• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Kocaeli : 3 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Sakarya : 3 °C

Güneydoğu’da özerklik ilan edilirse…

M.Tanzer Ünal

“Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine özerklik verilip, yer altı kaynaklarından doğan gelirin tamamı bırakılsa ama merkez bütçe ile ilişkisi kesilse, bölge halkı 6 ay içinde açlık sınırının altında bir yaşama mahkûm olur. Hiçbir yatırım harcaması yapılamaz. Maaş ödenemez. Sağlık ve eğitim hizmeti verilemez…”

Bu sözler, ekonomist Bartu Soral’a ait.

Bartu Soral, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı eski Müdürü…

Türk ekonomisini iyi bilen, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik ve sosyal yapısını yakından takip eden bir arkadaşımız…

Geçenlerde telefon etti, “Güneydoğunun durumuyla ilgili mail attım, ilginç rakamlar var, köşende kullanabilirsin” dedi.

Okudum, inanılmaz sonuçlar!

Hani PKK ve HDP bölgede özerklik istiyor ya, diyelim ki verildi, özerklik bölge halkını açlığa ve göç felaketine sürüklüyor.

Bartu Bey, incelemesinde, özerkliğin yaratacağı felaketi rakamlarla ortaya koyuyor.

Ürkütücü…

Bartu Soral’ın özerklik raporu şöyle:

 

Hakkari, bütçeden 100 lira alıyor 2 lira koyuyor

“Bu konuda bütçe gelir gider kaynakları bize önemli bir ışık tutuyor. Devletin en büyük gelir kaynağı topladığı vergilerdir. Üniter devlet bütçe prensibi gereği devlet bütün illerden vergi toplar ve bunları bir havuza koyar. Bu bütçenin gelir kısmıdır. Bu havuzda toplanan gelirler illerin ihtiyaçlarına göre dağıtılır. Bu da bütçe gideri olur. Bütçe giderleri arasında her türlü eğitim ve sağlık harcamaları, yol, kanalizasyon yapımı, hastane, okul inşaatları, maaş ödemeleri, belediye hizmetleri yani o il ile ilgili her türlü harcama yer alır. 

Şimdi biz 2012 yılı bütçe gerçekleşmelerine bakarak geçen günlerde yapılan özerklik ilanını ekonomik olarak analiz edelim ki, bu ülkenin bütün vatandaşları bilgi sahibi olsun.

2012 yılında görece kalkınmış Gaziantep-Kilis hariç Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizi oluşturan 21 ilden tahsil edilen vergi gelirleri, toplam vergi gelirlerinin yüzde 1,8 olmuş. Yani bu 21 ilimizin Türkiye bütçe gelirlerine katkısı sadece yüzde 1,8’le sınırlı kalmış. Buna karşılık aynı yıl içinde bu 21 ilimize bütçeden yapılan doğrudan harcamalar 27,4 milyar TL ile yüzde 11 olmuş.

Ayrıca merkezden yapılan harcamalara 21 ilin payı da eklenince, bütçe harcamalarından bu 21 ilimizin aldığı pay yüzde 16’ya çıkıyor. Yani Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki 21 ilimiz merkezi bütçeye yüzde 1,8 oranında bir kaynak aktarırken bütçeden aldıkları pay yüzde 16 oluyor. Yani bu iki bölge Türkiye bütçesine 1 koyup 8 alıyor. 

İllere göre örneklersek; Hakkari, bütçeden yapılan her 100 TL’lik harcamaya karşın 2,3 TL’lik katkıda bulunurken, Tunceli 10,4 TL, Şırnak 11,8 TL, Bingöl 14,2 TL ve Van 13,2 TL’lik katkıda bulunuyorlar. Karşılaştırma açısından bakılınca İstanbul bütçeden yapılan her 100 TL harcamaya karşın 780 TL katkıda bulunurken, İzmir 400 TL, Ankara 130 TL, Bolu-Düzce-Kocaeli-Sakarya-Yalova alt grubu ise 670 TL katkıda bulunuyor.

Petrol, su gibi bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarından devletin aldığı pay ise bütçe gelirlerinin ancak yüzde 1’i ediyor. Yani Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine özerklik verilip, yeraltı kaynaklarından doğan gelirin tamamı bırakılsa ama merkezi bütçe ile ilişkisi kesilse, bölge halkı 6 ay içinde açlık sınırının altında bir yaşama mahkum olur. Hiçbir yatırım harcaması yapılamaz, maaş ödenemez, sağlık ve eğitim hizmeti verilemez. Rakamlardan açıkça görülüyor ki özerklik ilan eden PKK ve HDP bölge halkını açlığa ve göç felaketlerine sürüklüyor.”

 

Vergi gelirlerine katkı neden düşük?

“Sorun en başta üretimsizliktir. Sanayisi olmayışıdır. Buna bağlı oluşan yoksulluk ve kırılamayan yarı feodal, yarı derebeylik diyebileceğimiz toplumsal ilişkilerdir. Bakın veriler ne diyor? Coğrafyamızın yüzde 30’unu, nüfusun yüzde 20’sini oluşturan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin milli gelire katkısı sadece yüzde 9,5’dir.

Dış ticaret verileri de bölgenin ekonomik geri kalmışlığını gösteriyor. Türkiye’de kişi başı ihracat ortalaması 2 bin 16 dolarken, Güneydoğu Anadolu bölgesinin Gaziantep hariç kişi başı ihracat rakamı 397 dolarda kalmaktadır. Van, Muş, Bitlis, Hakkari illerinin kişi başı ihracatı 193 dolarken, aynı veri Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan’da 114 dolara inmektedir. Buna karşılık İstanbul ilinin kişi başı ihracatı 5 bin 530 dolardır. İthalatta da görünüm farklı değildir. 

Türkiye’de kişi başı yıllık ortalama ithalat 3 bin 128 dolar, İstanbul’da 8 bin 633 dolarken, Doğu Anadolu bölgesinde kişi başı yıllık ithalat 68 dolardır. Elbette bu veriler resmi rakamlar, yani bölgeye her türlü kaçakçılıktan giren parayı içermiyor.

Sorunun çözümü yeni bir strateji ile bölgeye uygulanacak bütüncül kalkınma planı eşliğinde tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine paralel, tarım sanayiinin kurulması, bu yapıyı destekleyen hem mesleki hem de toplum dinamiklerini etkileyecek bir eğitim sisteminin planlanıp hayata geçirilmesidir. Kamu en nitelikli personelini burada görevlendirecek, ona göre bir teşvik uygulaması yapılacak. Aksi durumda bir PKK biter başka PKK başlar.”

 

Bu tabloda mali özerklik olsa...

“Şimdi ekonomi bu derece perişan, yoksulluk, işsizlik bu derece hakimken mali özerklik olursa ne olacaktır? Özerk olduğu için bütçeye katkı koymayan ve tabii bütçeden de hiç bir katkı alamayacak olan özerklik isteklileri, vergi oranlarını 8 katına mı çıkaracaktır? Çıkarsa bu vergiyi tahsil edebilecek bir ekonomik faaliyet mi vardır? Özerk olduğu için tahsil edebildiği kadar harcama yapmak zorunda kalacağına göre, şu andakinin sekizde biri kadar bile hizmet üretemeyecek, yatırım yapamayacak olan HDP ve PKK bölgede yaşayan vatandaşlarımıza ne vaat ediyor? Açlık veya göç mü?”

 

İran, küçümsenecek bir ülke mi?

Körü körüne tutum takınmayı pek severiz.

Tanımadığımız insanları, tanımadığımız kurumları, tanımadığımız ülkeleri küçümseriz.

Son günlerde İran’a karşı böyle bir tutum içindeyiz.

Emperyalist ülkelerin 35 yıldır uyguladığı ambargo kalktı ya, sanılıyor ki, İran aç, sefil ve yoksulluk içinde.

İğneden ipliğe her şeye muhtaç…

İranlılar, inşaat yapmayı bilmiyor…

İranlılar, otomobil üretmeyi bilmiyor…

İranlılar, elbise dikmeyi bilmiyor…

İran’a pek çok şey satıp köşeyi dönebiliriz…

Yıllardır İran’a “Amerikan gözlüğü” ile baktık ve komşumuzu öcü gibi gördük ve gösterdik.

“Aman haaa!”…

 

Sağlıklı kalkınmanın temel kuralı

Bir ülkenin sağlıklı kalkınması için temel kurallar vardır…

Ülkenin önce “bilim”i olacak.

Sonra bilimi “teknoloji”ye dönüştüreceksin, ürün tasarımları yapacaksın.

Son olarak da bilim ve teknolojini “üretim”e dönüştüreceksin.

Bunun için “semaye”n olacak…

Gördüğünüz gibi, işin temeli “bilim”!

Ülke olarak “bilim”in yoksa, “teknoloji”n de yok demektir, “üretim”in de…

Girişim sermayen zaten yok.

Tasarruf oranın yüzde 12’lerde, başkalarından borç alarak yaşıyorsun.

Başkaları üretiyor, sen kullanıyorsun.

Başkalarının ürettiğini tüketerek, kalkındığını sanıyorsun.

 

Türkiye-İran kıyaslaması

Sevgili okurlarım, elimde Türkiye ile İran arasındaki “bilimsel kıyaslama verileri” var, bunları sizinle paylaşıyorum.

*1996 yılında Türkiye’nin bilimsel yayın sayısı 4900, İran’ın bilimsel yayın sayısı 980 imiş. 2014 yılına geldiğimizde İran’ın bilimsel yayın sayısı 37 bin, Türkiye’nin 33 bin olmuş. Anlayacağınız, bugün İran’ın bilimsel yayın sayısı Türkiye’den daha fazla.

*Matematikte, 1996 yılında İran’ın 75 yayını varmış, Türkiye’nin ise 240 yayını… 2014 yılına gelindiğinde, İran’ın yayın sayısı 3 bin 44’e yükselmiş, Türkiye’nin yayın sayısı ise 2 bin 121’de kalmış.

*İran; fizik ve astronomide, 1996 yılında 125 yayına sahipmiş. Türkiye’nin o yılki yayın sayısı ise 579. Bugüne geldiğimizde İran’ın yayın sayısı 5 bin 100 olmuş, Türkiye’nin yayın sayısı ise 3 bin 380’de kalmış.

 

İran bilimsel patlama yaşıyor, ya biz?

Sevgili okurlarım, rakamları gördünüz…

İran, son 18-20 yılda bilimde patlama yaşıyor.

Türkiye’nin ilerlemesi ise yetersiz.

1996 yılında bilimsel çalışmalarda Türkiye’nin gerisinde olan İran, bugün bizi geride bırakmış durumda.

Size yansıtmadım, ama İran bugün bilimsel çalışmalarda İsrail’in de önünde.

 

***

 

Şimdi diyeceksiniz ki, “Efendim, bilimin ne önemi var. Önemli olan bir ülkenin ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri gücü!”

Eğer böyle düşünüyorsanız, yanlış.

Bir ülkenin bilimsel gücü, o ülkeyi hep “önde” götürür, o ülkeyi “lider” yapar.

Bilimsel güç, kısa zamanda ekonomik, siyasal ve askeri güce dönüşür.

Arap ülkeleri, İsrail’le neden başa çıkamıyorlar?

Çünkü İsrail, bilimsel yönden Arap ülkelerinin hep önünde!

Şimdi bu coğrafyada İran, bilimsel yönden İsrail’i de geçti.

Bu nedenle İsrail, İran’dan çekiniyor…

İkide bir ağababası ABD’den destek bekliyor…

 

***

 

Sevgili okurlarım, bir kez daha söyleyeyim, bilimsel gücü olmayan hiçbir ülke ekonomik güç olamaz.

Bir ülkenin ekonomik gücü yoksa; siyasi gücü de, askeri gücü de yok demektir.

Hani son yıllarda sıkça “Bölgesel güç oluyoruz” masalları dinliyorsunuz ya, bu masalları dinlerken bu yazıyı hatırlayın!

Bu yazı toplam 1765 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
H.OSMAN SARAÇ
01 Şubat 2016 Pazartesi 09:20
09:20
Son dönemlerde okuduğum en iyi köşe yazısı... Rakamlara, verilere dayandırılmış, bilimsel bir yaklaşım.
Son derece aydınlatıcı oldu.. En azından benim için...
Teşekkür etmeden geçemedim...
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim