• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 6 °C

Gerçekleri görme ve müdahale etme zamanı

Tarık Bağdat

Atalarımız 1571 yılında Kıbrıs adasını 50.000 şehit vererek elde etmiş ve 3 asır yani 300 yıldan fazla zaman idaremiz altında durmasını sağlamıştır.
Neden atalarımız Kıbrıs adasını alma gereği duymuştur?
Doğu Akdeniz’in düğüm noktasını oluşturan Kıbrıs adası, Anadolu ve Suriye kıyılarına yakınlığı, Ege denizinin giriş ve çıkışına etkisi ve Mısır ile Süveyş Kanalına olan yakınlığıyla önemli bir adadır. Doğu Akdeniz’de jeopolitik önemine bağlı olarak Avrupa, Asya ve Afrika kıtları arasında kilit durumdadır.
Avrupa için farklı önemi var olan Kıbrıs ’da yayılmayı seven İngilizler ’in 1800’lerin başından beri dikkat ile izledikleri yer konumundadır.
Ancak sallantıda bulunan Osmanlı Devleti 1878 yılında adayı İngilizlere kiraya vermiştir. Bu sayede İngilizler Akdeniz’de Asya ve Afrika için kendilerine önemli bir üs elde edebilmiştir.
Aklımız başımıza ancak 1930’larda gelmiş adanın bizim için ne kadar önemli bir üs olduğunu ve Kıbrıs’ın, Türkiye için tarihi yönden önemini kavradık, anlayabildik. Hepsini bir kenara bıraksak bile bugün Kıbrıs adasında ataları anavatandan gelmiş iki yüz binden fazla Türk yaşamaktadır, bunu hissetmemiz bile yeter.
Yunanistan’a 700 mil uzakta bulunan ada Yunanlılar için önemli değil iken, Türkiye’ye yakınlığı nedeni ile Türkiye Devletinin Akdeniz’deki tek koruyucu alanıdır.
Kısaca Ada; tarihi, coğrafi, ekonomik, askeri, hukuk ve stratejik nedenlerden dolayı Küçük Asya’ya bağlı olup, Anadolu ile bir bütün teşkil eder ve Türkiye için önemli bir yer iken, Yunanistan için adadaki Ortodoks Rumların varlığı dışında hiçbir önemi bulunmamaktadır.
1878 de ada İngilizlere kiralanınca ada da yaşayan Rumlar kıvranmaya, adayı kendi hâkimiyetlerine almak için planlar yapmaya başlamışlardır. Yunanlıların alakası olmaz iken aynı ırktan olan Rumlar, Yunanlıları da yanlarına çekmeye başlamışlardır.
Ve ilk ciddi Rum ayaklanması 21 Ekim 1931’ de gerçekleşir ve İngilizlere karşı Rumlar ayaklanır. Anayasadan siyasi partilere kadar birçok demokrasi kuralları askıya alınır. Rumların ayaklanmasına hoş görü ile bakılırken Kıbrıslı, Türklerin yaşam alanlarına müdahale başlar. 16 yıl sonra Rumların ENOSİS düşüncelerine kapılan Yunanistan 27 Şubat 1947 aldığı karar ile “ Yunanistan’ın Kıbrıs’la Birleşmesi” ortaya atılmış oldu. Kan gövdeyi böylece götürmeye başladı. İngilizler kenara çekilmiş iki tarafın birbirini hırpalamasını seyretmeye başlamıştır. Bununda bir tek nedeni gelecekte yorulan her iki toplumun hakimi tek İngilizler olacağı düşüncesidir.
Bu olaylarla birlikte Türkiye, İngiltere yanında Yunanistan’ın da artık Garantör devlet unvanı alması kaçınılmaz hale dönüştü. Londra ve Zürih görüşmeleri sonucu 19 Şubat 1959 da Garanti anlaşması yapıldı.
Biz kağıt üzerinde gördüğümüz ancak hayata geçtiği zaman ne tür zenginlik olduğunu bilmeden bu anlaşma ile Doğu Akdeniz’in enerji hattı geçiş noktası olmasını, deniz dibinde bulunan tabii enerji kaynaklarına ( 227 milyon metreküp doğal gaz, 7,1 milyar varil petrol rezervleri) müdahil olma hakkını kazanmış olduk.
Biz bu konudaki stratejileri 1964 yılındaki ada halkının soluk almasını sağladığımız ve 1974 yılında da adadaki soydaşlarımızı korumak amacı ile garantör devlet olarak adaya çıkmamız ile bozmuş, bizim lehimize çevrilir hale getirmiş olduk. 1974 de Ada’ya çıktığımızda Amerika Birleşik Devletlerine ait şirketlerin soydaşlarımızın bilmediği Rumlarla ortak işlettikleri iki ( 2 ) adet petrol çıkarma alanının varlığını ancak görebildik. Ve Ada’ya çıktığımız anda her iki işletmeye ait kule imha edilmiş, kuyularda betonla kapatılmış olarak bulabildik. Ancak bu şekilde şans eseri ayılabildik.
Kısaca bugün gerçekleri biliyoruz, O zaman diyoruz ki;
Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının Kıbrıs adası üzerinde her hangi bir noktada veya bölgede ya da adanın kıta sahanlığı sınırlarında bulunan her türlü doğal kaynağın üzerinde eşit haklara sahip olduğu gerçeğini imzaladığı Londra anlaşmasının ilgili maddeleri uyarınca hak etmiştir. Bu konudaki çalışmaları Türkiye 1974 Barış Harekâtı ile bozmuş ve hak sahibi olduğunu dünya ya kabul ettirmiştir.
İzinsiz yapılan her çalışma Türkiye Devletince savaş sebebi sayılır ve müdahale etmesine de hiç kimse müdahale edemez. Bu gerçeği 1959 ve 1960 yılında yapılan anlaşmalar garanti altına almaktadır.
Günümüzde bu gerçekleri yok sayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hedef saptırarak tek başına eline geçirmeye çalışmaktadır.
Ve buna büyük enerji kaynaklarına ihtiyaç duyan İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri İsrail’i kullanarak Rumlara destek vermekte, böylece istediği tarzda kaynaklara ulaşabilmeyi hedeflemektedirler. Bu konuda birçok gizli görüşme de gün yüzüne çıkmıştır. Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik kriz nedeni ile devre dışı kalması Rum yönetimini daha rahat kullanmalarına da ön ayak olmaktadır.
Ulaşmaya çalıştıkları kaynaklarda bizim her zaman büyük hakkımız bulunmaktadır. Bizim batı devletlerin içine alınmayıp, Asya bölgesi muamelesi yaparak devre dışı kalmamızı sağlamalarına Türkiye Devletinin yönetenlerin seyirci kalmaması gerekir. Başka işlerle uğraşırken buradaki haklarımız olduğu gerçeğini yabana atmamız gerekir.

Bu yazı toplam 886 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim