Cinselliğin bilinmemesi şiddeti tetikliyor!

Şu an deneyimlediğimiz bir kriz var ve adı: “bilinç” krizi. Ülkemizde ve  tüm Dünya genelinde deneyimlediğimiz ne ekonomik, ne sosyal ne de kültür...

Şu an deneyimlediğimiz bir kriz var ve adı: “bilinç” krizi.

Ülkemizde ve  tüm Dünya genelinde deneyimlediğimiz ne ekonomik, ne sosyal ne de kültürel bir kriz. Sadece “bilinç” krizi deneyimliyoruz. Ne yazık ki insan beyni kültür, milliyet, eğitim, ahlak kuralları vb. etkenlerle koşullandırılmış durumda. Koşullanmanın olduğu yerde “şiddet” ve “kaos” olur. İnsan varlığının en temel ihtiyacı “sevmek” ve “sevilmek”tir. Ancak günümüzde kimse “öz sevgi”yi deneyimlemiyor çünkü koşullandırılmış bir beyin sadece “korku” hisseder.

Beyin korku hissettiğinde üç tepki ile organizmayı hayatta tutmak için çaba sarf eder:

 

KAÇ- SAVAŞ-DON

 Toplum olarak;  duygularımızı özgürce ifade etmekten kaçarken; düşüncelerimizi dile getirken savaşıyoruz. Öz varlığımız ise “don”muş halde, hatırlanmayı ve keşfedilmeyi bekliyor.

 Zihinsel hapishanenin içerisindeki mahkumlar gibiyiz . Hapishaneden özgürleşmek için ise merceğimizi kendi öz varlığımıza yönelterek öncelikle “kendimizi olduğu gibi kabul etmeli” ardından ilk yaradılış enerjimiz olan “cinsellik enerjimizi” diğer bir deyim ile “yaşam enerjimizi” doğru ifade etmeyi hatırlamamız gerekiyor.

 

SEKS, YAŞAMIN KAYNAĞIDIR

 Toplum “seks”i bir tabu haline dönüştürdükçe ifade bulmayan cinsel enerji/yaşam enerjisi dış Dünyada kendisini “şiddet” içerikli eylemler halinde gösteriyor. Kadın cinayetlerinin, çocuk istismarlarının, insanların bu kadar “korku, endişe, geleceğe yönelik umutsuz bakmalarının temelinde yatan sebep; cinsel enerjinin/ yaşam enerjisinin bastırılmasıdır.

 

DÜŞÜNCE PARÇALAR, AYRIŞTIRIR; DUYGU BİRLEŞTİRİR, BÜTÜNLEŞTİRİR

 Cinsellik; doğanın devamını sağlayan öz enerjinin kaynağıdır.  Ruhsal özgürlüğe giden ilk adım “seks” dir. Dişil ve eril enerjinin bir olması halinde “birlik” hali “öz sevgi” idrak edilebilir. Şu an “ben eşimi seviyorum” dediğinizde saf/öz bir sevgiden değil sadece bir “arzu”dan bahsediyorsunuz. Arzular ve istekler; düşüncenin özüdür; ve düşünce sürekli muhakeme eder, parçalar, parçacıklara ayırır, çıkar gözetir…

Halbuki hissetmek; duyguları duyumsamaya niyet etmektir ve bütünleştirir, sentezler, birleştirir…

Hissederek cinsellik deneyimlendiğinde “öz sevgi” ortaya çıkar; düşünerek gerçekleştirilen cinsel eylem sadece ihtiyacını gidermeye yönelik bir araçtır.

 

CİNSELLİĞİN DOĞRU BİÇİMDE DENEYİMLENMEMESİ “ŞİDDET” OLAYLARININ GERÇEKLEŞMESİNE ZEMİN OLUŞTURUYOR

 Cinselliği bilmediğimiz için “gergin” hissediyoruz bu “gergin” enerji; bizleri daha fazla para kazanmaya, daha fazla başarılı olmak için çaba sarf etmeye, bir amaç uğruna savaşmaya itiyor ve öncelikle kendimize “şiddet” sonrasında diğer canlılara “şiddet” uygulamaya başlıyoruz.

 

“ŞİDDET” E DUR DEMEK ÇÖZÜM DEĞİL

“Şiddet”e dur demek; “şiddet”i durdurmaz. “Şiddet”i önce kendi doğamızda anlamlandırmalı ardından kendimize uyguladığımız şiddete son vermeliyiz ki sokaktaki şiddet eylemleri dursun.  Diğer bir deyim ile; önce kendimizi düşünsel v ve duygusal anlamda “dövme”yi bırakmalıyız, şiddettten önce kendimizi özgürleştirmeliyiz. Kendi bedenimizi sevmeye başlamalı, kendimize duygusal, düşünsel anlamda özen göstermeyi, saygı duymayı hatırlamalıyız. Ardından varoluş enerjimiz olan cinselliği etkin bir şekilde kullanmayı seçelim.  Seks, sevgi ve saygı zemininde gerçekleştirilmelidir. Seks yaparken eril ve dişil enerji birbiri ile derin bir iletişime geçer, bu da teslimiyet, güven, öz sevgiyi hatırlamamıza vesile olur. Bu bağlamda “seks”in sadece fiziksel-biyolojik bir olgu olmadığını spiritüel bir eylem olduğunu hatırlamanın zamanıdır.

 

15 Nisan 2016 Kocaeli- Sağlık



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR