• BIST 97.548
  • Altın 144,120
  • Dolar 3,5667
  • Euro 4,0026
  • Kocaeli : 21 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 21 °C

Gerçek Müslümanların büyük dramı

M.Tanzer Ünal

Adı, Levent Gültekin…

İslamcı bir yazar.

Meslek yaşamının büyük kısmı Yeni Şafak, Star Medya Grubu ve CİNE5’te geçmiş.

Yani, yandaş olarak bilinen medya organlarında…

Bir dönem TV kanallarında tartışma programlarına da katılıyordu.

Sonra bir baktık, bir anda bileti kesiliverdi.

Şimdi “muhalif bir ses”!

DİKEN’de yazıyor.

Çok beğendiğim bir yazısını sizlerle paylaşıyorum.

“Bugün”ü çok güzel anlatıyor.

Bu sözleri, “dışarıdan birilerinden” değil de, vicdanı olan “içeriden birilerinden” duymak, çok güzel!

Buyurun okuyalım:

“Türkiye’de İslamcılar, İslamcılık akıl almaz bir noktaya geldi.

Politik hatalardan, kusurlardan bahsetmiyorum. Bir iktidar eğitim, tarım, dış politika gibi alanlarda yanlışlar yapabilir. Biz de eleştirir, uyarır, protesto ederiz.

Mesela ‘Şehircilik politikanız insani değil, rantı öncelemeniz bu ülkeyi yaşanmaz hale getiriyor’ diyerek kınayabiliriz. Onlar da bir takım  gerekçeler öne sürerek, yaptıklarını savunabilirler. Bu durum her iktidar için geçerli.

Fakat mesele ‘yanlış’ yapmanın, ‘hatalı’ politikanın ötesine geçti.

Yolsuzluk iddiaları, Anayasa ihlalleri, hukuki problemler, haksız tutuklamalar, baskınlar… Ülkenin doğusundaki kanlı manzaralar, sivil ölümler… Her gün kahrolarak izliyoruz.

İş kazaları normal kabul ediliyor. Rüşvet aklanıyor.

Tüm bunlar yaşadığımız sorunlardı. Bunun da ötesine geçildi. İslamcılar artık kötülüğü, yanlışlığı, çirkinliği inkar etmiyor, var güçleriyle savunuyor ve yüceltiyor.

Zıtlaşma, had bildirme üzerinden sürdürdükleri iktidarda kalma mücadelesi gözlerini kör etti. Akıllarını iflasa sürükledi. Ruhlarını köreltti.

Alenen kötülük üretiyorlar. Kötülüğü övüyorlar. İnsan ahlakına, insan haysiyetine, evrensel değerlere aykırı söz ve davranışlarıyla gurur duyuyorlar.

Bu yeni bir aşama.

Kabalığı, tehdidi, şantajı, hakareti, kavgayı… tasvip ediyor, alkışlıyorlar.

Bir süre öncesine kadar, yolsuzluk yapan yüceltilmezdi. Küfürbazlar el üstünde tutulmazdı. Tehditle, şantajla iş görenler onurlandırılmazdı.

Durum değişti. Bir kötülük yarışı başladı.

‘Hayırda (iyilikte) yarışınız’ ilkesi tam tersine döndü. Kim ne kadar şer üretiyorsa, o kadar takdir topluyor. Şer yarışı, tezahüratlar eşliğinde hız kazanıyor.

‘En çirkef”, nasıl ‘en makbul’oldu?

İslamcı aydınların, yazarların, gazetecilerin, kanaat önderlerinin, siyasetçilerin… (hâlâ kaldıysa) vicdanlarına seslenmek istiyorum: Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Bu ülkeye, bu topluma bu kadar kötülük yapmayı içinize nasıl sindiriyorsunuz? Kötülüğü, kabalığı, şantajı, tehdidi, gaddarlığı, ikiyüzlülüğü yüceltmekten niçin zerre kadar çekinmiyorsunuz?

Yolsuzluk yapanı kınamadığınız gibi el üstünde tutuyorsunuz.

Tehdit edeni, şantaj yapanı, iftira atanı, hakaret edeni göklere neden çıkarıyorsunuz?

En çok kim çirkefleşiyorsa, onu en büyük kahraman ilan ediyorsunuz…

Bu tutumunuzun toplumu nereye götüreceğini hiç mi düşünmüyorsunuz Allah aşkına?

Hani nerede İslam terbiyesi? Hani nerede peygamber ahlakı? Hani nerede İslam’ın vazettiği değerler? Hani nerede ‘İyiliği emredip kötülükten men etme’ ilkesi? ‘Emr-i bi’l ma’ruf, nehy-i an’il münker’i ne çabuk unuttunuz?

Kötülüğü övmeyi, yaymayı kendinize nasıl yakıştırırsınız?

İslam’a, İslam terbiyesine uyan tek bir sözünüz, tek bir politikanız, tek bir davranışınız, tek bir hareketiniz kaldı mı?

Hayatınızda, kişiliğinizde, ahlak anlayışınızda, siyasi zafer adına yücelttiğiniz değerlerde zerre kadar İslam var mı?

Hiç mi düşünmüyorsunuz bu geldiğiniz noktayı?

‘Dava uğruna’, insanlığı hiçe sayıyorsunuz

Dindar olsun olmasın, hepimiz, bu toprağın evladıyız. Bizde, ölenin arkasından kötü konuşulmaz.

Söylediğimiz en ağır söz, bir sitemdir: ‘Allah taksiratını (kusurlarını) affetsin’ deriz. O kadar. Fakat böyle olmadı.

İslamcı bir kanaat önderi, o kadar çok insanın kalbini kırmış, o kadar çok insanı utandırmış, ikrah ettirmişti ki… Öyle kötü bir üslupla, korkunç iftiralarla, hakaret ve küfürlerle toplumu rahatsız etmişti ki… İnsanlar ona hakkını helal etmedi.

Siz İslamcılar ise bu cenazeye büyük bir gururla sahip çıkıp, onu yücelttiniz. Benzersiz törenler düzenlediniz. Onun namına helallik isteme, toplumun gönlünü alma gereği de duymadınız. ‘Ardından kötü konuşanlar, gavurluğunu belli ediyor’ minvalinde, akıl almaz sözler söylediniz!

Tamam ölünün arkasından bu kadar kötü konuşmak bence de uygun değil. Ama sizin, ölen o kimseyi ‘dava için ‘bu kadar methetmenize, onun ‘taksirat’ını hiç umursamamanıza ne diyeceğiz?

‘İslam davası’ deyip duruyorsunuz. Hakaretle, iftirayla, şantajla, başkasının ölüsüne ettiği küfürlerle ün kazanmış bir gazeteciyi böyle kahraman ilan etmek, İslam’a, peygamber ahlakına uyar mı?

Böyle bir insanın cenazesine cumhurbaşkanı, başbakan katılıyor. Üstelik bir yumuşatma yok, umursamama var. Bir barıştırma yok, tarafgirlik var.

Bu sorumsuz, düşüncesiz tutumun gençleri nasıl etkilediğini, toplumu nasıl utandırdığını ve umutsuzluğa sürüklediğini hiç düşündünüz mü?

Samimi bir söz söyleyin

Kötülüğün bu kadar itibar gördüğü bir ülkede hangi çocuk, hangi genç iyi olmayı, iyi kalmayı hedefler ki?

Cumhurbaşkanı, yolsuzluk yapanı el üstünde tutuyor. Uçağından indirmiyor. Bu hiç zorunuza gitmiyor mu?

Yolsuzluk yapanın alenen ödüllendirildiği başka bir dönem hatırlıyor musunuz bu ülkede?

Pervasız müfterilerin, kibirli, yalancı, gaddar, hak yiyen kimselerin kahraman ilan edildiği, ‘sağlam kişilikli’ kabul edildiği, ‘dava adamı’ olarak saygı gördüğü bir düzen kurdunuz. Farkında mısınız?

Bu tür kimselere yöneltilen iltifatın, değerleri nasıl aşındırdığını, toplumu nasıl yozlaştırdığını göremeyecek kadar mı aklınızı yitirdiniz? Ruhunuz mu çürüdü? Vicdanınız mı köreldi?

Bu ülkede çocuklar, kadınlar, yaşlılar… insanlar öldürülüyor.  Gencecik askerler, polisler kör bir inat uğruna feda ediliyor.

Fakat sizden en küçük içten bir söz duymuyoruz. Bir üzüntü, bir vicdan belirtisi göremiyoruz.

İdealinizdeki ‘menzil’ burası mıydı?

Güçlü Müslümanlar, makam, mevki, kudret sahibi İslamcılar… Dava adamları, yiğitler, aslanlar, mücahitler… Topluma örnek olacak, bizleri aydınlık bir geleceğe taşıyacak hayırlı evlatlar…

Varacağınız yer burası mıydı? Bizi getireceğiniz menzil, burası mıydı?

İslamcıların maddi bakımdan en güçlü, manevi bakımdan en zayıf dönemine şahitlik etmek, toplumun büyük çoğunluğunu utandırıyor artık. Ve siz, kötülüğü, küfürbazlığı, iftiracılığı, dışlamayı, korkutmayı… öve öve ‘davaya hizmet ettiğinizi’, mesafe kat ettiğinizi sanıyorsunuz!

Gazeteler sizde, TV’ler sizde, kültür merkezleri sizde, sahne, kürsü, mikrofon sizde, fakat toplumun tamamına söyleyecek sözünüz yok. Ancak kendi mahallenize hitap edebiliyorsunuz.

Fikir, proje, öneri, yenilik… şöyle dursun, sizden olmadığını düşündüğünüz kimselere selam bile veremiyorsunuz. Mahalli aydın, mahalli siyasetçi haline geldiniz.

Özgürlüğe tahammülünüz yok.

Çatışmadan başka bir yöntem bulamıyorsunuz.

En pespaye kimseleri, sırf sizden diye göklere çıkarmaktan başka yol bilmiyorsunuz.

Kötülüğü, yanlışlığı, çirkinliği hem üretiyor, hem de savunuyorsunuz.

Şeytana uymaktan öte…

Akit Gazetesi çizgisi, İslamcı camiada, uzak durulan, ‘rahatsız edici’ görülen bir çizgiydi.

Nasıl oldu da hepiniz birden o çizgiye kaydınız? Nasıl oldu da hepiniz birden kötülüğe teslim oldunuz?

Hani, nerede ‘Müslüman zarafeti’? ‘İslam medeniyeti’ nerede?

Tebessümünüz yok, sürekli öfkeyle saldırıyorsunuz.

Tevekkülünüz, imanınız, şükrünüz nerede? Nefisle mücadele, ruh terbiyesi, kardeşlik nereye kayboldu?

Haydi diyelim şeytana uyuyorsunuz. Şeytanlığı alkışlamak neyin nesi?

Ölümler bile sizi duraksatmıyor

Yaşantınızın, tek bir sözünüzün, tek bir davranışınızın, tek bir politikanızın İslam’la, Müslümanlıkla, insani değerlerle bağdaşır yanı kalmamış. Hak, hukuk, adalet, Allah korkusu diye bir derdiniz yok.

Buna rağmen siz İslamcı, dindar, Müslümansınız…  tüm bunlardan rahatsız olup itiraz edenler de ‘İslam karşıtı’ öyle mi?

Hem böyle davranıp hem de topluma, ülkeye, dünyaya hala İslamcılık taslıyorsunuz!

Toplumun bir kesimini kandırabilirsiniz. Ama unutmayın… en cahil insan bile, sizin bu kötüye gidişinizi görüyor. Analiz edemiyor, adını koyamıyor belki… fakat görüyor.

Siz ise, kendi halinizi fark etmekten maalesef acizsiniz.

Tövbe etmeye, başkalarının hakkını teslim etmeye, ‘iyiliğe yönelip, kötülükten sakınmaya’ da hiç niyetiniz yok gibi.

İçinizden birileri bu kötü gidişe dur diyecek diye boşuna beklemişiz.

Ölümler bile sizi ‘tefekkür’e yöneltmiyorsa, benim sözümün ne faydası olur?

Hiç.

Bakın Mehmet Akif, tam da sizi anlatıyor:

“Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir.”

Bu yazı toplam 2144 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
İZMİTLİ
11 Nisan 2016 Pazartesi 00:01
00:01
İZAYDAŞ PARALELCİ PERSONELDEN KURTARILMALI
Paralel yapı elemanları İzaydaş'ı içten,içe bitirip kendilerine servet yapıyorlar ve yeni iş zeminleri hazırlıyorlar!...Atık gelmemesinin sebeplerinden biri bu elemanların Atık taşıma,Depolama geri dönüşüm vb.firmalarla omuz,omuza olmalarıdır.Sürekli atıkları bu özel firmalara taşıtıyorlar,bu firmalarda Atık üreticilerinden Atıkları başka yerlere yönlendiriyorlar,Yani İzaydaş kendi içinden darbe yiyiyor.Bu elemanlar başka firmaların lehine çalışıyorlar!

Zaten Hafriyat alanlarında bile başarılı olamayan bu elemanlardan biri Satınalma-İhalelerin başına getirildi,Para muslukları,Teknik ve İdari müdürlükler bütün koltukları ele geçirdiler.Büyükşehir ve Kurumlarında Paralel yapı ile mücadele yok!..Aksine PARALEL YAPI elemanları gün geçtikçe her yeri ele alıyor,geçiriyorlar ve bazıları daha iyi yerlere getiriliyorlar.
cenk
10 Nisan 2016 Pazar 22:35
22:35
Bizim bu ülkemizde maalesef politik ikitdara ve saltanata sahip olmaya çalışmak her şeyin yiyip-bitiricisi olmuştur-olmaktadır ! Politik arenada söz ve yetki sahibi olmak için her
şeyi kendilerine mubah gören zihniyetler ortaya muhteris ve paranoyak tipler çıkarmıştır. lAğaca yaslanma çürür; adama yasanma ölür." atasözümüze rağmen insanlara yasanmayı ve hatta onları putlaştırmayı ilke edinmiş bir görüntütümüz var !
Hâl ve ahvâl böyle iken dört başı mamur müslümanlığın da poitikacılarda aranmaya çalışılması da ayrı bir garabettir ! Hakiki müsümanlığı ve dürüstlüğü öncelikle kendimizde yaşamaya ve aramaya başamadığımız sürece bu kısır döngünün sonu da asla gelmeyecektir! Meslenin özü budur. Bu böylece ve çok iyi biline !
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim