• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kocaeli : 16 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 16 °C

Hak verilmez alınır!

Nihal Özgirgin

Son günlerde gerek bazı kanaat önderlerince gerekse bazı siyasetçiler tarafından kadının toplumdaki yerine hatta kadının sokaktaki tavırlarına dair basında yer alan söylemler üzerine geçmişten günümüze kadının konumunu düşündüm.

Ve ister istemez tarihsel bir seyir yaptı zihnim.

Ancak bu seyirden pek memnun kaldığımı söyleyemem.

Zira söz konusu konumun ileriye değil geriye doğru seyretme eğilimi insanı endişelendiriyor.

Öyle ki tarihe baktığınızda Türk milletinde kadının ilk dönemlerden itibaren erkekle beraber sosyal hayatın daima içerisinde olduğu bir gerçek.

Hatta yönetimde dahi hakan kadar hakanın eşi hatunun da söz sahibi olduğu iyi bilinir.

Çağdaşları olan kadınlar Avrupa'da bir mal gibi alınıp satılır, bilgi sahibi olanlar da "cadılık" suçlamasıyla yakılırken, Doğu'da ise hiçbir söz hakları olmadığı gibi kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü görülürken Türk kadını için böylesi sorunlar çok uzaktı.

Bu gün dahi birçok kızımız eşini kendi seçemezken Türk toplumunda kızların eşlerini kendilerinin seçtikleri, hatta bu seçimi yaparken karşısındaki ile güce dayalı müsabakalar dahi yaptıkları dönemin kaynaklarında yer alır.

Böylesi bir tecrübeden bugüne gelindiğinde manzara daha iyiye gideceği yerde daha vahim hale geliyor.

Üstelik kimileri bunu din adına destekliyor.

Halbuki bizzat İslam Arap kültüründeki kadın problemine devrim niteliğinde çözümler getirmiş, kadının konumunu ileriye taşımıştır.

Ancak Müslümanlar bu konuda başarılı olabilmişler midir?

İşte sorun da bu.

Çünkü kültürel öğeler ne yazı ki dini öğeleri bile şekillendirebiliyor.

Ve bu öğeler de din gibi anlaşılıp uygulanabiliyor.

Peki  kadının konumuna dair hiç mi tedbir alınmamış tarihimizde?

Türkiye’de kadının sosyal hayatta aktif olarak her alanda yer almasına dair ilk adımı II. Abdülhamit döneminde açılan kız okulları olarak ele alırsak bu konuyu taçlandıran hamlenin  Atatürk’ün 1934’de kadına seçme seçilme hakkının verilmesi olarak görebiliriz.

İfade etmek gerekir ki 1980’li yıllara kadar sosyal hayatta aktif olan kadın profili şehir kültüründe yetişmiş ve toplumun üst kesiminde yer alan kadındır.

1960’larda hız kazanan köyden kente göç ile köyde erkekle omuz omuza tarlada çalışan kadın kente geldiğinde eğitimin önemini fark etmiş, kız erkek demeden çocuklarını okutmaya başlamıştır.

80’li yıllara gelindiğinde sosyal hayatta çalışan kadın profili toplumun muhafazakar kesiminde de yaygınlaşmıştır.

Ki sorun da burada başlıyor sanırım.

Zira bugün yapılan açıklamaların toplumda muhafazakar kesimde yer alan ve aktif olarak çalışan kadını uzaklaştırmaya yönelik olduğunu düşünüyorum.

Peki bu mücadele nasıl sonuçlanacak?

Kadınlara yukarıdan verilen hakların zamanla toplumun her kesimini temsil eden kadınlar tarafından birçok mücadele verilerek içselleştirildiği görmezden gelinerek mi?

Böylesi bir yaklaşım toplumun yarısını oluşturan kesim tarafından kabul edilebilir mi?

Sanmıyorum.

Dolayısıyla bana göre bugün kadınlar hakkında yapılan söylemler toplumun gerçeğini yansıtmadığı gibi kadınların toplumdaki itici gücünü arttırmaktan öteye de geçmeyecektir.

Çünkü kadınlar için bu mücadele artık "genetik" bir hale gelmiştir.

Ve öğrenilmiştir ki "hak verilmez alınır!"

Saygılarımla...

Bu yazı toplam 1725 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim