Britanya’dan birbirinden farklı üç ayrı güzel kent

Her gittiğimiz yerin tek bir özelliği var. Tarihini unutmayan bu şehirler, doğasını da kaybetmemenin mücadelesini vermiş Belki iklim değişikliği, belk...

Her gittiğimiz yerin tek bir özelliği var. Tarihini unutmayan bu şehirler, doğasını da kaybetmemenin mücadelesini vermiş

Belki iklim değişikliği, belki de bir alışkanlık. Fakat ertesi sabah çok erken saatte uyandık. Herkes de bizim gibiydi. Kaldığımız otelimizde yaptığımız açık büfe sabah kahvaltısının ardından tekrar gezimize başladık. Günün ilk turunu yine İrlanda’nın başkenti Dublin’de yaptık. Bu şehir gerçekten muhteşem.

Gezilecek, görülecek o kadar yeri var ki…

İlk olarak bir nehir turu yaptık. İçinden gecen ‘Lifley Nehri’nde üstü cam motor ile 1 saatlik güzel bir tur yaptıktan sonra, İrlanda Ulusal Arkeloji ve Tarih Müzesi’ni rehberimiz eşliğinde gezdik. Müze gerçekten güzel görülmeye değer. Vikinglerden, altınlardan, gümüş ve metal takılardan başımız döndü.

 

YORUCU, AMA EĞLENCESİ GEZİ

Öğleden sonra tekrar serbest saatte Dublin’i biraz daha gezdik. Kendimize zaman ayırdık. Turların en güzel keyifli anı da bu serbest zamanlar oluyor. Elbette alışverişler yapıldı. Akşam tipik tarihi İrlanda Pub’ında İrlanda Folklor Müziği ve danslarını zevkle seyrettik. Dansçıların ayak bilek hareketleri, çıkardıkları sesler, ritmik hareketleri bizleri çok etkiledi.

İkinci gün gezimiz de yine oldukça yorucu geçmişti.

Yorucu, fakat eğlenceli. Adeta Dublin’de adımımızı atmadığımız tek bir tarihi nokta kalmadı. Günün yorgunluğunu ise yine otelimizde attık. Sabah ise tekrar erken bir saatte hepimiz ayaktaydık. Açık büfe sabah kahvaltısını yaparken yapılan sohbetin tadına doyum olmuyor. Kahvaltımızı bitirdik ve bizim için hazırlanan lüks otobüsümüz ile Edundalk Otobanı yolu üzerinden bu kez rotamızı bir başka Büyük Britanya ülkesi olan Kuzey İrlanda’ya çevirdik.

 

Yeşilden ibaret bir kent: Belfast

Kafilemiz ülkenin başkenti Belfast’ı çok merak ediyordu. Fakat bu sırada dikkatimizi bir durum çekti. O da Dublin’den Belfast’a ve daha sonraki tüm seyahatler de en çok hoşumuza giden şey doğanın güzelliği oldu.

Her yer yemyeşil ve orman. Yeşil olmayan hiçbir yer yok gibi bir şey. Yeni hasat edilmiş buğday tarlaları hariç. Tabi oralar da kısa zamanda taze otlarla kapanıyor. Buğday tarlalarının da çoğu hasat edilmeyi bekliyor. Soğuk bir iklim düzeni bölgede hakim olduğundan buğday için hasat henüz dönemi tam başlamamış.

Genel olarak karayollarının iki tarafı ağaçlandırılmış veya tabi ormanla çevrili. Hasat edilmiş tarlalardan kalan saplar da balya haline getirilmiş. Bu arada size Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’tan biraz söz etmek istiyorum.

 

BELFAST’I BİRAZ TANIYALIM

Belfast, Birleşik Krallık’ta bir şehir. Kuzey İrlanda’nın hem en büyük şehri, hem de başkenti. Aynı zamanda güneydeki Dublin’den sonra İrlanda adasındaki en büyük ikinci şehir olarak biliniyor. 2001 Birleşik Krallık nüfus sayımına göre şehirsel alan nüfusu 276 bin 459 kişiyken, 579 bin 276 kişi de Belfast Metropolitan Yerleşim Alanı’nda yaşadığı belirtiliyor.

Şehir gemi ticareti için çok uygun olan Belfast Halici’nin güneybatısında, Lagan Nehri’nin ağzı yakınında kurulmuş. Güneyinde Castlereagh Tepeleri, kuzeyinde Antrim Tepeleri ile çevrili olan Belfast, Antrim ve Down kontlukları arasındadır.

Belfast isminin kaynağı İrlanda dilinde ‘Farset nehrinin ağzı’ anlamındaki Béal Feirste’dir. Kardeş şehircilik anlayışına büyük önem veriliyor burada. Kuzey İrlanda’nın başkenti olan Belfast’ın da birçok ülkeden kardeş şehirleri var. Almanya’nın Bonn, Amerika Birleşik Devletleri’nden Nashville Tennesee ve Befast Maine ile Çin Halk Cumhuriyeti’nden Hefei kentleri ile kardeş şehir anlaşmaları yapılmış…

 

BAKIMLI BİR ŞEHİR

Belfast’a vardığımızda beklediğimden daha bakımlı ve daha güzel görüntülerle karşılaştık. Zira yıllarca iç savaş yaşamış bir kent Dublin kadar bakımlı ve güzel olmasa da yine de iyi diyebiliriz. Yıllar öncesinden kalan ve iç savaşı anlatan duvar resimleri olmasa yaşadığı kötü günler anlaşılmayacak. Bu bölgeler de şimdi turizme açılmış ve belki de en büyük gelir kalemlerinden biri bu şekilde kullanılır olmuş.

Şehre girdikten sonra turumuza başladık. Bir zamanların en büyük tersanelerinin ve dünyanın en büyük gemilerinin yapıldığı, Şimdilerde ise yeni gelişme, ayrıca ticari bölgeye dönüşen tersane bölgesini gezdik. Tabii ki meşhur ilk seferinde Amerika’ya giderken buzdağına çarpıp batan Titanic’in yapıldığı ‘Wolff Tersanesi’ni ve şehrin önemli yerlerini gezdik. Tersaneden pek eser kalmamış, ama yapıldığı alan müzeye dönüştürülmüş. Turizme açılmış.

Belfast’ta en beğendiğimiz yerlerden bir tanesi de dünyada ün salmış, kraliçe tarafından bizzat kurulmuş Queens Üniversitesi. Gerçekten güzel bir yerleşke olmuş. İnanın gören herkese burada okuyup mezun olma hissi veriyor.

 

TİTANİC BURADA YAPILMIŞ

Gezimiz boyunca birçok noktayı gördük. Botanik Bahçesi ve otelimize yakın meşhur Pub’ı, Crown’u, Lefkoşa’yı anımsatan tel örgülerle çevrili şehri ikiye ayıran mahalleleri, duvar resimlerini, Titanic anıtını, devasa süslemeli belediye sarayını, şehirde özgürlük bayraklarıyla gezen ve kutlama yapan gençleri ve son olarak festivali gördükten sonra otelimize yerleşiyoruz.

Öğleden sonra ve gece tekrar şehirde bir tur attıktan sonra otelimize döndük. Akşam yemeğimizi bütün bir kafile olarak kaldığımız otelimizde yedik. Bu sırada Naci Bey bizimle yakından ilgilendi. Fakat Naci Bey’i biraz tedarikli gördüm. Düşünsenize, tura katılmış bir kişi sizden acı pul biber isteyecek ve siz bunu hemen tedarik edeceksiniz.

duvar-005.jpg

tarih-003.jpg

yesil-005.jpg

belfast.jpg

 

Edinburg’da yağmura yakalandık

Günler çok çabuk geçiyordu. Açıkçası istemesek de tur günlerini birer birer geride bırakıyorduk. Yine otelimizdeki gecelemenin ardından sabah erken saatte ayaklandık ve tekrar yollara koyulduk. Sabah saatlerinde yaptığımız kısa bir otobüs yolculuğundan sonra Belfast Limanı’na ulaştık.

Limanda işlemlerimizi Naci Bey hallettikten sonra güzel ve büyük bir feribotla kuzey kanalını, İrlanda Denizi’ni geçerek İskoçya’ya ayak bastık. İran asıllı Türkçe konuşan İngiliz vatandaşı olan şoförümüz ve lüks otobüsümüz tarafından karşılandık.

 

GLASGOW ÜZERİNDEN EDİNBURG

4 saatlik bir yolculukla önemli bir kent olan Glasgow’dan geçip ülkenin en güzel şehirlerinden biri olan tarihi Edinburg’a ulaştık. İskoçya da aynı İrlanda gibi yemyeşil, doğası adeta coşmuş, her yer yeşile doymuş durumda. Yol boyunca bu güzelliği bozan hiçbir çirkinlik yok. Her şey birbiri ile uyumlu. Geçtiğimiz küçük ve büyük ölçekli yerleşim alanlarında birbirine ters orantılı ya da yanlış, çarpık bir bina yok. Sık sık büyük ve küçükbaş hayvan sürülerinin serbestçe otladığı otlaklardan geçiyoruz. Araziler büyük parseller halinde, küçük parsellere bölünmemiş.

 

SAĞANAK YAĞMURA YAKALANDIK

Edinburg’a varıyoruz ve rehberimiz eşliğinde panaromik şehir turumuzu yapıyoruz.

Edinburg Şatosu gerçekten görülmeye değer. Şehre hakim volkanik bir tepe üzerine kurulmuş. Güzel korunmuş, aşırı bir kalabalık var. İnsanlar birine çarpmadan yürümek mümkün değil. Gençlerden oluşan değişik gruplar çeşitli etkinlikler sergiliyor. Çeşitli oyun ve müzik icra ediyorlar.

Kraliçenin her yıl yaz ayında konakladığı Edinburg Hollyroad Şatosu’nu ve modern mimarisi ile İskoçla parlamentosunu, tarihi evleri ile Hollyroad Caddesi’ni, ünlü Balmore Oteli’ni, canlı alışveriş caddesi Prince Caddesi’ni, tarihi mimarisi ile İkiz Evleri gördük.

Burada kalacağımız otele kadar yürüyerek dönerken sürpriz bir şekilde yağmura yakalandık. İzmit’te 32 derece sıcak havadan sonra bu serinlik bizi iyi gelmişti. Hava birden değişti ve tam bardaktan boşalırcasına rüzgarla karışık yağmura yakalandık. Yağmurluk ve şemsiyeler fayda etmedi. Resmen sırılsıklam olduk ve otele zor girdik. Merkezdeki Hilton Oteli’ne yerleştik. Akşam ise otelde Somon balıklı, salatalı, çorbalı, tatlılı yemeğimizi yedikten sonra dinlenmeye çekildik.

alisveris-001.jpg

ici-001.jpg

kale-003.jpg

gece.jpg

YARIN: LEEDS VE GALLER

 

İlgili haberler:

400.jpg

16 Eylül 2016 Kocaeli- Kültür-Sanat



YÜKLENİYOR