Tavşancıl’ın 100 yaşındaki çınarı Nazım Gür, tarihe canlı tanıklık etti

Mimar Nazım Gür’ün babasıydı. Hereke Sümerbank’tan emekli olmuştu. Evli ve iki çocuk babasıydı. Körfez’de öğle namazına müteakip toprağa verildi. Gaz...

Mimar Nazım Gür’ün babasıydı. Hereke Sümerbank’tan emekli olmuştu. Evli ve iki çocuk babasıydı. Körfez’de öğle namazına müteakip toprağa verildi. Gazetemiz yazarı Müzeyyen Ünal, Nazım Gür sağ iken kendisiyle bir röportaj yapmıştı. Hayata bağlı olan, hayatı çok seven, hayatı insanlara sevdiren Nazım Gür, tam 100 yıl hayata tanıklık etti. Kendisini rahmetle anıyoruz.

na1.jpg

Renklerin efendisi, Boya Apre Ustası Nazım Gür, bağda bahçede şarkılar söyledi. Tavşancılspor’da top oynadı. Fotoğraf çekti, sinema işletmeciliği yaptı. Fabrika çevresinden, yurt içinden yurt dışından çok dostlar edindi. Spor ve sinema dünyasından tanımadığı kalmadı. 1997’de kapatılan fabrika camiasının, Hereke ve Tavşancıllıların çok değerli ağabeyleri Nazım Gür; 1331/1915 yılında Tavşancıl’da doğdu. Babası Tavşancıl’ın köklü ailelerinden Hacı Seyitler’den Nuri Beyefendi, annesi yine Tavşancıllı Bedirhanlar soyundan Faika Hanım’dır.

 

ÇOĞU ARAZİYİ YAZDIRMAMIŞLAR BİLE

Orhan Gazi’nin Ören denilen eski köyde oturan ahaliyi Tavşancıl’a yerleştirmesinden beri adı geçen köyde meskun ailelerden olup, çoğu tapu kaydında  Sultan Orhan vereseleri diye yazmasını da kanıt kabul etmektedir. Tarlaları-bağları ile hayli mal mülk sahibi Hacı Seyitler’in  bağ bozumu zamanı çavuş üzümü küfeleri iskeleye taşı taşı tükenmezdi. Kadastro geçtiği zaman çoğu araziyi yazdırmamışlar bile. Bu arazilerin bir kısmından günümüzde Marshall’ın yolu geçmektedir.

 

na3.jpg

 

“ÜZÜMLERİN İNDİRİLİŞİ GÖRÜLMEYE DEĞERDİ”

Nazım Gür, doğduğu yeri anlatmaya köyünün üzümlerinden başladı. “Tavşancıl  bağları ünlüdür.  Bağlarımızın çavuş üzümü Tavşancıl Çavuş Üzümü diye bilinir ve aranırdı. Doruk yapılmış burma küfeler ve  numaralanmış sandıklar, her akşam Tavşancıl İskelesine yanaşan iki bazan üç motorla İstanbul meyve haline (Meyvehoş) gönderilirdi.  Tavşancıl bağlarından merkeplerin ya da hamalların yüklendiği üzümlerin iskeleye indirilişi, hurda iskeleden motora yüklenişi görülmeye değerdi. Meyvehoş İskelesi’nin kabzımalları, üzüm yüklü küfelerin ve sandıkların sahibini kimi ayrık, kimi selvi takılı işaretlerinden ya da üzerindeki numaralarından çıkarırlardı. Yazıhaneler ona göre tutanaklara geçerlerdi.

 

na2-001.jpg

 

HEREKE’DE ATATÜRK’Ü TANIYAN PEK YOK

Hereke ve Tavşancıl’da Yahya Kaptan’ı ve Mustafa Kemal’i görenler ve tanıyanlar pek kalmadı. “1923 yılının başında ben sekiz yaşında idim. Gazi Mustafa Kemal gelecek dediler. İstasyona indik. Trenin iki tarafı pür silah askerle dolu. Gazi, Tavşancıl İstasyonu’nda trenden indi.  Askerlerin hazır beklediği İstasyon’a Kara Fatma ve Penbe Hatun da inmişti. (10 yıl sonra 1933’de ben fabrikaya girdiğimde Kara Fatma’yı Hereke İstasyonu’nda gördüm. Asker kaputu ile dileniyordu).

 

“ATATÜRK’ÜN GEÇECEĞİNİ ANLARDIK”

M. Kemal askeri araba ile Tavşancıl Köyü’ne çıktı. Köyde Salih Omurtag kumandasında alay vardı. Bir topçu askere ‘Düşman etrafınızı sardığında ne yaparsınız?’ diye sorar. Asker duralayınca ‘Süngü takarsın’ dediği anlatılır. Tavşancıl’da bir Arap Hoca ile talebesi Mehmet vardı. Onları Ankara’ya aldırdı.  Denetlemelerden sonra yemek de verildi. Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanlığı sırasında trenle geçeceği sırada demiryolunda askerler gezerdi. Askerlerin sıra sıra demiryolu boyunca gidip gelmelerinden Atatürk’ün geçeceğini anlar köyden aşağı Tavşancıl İstasyonu’na inerdik.

 

“İFADE ETTİĞİ KÜSKÜNLÜĞÜ VARDI”

Buradan geçerken yüzünü çevirerek ifade ettiği bir küskünlüğü vardı.  ‘Yahya Kaptan Rum Çetelerinden köylerinizi koruduğu halde bir mezar bile yaptıramadınız’ dediği bilinmektedir. Yahya Kaptan 1891 doğumlu, öldüğünde 29 yaşında bir gençti. Çok yakışıklı bir adamdı. Karargahı Tavşancıl idi. Arkadaşları ile köyde iken biz de yakınlarında dolaşırdık.  Sonraki yıllarda arkadaşı Arnavut Ömer Ağa Yahya Kaptan’ı her fırsatta anlatır, anısını canlı tutmaya özen gösterirdi. 

 

“OKULA ALINMADIM”

Babam Hacı Seyitlerin Nuri Bey fabrikada çalışır, boş zamanlarında da tarlaya bağa yardım ederdi. Her ne kadar halli vakitli iseler de tek oğulları fabrikadaki mühendisler gibi yetişsin isterler. Gerçi Tavşancıllılar doğuştan asaletli bir duruşa sahiptirler. Kaç metre uzaktan yürüyüşlerinden tanınırlar. 1927’de Tavşancıl İlkokulu’nu bitirdim. Babam köyde Lokman Hekim diye bir doktorun tavsiyesi ile İstanbul’da Sultanahmet Sanat mektebine götürdü.  Zayıf çelimsiz dayanamaz diye okula alınmadım.

 

"MUSİKİ YOLUM BAŞLAMADAN BİTTİ"

Babam, o sırada İstanbul’da ayakkabı boyatırken askerlik arkadaşı ile karşılaştı. Onun önermesi ile Adapazarı’nda askerlik yaptıkları sırada tanışıp ahbap oldukları Yesari Asım Bey’e (Arsoy) beni dinletti. Bağlarda şarkı türkü söylemeyi severdim. Anlaşılan babam müzikle ilgileneyim istedi. Yesari Asım Bey, ‘Nuri Bey yazık etmeyelim. Bu gence bağ-bahçede şarkı söylemeye devam etsin’ deyince musiki yolum başlamadan kapandı. (Sonraki yıllarda Yesari Asım Bey,  bağa bey babamı ziyarete geldi.)

 

“YENİ HARFLERİ KURSTA ÖĞRENDİM”

Yeni harfleri öğretmen Zeki Bey’in Tavşancıl İlkokulu’nda açtığı kursta öğrendim. (Biz mezun olduktan 1 sene sonra yanan bu eve ‘Heybeli’nin Evi’ derlerdi. Şimdi mevcut değil). Bir yıl Kumkapı’da koleje Assomption’a dil öğrensin diye gönderildim. Orası Maarifçe sayılmadığından ertesi yıl Gelenbe Ortaokulu’na kaydım yapıldı. Yatılı olmadığından gidip gelebileyim diye Fatih’te bir ihtiyarın evine yerleştirildim. Bir yıl sonra da  Kabataş Lisesi’nin yatılısında yer bulununca iki yıl okula orada devam ettim.

 

“KİMYAGER DURMUŞ BEY’İN YANINDA YETİŞTİM”

Orta kısmı bitirmem yeterli görüldü. Bana bir dükkan açılması düşünülürken kimyaya ilgi duyduğum için Hereke Fabrikası’nda çalışmak daha cazip geldi. O zamanlarda ortaokul mezunu azdı. Tercihan fabrikaya alındım. Kimyager Durmuş Bey vardı. Almanya’da tahsil yapmış. Onun yanında yetiştim. Renk elde etme reçetelerini uygulamayı ondan öğrendim. 1932’den itibaren fabrikadaki usta ve mühendisleri öylesine dikkatle izledim ki boya apre teknisyeni olarak uzmanlaştım. Beş daireye bakardım. Galvaniz dairesi, yaş apra, kuru apra, cımbızhane, boya dairesi. Kumaş tamirleri yapan bölümler.

 

“ÖĞRETİCİ OLARAK KURSLARA GÖNDERİLDİM”

Fabrikaya gelen yabancılar direk beni ararlar ve bulurlardı. Fabrika mühendisleri bu durumu pek kabullenemediklerinden olacak  Sümerbank’ın yurt içinde açtığı ‘Halıcılığı geliştirme, halı ipi boyama’ ile ilgili  kurslara ara ara öğretici olarak gönderildim. Konya, İstanbul-Tuzla,  Niğde bunlardan bazılarıdır. Bu kurslar sırasında karşılaştığım Mehmet Önder ve diğerleri yaşamıma renk kattılar, zenginleştirdiler. Yalova Kaymakamı Şefik Soyer ile Konya’da Mevlana müzesindeki halıları inceledik. O zaman müdür Mehmet Önder idi.

 

“43 SENE FABRİKADA ÇALIŞTIM”

Sümerbank Genel Müdürlüğü Halıcılığın geliştirilmesi için kurs açmıştı. Halıcılığın geliştirilmesine katkı için orada bulundum. 1977’ye kadar  43 sene fabrikada Reşat Bey’den sonra ne kadar müdürlük varsa çalıştım. 1925’ten 1933’e kadar Hereke Fabrikası’nda görev yapan Reşat Bey, Avrupa’da tahsil yapmış medeni bir insandı. 1928’de Hereke Fabrikası memur ve işçileri için deniz hamamları inşa ettirdi. Bunlardan biri Nuh Çimento İskelesi’nin olduğu yerde idi. Bir de Taş Ocakları’nda vardı.

 

HEREKE’DE İLK SİNEMAYI NAZIM GÜR İŞLETTİ

Denizin içinde iskele ile ulaşılan, ahşaptan 14-15 kabinli ortası havuzlu bu yapıya öğle saatlerinde çalışan bayan ve erkek memurlar girebilirdi. Deniz Hamamı, sabah ve öğleden sonra yalnızca kadınlar, 16.30’dan sonra da erkekler içindi. Fabrika’nın sinemaları vardı. Hereke’de fabrika dışında ilk sinemayı 50’li yıllarda Nazım Gür işletti. Sinema şimdiki Büke evlerinin olduğu yerdeki bahçede idi. Büke Sineması işletmeciliği 10 yıl sürdü. Nazım Gür’den sonra altmışlı yıllarda Nuri Ustaların sineması ile Kahvecilerin Orta Sinema vardı.

 

na4.jpg


TANIMADIĞI KALMADI

Renklerin efendisi, boya Apre Ustası Nazım Gür, bağda bahçede şarkılar söyledi. Tavşancılspor’da top oynadı. Fotoğraf çekti, sinema işletmeciliği yaptı. Fabrika çevresinden, yurt içinden yurt dışından çok dostlar edindi. Spor ve sinema dünyasından tanımadığı kalmadı. 1997’de kapatılan fabrika camiasının, Hereke ve Tavşancıllıların çok değerli ağabeyleriydi. Müzeyyen ÜNAL

03 Kasım 2015 Kocaeli- Kültür-Sanat


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Emine Akgüner - Allah rahmet eylesin,nurlarda yatsın..

Yanıtla . 0Beğen 03 Kasım 16:16
Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR