• BIST 104.918
  • Altın 146,879
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • Kocaeli : 20 °C
  • İstanbul : 26 °C
  • Sakarya : 20 °C

Gerçekten, batsın böyle gazetecilik!

M.Tanzer Ünal

“İmralı tutanakları”nın yayınlanmasından sonraki gelişmeler, Türkiye’de “haklıların haklı” değil, “güçlülerin haklı” olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Baksanıza, tutanakların içeriği değil, nasıl sızdırıldığı, neden gazetede haber yapıldığı tartışılıyor.
Başbakan Erdoğan, “milliyetçilik” ten sonra, “gazeteciliği” de ayaklar altına alıverdi.
“Batsın sizin gazeteciliğiniz!” dedi.
Tutanakların yayınlanmasını “milli olmayan bir davranış” olarak niteledi.
“Çözüm sürecini baltalıyorsunuz” diye ekledi…
Sonunda…
Geçmişte mimara “mimarlık”, heykeltıraşa “heykeltıraşlık” öğretmeye kalkan Erdoğan, son olarak da tüm gazetecilere “gazetecilik” dersi verdi.
“Bu tutanaklar haber yapılmamalıydı. Batsın sizin gazeteciliğiniz!”
********
Halbuki…
*MİLLİYET Gazetesi’nin yaptığı gazetecilikti. Sadece Türkiye’de değil, demokrasiyle yönetilen tüm ülkelerde…
*Gazete, toplumun “haber alma ve bilgi edinme” hakkına saygı göstermiş ve elde ettiği tutanakları yayınlamıştı.
*Bu yapılan gazetecilikti, hem de amiyane tabiriyle sapına kadar gazetecilik…
**********
Başbakan Erdoğan’ın “Batsın sizin gazeteciliğiniz!” dediği o günden bugüne…
Bakıyorum da, cılız bir iki çıkışın dışında kimseden tık yok.
Gazeteler ve gazeteciler suskun…
O söz, o zehir zemberek söz, sineye çekilmiş durumda.
Tavır koyan yok!
Haberi savunan yok!
“Sen kimsin ki, bizim gazeteciliğimizi batıracaksın” diyen yok!
MİLLİYET Genel Yayın Müdürü Derya Sazak bile, “Biz başbakanın o sözünü üstümüze almıyoruz” ifadesiyle “ortadan sıvışmayı” tercih etti.
*********
Günler geçti, Başbakan’ın öfkesi dinmedi.
Mutlaka bu yapılanın acısını çıkartmalıydı.
Öfke, sözde kalmamalıydı.
O gazete, o gazetede kendisine muhalif olan yazarlar cezalandırılmalıydı.
Önceki gün akşam haberlerini izliyorum.
Kanalın birinde altyazı geçiyor:” Erdoğan Demirören, Başbakan isterse MİLLİYET’i kapatırım, dedi…”
Ve dün sabah verilen son haberler…
“MİLLİYET’te Hasan Cemal, Can Dündar ve Namık Durukan’ın görevine son verildi. Genel Yayın Müdürü Derya Sazak açıklama yapmadan gazeteden ayrıldı, toplantılara katılmadı…”
Ben 45 yıldır gazetecilik yapıyorum.
Hiçbir dönemde gazeteciliğin bu kadar aşağılandığına tanık olmadım.
Buna darbe dönemleri de dahil…
10 yıldır kademe kademe medya ele geçirildi.
Bugün basınımızın neredeyse yüzde 90’ı “şakşakçı” ve “iktidar yandaşı” haline getirildi.
Ama bu, Başbakan Erdoğan’a yetmiyor.
Basının yüzde yüzünü teslim almak istiyor.
Gidişat böyle…
**********
Basınla ilgili bütün bu olayları yaşarken, 20 Mart 2003 tarihli BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) raporundaki o cümleyi hatırladım.
“Bu planların uygulanması için çok önemli olan medya desteği için Türkiye’de yeterli alt yapımız mevcuttur…”
Rapordaki medya ile ilgili bölüm tam böyleydi.
En iyisi konunun daha iyi anlaşılabilmesi için BOP raporunun Türkiye bölümünü tam yayınlayayım.
İşte o rapor!
“BOP’un kilit ülkeleri Türkiye ve İran’dır. Bu iki ülke ya bizimle olmalı, ya da çökertilmelidir. Türkiye’nin konumu ve olaylara bakışı ile İran’ınki birbirinden çok farklıdır. Bu nedenle uygulanacak politikalar ve planlar da farklı olmalıdır. Türkiye’ye karşı ekonomik destekli bir seri psikolojik operasyon uygulanarak halkın, özellikle Silahlı kuvvetlerinin direnişi kırılmalıdır. Türkiye’yi ekonomik olarak kriz sınırında tutarak siyasal isteklerimize hayır diyemeyecek bir noktaya getirmeliyiz.
Bu planlar uygulanırken PKK örgütü de etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Bu planların uygulanması için çok önemli olan medya desteği için Türkiye’de yeterli altyapımız mevcuttur.
Türkiye’de küreselleşme ve ılımlı İslam modeli üzerinde çalışırken, Azerbaycan’da ve İran’da sosyal yapıya dönük milliyetçilik planları uygulanmalıdır.”
Daha önce de köşeme aldığım bu raporu bir kez daha okudunuz.
Gördüğünüz gibi…
Türkiye, 10 yıldır “ABD’de senaryosu yazılan hayatı” yaşıyor.
Ne eksik, ne fazla…
*Silahlı Kuvvetler’ in direnişinin kırılması…
*Türkiye’yi ekonomik kriz sınırında tutma…
*PKK’nın etkin şekilde kullanılması…
*Medya desteği için altyapının hazırlanması…
*Küreselleşme safsatası ve “Ilımlı İslam modeli”…
************
Sonuç olarak…
Başbakan Erdoğan’ın dediğine katılıyorum.
Gerçekten, batsın böyle gazetecilik!
Artık yapılamaz hale geldi…
Türkiye’de artık basınsız bir demokrasi var.
Adına demokrasi denirse…


“Kelebeğin Rüyası”nı mutlaka görün!
********
“Çok iyi” değil, ama “iyi” bir sinema izleyicisi olduğumu sanıyorum.
Eşim ve ben, vizyondaki önemli filmleri kaçırmamaya çalışıyoruz.
Hafta başında “Kelebeğin Rüyası”na gittik.
Bir Yılmaz Erdoğan yapıtı…
İzlemeden önce, film üzerine yazılan övgü yazılarını okumuştum.
İçimde, “Acaba abartıyorlar mı?” şüphesi vardı.
İzledikten sonra, eleştirmenlerin, övgüde bonkör davranmadıklarını anladım.
Yedi yılı araştırma ve senaryo olmak üzere yaklaşık on yılda tamamlanabilen bir film.
Gerçek bir hikâyeden yola çıkılmış.
1940’lı yılların Türkiye’si…
Zonguldak’ın maden ocakları…
Ünlü şair Behçet Necatigil’in iki öğrencisi merkeze oturtuluyor filmde.
Filmdeki Muzaffer Tayyip Uslu’yu Kıvanç Tatlıtuğ, Rüştü Onur’u ise Mert Fırat oynuyor.
Behçet Necatigil rolünü Yılmaz Erdoğan üstlenmiş.
20 yaşlarındaki bu iki şair, Varlık Dergisi’nde şiirlerini yayınlatmak için büyük heyecan yaşamaktadır.
Her ikisi de, zengin kızı Suzan’a ilk göründükleri anda vurulurlar.
İki şair arasında, “O’na en güzel şiiri kim yazacak?” gibi hoş bir yarış başlar.
Bu arada önce Rüştü, sonra Muzaffer vereme yakalanır.
Behçet Necatigil, öğrencilerinin yeteneklerine güvenmektedir, onların hem yazdıklarıyla hem de sağlıklarıyla ilgilenir.
Filmde, Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı öncesindeki zor günleri fon olarak kullanılıyor.
Bir cümleyle özetlemek gerekirse, iki erkeğin arkadaşlığı ve şiirle dolu bir dram öyküsü…
“Kelebeğin Rüyası”, bir “yapıt” değil, bir “başyapıt”…
Kusursuz, akıcı…
“Bizde de böyle filmler çevrilirmiş” dedirtecek cinsten.
Ben gurur duydum…
Mutlaka siz de gidin!
İzleyince bana hak vereceksiniz.

Bu yazı toplam 1199 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim