• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 13 °C

Halden anlamak ve sarı çiçek!..

Mustafa Küpçü

Televizyon reklamlarını pek izlemem. Ama, hiç olmadık bir zamanda, bir reklam beni etkiledi, düşündürdü ve duygulandırdı.

Reklamda ana mesaj; “Halden Anlamak!”

 Eski dönemlerde, “Hayat” denilen konut avlularında yaşanan komşuluk ilişkilerinin güzelliğini, “paylaşma kültürünü” yansıtıyor. Sonra, seyyar satıcılar çıkıyor karşımıza. Onlardan biri, bir evin pencere önündeki “Sarı Çiçeği” görüyor ve diğer satıcıya “SUS” işareti yapıyor! Eğer bir evin pencere önünde sarı bir çiçek varsa, “Bu evde hasta var, gürültü etmeyin” mesajı veriliyor demek! O eski zamanların satıcıları da bu uyarıya saygı gösteriyor ve bağırarak satış yapmıyorlar!

Yani; “Halden anlıyorlar.”

Çocukluk yıllarımı anımsadım. Mahallelerimiz sakindi. Gürültülü araç sesleri yerine fayton atlarının tok nal sesleri duyulurdu zaman zaman. Bağırıp çağırmalar, kavgalar gürültüler yaşanmazdı.

Ya günümüzde?

Yaşadığımız mahallelerde en büyük sorun “Gürültü” değil mi?

Yaşadığım Değirmendere’ye severek, isteyerek geldim. Burada huzur bulurum” diye düşlüyordum! Gürültü kirliliği burada da peşimi bırakmadı!

Günde en az üç beş kez yüksek düzeyli “Belediye anonslarını”  dinliyoruz! Çoğu, “vefat haberleri” oluyor! Bu “iletişim çağında” buna gerek mi var? Acı haber zaten çok çabuk yayılır. Herkesin cep telefonu var. Ne gerek var vefat anonslarına? “Belediye Hizmet yapıyor” diyeceksiniz! Hayır, “halka şirin gözükme” hesabı var!

Sonra, yine yüksek sesli anonslarla “Patates-soğan satıcıları” ya da “Eski eşya toplayıcıları” geçiyor!

Aracın egzozunu bilerek patlatıp, kulakları tırmalayan motor gürültüyle ve hızla yol alan “gürültü sever sürücüler” ya da motosiklet tutkunları var.

Kimi ard arda, kimi üst üste yayınlanan “ezan okumaları” da mahallenin gürültüsüne katkı veriyor!

Bilindiği gibi, beldelerimizde, kentlerimizde cami sayısı inanılmaz bir kızla arttı. Bir veriye göre 85 binin üzerinde camimiz var. Yenileri de yapılıyor. Camilerimizin minareleri niçin var? Müezzin Şerefeye çıkıp ezan okusun diye. Ama, “tüfek icat oldu mertlik bozuldu” misali, minareler süs ve sembol olarak duruyor, ezanlar yine yüksek volümlü ses düzeniyle okunuyor!

Biliyorum, birileri “Ezan sesinden rahatsız mı oluyorsun?” diye gıybet edecektir! Ezan, güzel bir sesle ve hele makamınca okunursa, dinlemekten keyif aldığım, huzur bulduğum bir “namaza davet” iletisidir.  Ama çirkin bir ses, bozuk bir üslup ve yüksek bir sesle okunduğunda o huzuru vermiyor.

Bu yalnız benim görüşüm değil, Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi de aynı görüşü paylaşıyor. Aklın yolu bir ama “aklı” başkalarına emanet eden bağnazlar için çok rahat istismar edilecek bir görüş!

Akıl ve insafla bir düşünelim;

 Yaşadığımız çevrede çocuklar, yaşlılar, hastalar, vardiyalı çalışan insanlar var. Gürültüsüz bir yaşam insani bir ihtiyaç”

Bilmeyen, kaynağından incelesin, tıp doktorlarına, psikologlara danışsın; “birçok hastalığın ve stresin en büyük kaynağı GÜRÜLTÜDÜR!”

Düşünüyorum da, benim çocukluğumda çok daha uygar ve insanca bir yaşam kültürümüz vardı.

Bağnazlık henüz ruhlarımızı esir almamıştı!

Bu kadar çok hastalık yoktu. İnsanlar bu kadar çok stres ve kaygı içinde değillerdi.

Bireysel ve toplumsal şiddet de “yok” denecek düzeydeydi!

Ne oldu bize?

HALDEN ANLAYAN, çevresine “gürültü kirliliği” saçmayan güzel insanlara ne oldu? SARI ÇİÇEKLER de mi yok oldu?!..

Bu yazı toplam 1005 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
cenk
10 Nisan 2016 Pazar 23:19
23:19
Hiç unutmam rahmetli babam anlatırdı. Devir Demokrat Parti devri...Özellikle herkes uykuda ve her yer sakin olduğundan sabah
ezanları - o zamanlar her camiden ayrı ayrı okunurdu- bazılarımızın rahatını bir hayli kaçırırdı ! İşte burahatı kaçanlardan biri kakmış bu durumu devrin İçişeri Bakanına "Her sabah bu ezan seserinden rahatsız oluyorum." diye şikâyet etmiş... İçişleri Bakanı Rukneddin Nasuhioğlu imzalı bir cevap gelmiş müşteki zat-ı şerife... Mektubta denmiş ki; "İkâmet ettiğiniz evi ve mahalli ezan sesinin ulaşmadığı "dağ başı" gibi bir yere naklettiğinizde rahatsızığınız da giderilmiş olacaktır. Bilgilerinizi rica ederim."
Yukarıdaki yazıyı okuyunca gayr-ı ihtiyari bu hadiseyi hatırladım.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim