. Daha sonra 2013 yılında enstrümantal olarak hazırladığımız albümde 14 tane parçaya yer verdim. Ahenk müzikten çıkan bu albümün aranjörlüğünü de Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuarı’ndan mezun olan ve alanında başarılarını kanıtlayan oğlum Cenk Kandıralı yaptı.

 

Siz duayen sanatçılarla aynı sahnede yer alan bir isimsiniz, ancak özellikle de Kocaeli’deki etkinliklerde hiçbir ücret kabul etmeden çalıyorsunuz bu ilginç değil mi?

Benim için para ön planda değil. Ben işime ve enstrümanıma aşık biriyim. Ve klarnet çalmaktan çok keyif alıyorum. Biri eğer beni dinlemek istiyorsa para mühim değil başka bir programım olmadığı sürece her zaman giderim. Çünkü önemli olan güzel müzik yapmaktır ve bunu insanlara ulaştırmaktır. Röportaj: Hilal GÜDÜCÜ

ma-012.jpg

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim