• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Kocaeli : 1 °C
  • İstanbul : 13 °C
  • Sakarya : 1 °C

Haydar Akar’a “hayırlı”, diğerlerine “geçmiş” olsun!

M.Tanzer Ünal

Kongreler ve kurultay derken CHP’de “tantana” sona erdi.

Şimdi hancı hanına, yolcu yoluna!

Bir sonraki kurultaya kadar ortalık “süt liman”!

 

***

 

CHP’de bu süreç içinde iki grubun “acımasızca yarışı” yaşandı.

Kongrelerde adaylar, sadece “görüntü”ydü.

Yarışanlar, kazananlar ve kaybedenler, “partinin ağababaları”ydı.

Yıllardır CHP’yi kendi tekellerinde tutanlar…

Sonunda çok özet ifade edersek, Sefa Sirmen ve arkadaşları kazandı, Hikmet Erenkaya ve arkadaşları kaybetti.

Yıllardır aynı kişiler arasında devam eden “bilek güreşi” bir kez daha sonuçlanmıştı.

İl ve ilçe yönetimleri, kazanan grubun isteği doğrultusunda dizayn edilmişti.

Hatta gençlik ve kadın kolları bile…

 

Dört ilçe başkanının kurultay delegesi gösterilmemesi

CHP’nin belirli kişilerin zorlamasında dizayn edilmeye kalkılması, il kongresinde “kurultay delegeleri” belirlenirken patlak verdi.

12 ilçeden 8’inin başkanı kurultay delegesi yapılmış, 4 ilçe başkanı yapılmamıştı.

Delege gösterilmeyen Kandıra, Karamürsel, Başiskele ve Dilovası ilçe başkanları haklı olarak tepki içindeydiler.

İstifa söylentileri vardı, içlerinden sadece Kandıra ilçe yönetimi toptan istifa etti.

Diğer örgütler istifa etmediler, ama huzursuzlukları devam ediyor.

Kurultay delegelikleri belirlenirken göz önünde bulundurulan kıstas neydi?

Neden çok ilgisiz kişiler delege listesine alındı da, 4 ilçe başkanı delege yapılmadı?

Parti, delege yapılmayan bu ilçe başkanlarından nasıl verimli hizmet bekleyecekti?

 

Güzin Çelik, neden istifa etti?

İl kongresi 27 Aralık’ta yapıldı.

Takvimler 4 Ocak’ı gösterdiğinde, yani il kongresinden sadece bir hafta sonra, il yönetiminden ilk istifa haberi geldi.

Güzin Çelik, yaşadığı sağlık sorunlarını gerekçe göstererek affını istiyordu.

Gazeteciler, gerçek istifa nedenini öğrenebilmek için kendisine ulaşmaya çalıştılar, ama ulaşamadılar.

İl Başkanı Cengiz Sarıbay da, “İstifanın altında başka şeyler aramayın” diyerek konuyu kapattı.

Halbuki konu, kapatılacak bir konu değildi.

Güzin Çelik, il yönetimine salt “kadın kontenjanını doldurmak için”, kongreden sonra hemen istifa şartıyla alınmıştı.

Güzin Çelik istifa edecek, yerine “yedekteki ilk kadın isim” çağırılacaktı.

Ama gel gelelim, yedek listede her nasılsa hiç kadın yoktu.

Bu nedenle zorunlu olarak(!) yedek listenin birinci sırasındaki Gökhan Darcan yönetime çağırıldı.

Böylece kongre öncesi kurgulanan formalite yerine getirilmiş oldu.

 

Parti meclisi için önerilen isimler

CHP’de kriz biter mi?

Bitmez…

Biterse, CHP’nin tadı tuzu kalmaz.

CHP yıllardır parti içi krizlerden besleniyor.

Kurultaydan iki gün önce, İl Başkanı Cengiz Sarıbay, parti meclisine önereceği isimleri açıkladı.

Her il başkanından beş isim istiyorlar ya, Cengiz Bey dördünü belirlemiş, beşinciyi “sürpriz” olarak saklamıştı.

Dört isim; Sefa Sirmen, Haydar Akar, Mehmet Hilal Kaplan ve Halit Toraman…

Partililer, bu listeye tepki gösterdiler.

*Haydi, Sefa Sirmen listedeydi de, Kocaeli ile hiçbir ilgisi olmayan, sadece “Sefa Sirmen’in yakın arkadaşı” sıfatını taşıyan Halit Toraman’ın listede ne işi vardı?

*Halit Toraman listeye alınacağına, diğer milletvekillerimiz Fatma Kaplan Hürriyet ile Tahsin Tarhan önerilemez miydi?

 

Sonunda ne oldu?

Sonucu biliyorsunuz…

Önerilen dört isimden sadece Haydar Akar, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun “anahtar listesi”ne alındı.

Onu da yanlış anlamayın, il başkanı önerdiği için değil, il teşkilatının ağırlığı olduğu için değil, Haydar Akar “Haydar Akar” olduğu için anahtar listedeydi.

Başardı da, 52 kişilik parti meclisine 32’inci sıradan girdi.

Kılıçdaroğlu’nun önerdiği 23 isim çizik yerken, Haydar Bey listeye girmeyi başardı.

Ya diğer isimler?

Mehmet Hilal Kaplan, parti meclisi için başvuru yapmadı.

Sefa Sirmen, Muharrem İnce’nin anahtar listesindeydi, 166 delegenin oyunu alabildi.

Halit Toraman, Fikri Sağlar’ın anahtar listesindeydi ve aldığı oy 288 idi.

Yani anlayacağınız, İl Başkanı Cengiz Sarıbay’ın listesi bir işe yaramadı.

Kocaeli il örgütünün, genel merkezdeki prestijini de yıprattı.

Öyle ya, sen dört kişi öneriyorsun, biri gidiyor muhalif Muharrem İnce’nin listesine, öbürü gidiyor yine muhalefet Fikri Sağlar’ın listesine!

 

Kemal Kılıçdaroğlu, Cengiz Sarıbay’ı çizmiş midir, çizmemiş midir?

Parti içindeki bütün bu gelişmeler, bence İl Başkanı Cengiz Sarıbay’ın aleyhine olmuştur.

Aradan 28 yıl geçtikten sonra, önce atamayla yeniden il başkanlığı koltuğuna oturdu…

Sonra “seçilmiş il başkanı” olabilmek için, parti içi güçlerin her istediğine “evet” dedi…

Kongrelerde, kendi doğrularıyla değil, başkalarının doğrularıyla hareket etti…

Sonunda “parti meclisine isim önerirken” de yanlış yaptı.

Daha doğrusu, “yanlış yapmak” zorunda kaldı.

O liste var ya o liste, yazın şuraya, Cengiz Sarıbay’ı siyasette fazla ileri götürtmez.

İllerden genel merkeze “parti meclisi için önerilen isimler”, illerin yapısını yansıtır.

Listede kimler var?

Şu şu isimler…

Haaa, demek bu örgüt filanca kişinin kontrolünde…

Kocaeli’deki net manzara da böylece ortaya çıktı.

Kemal Kılıçdaroğlu, Sefa Sirmen ve Halit Toraman’ın ismini gördüyse-ki görmüştür- Cengiz Sarıbay’ın işi bitmiştir.

Çünkü Sefa Sirmen de Halit Toraman da, Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti meclisinde hiç görmek istemeyeceği isimlerdir.

Bu isimler önerildiğine göre, hiç şüpheniz olmasın, Cengiz Sarıbay “çiziği” yemiştir.

 

Hukuk devleti

Sevgili Selen Coşkun’un beğenerek okuyacağınız bir yazısı…

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez ilk üç maddesinden 2. maddede,  adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu yazmaktadır.  Anayasamızın 103. maddesine göre Cumhurbaşkanı göreve başlamadan önce Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağına, adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yaralanmasını sağlayacağına, aldığı görevi de tarafsızlıkla yerine getireceğine dair namusu ve şerefi üzerine ant içer. Anayasamızda Cumhurbaşkanının birilerini hedef göstererek düşünce özgürlüğünü hiçe sayan, tahrik edici, özgürlüğü kısıtlayıcı, halkı kamplaştıracak söylemlerin içinde olabileceğine dair ve yargıya talimat verebileceğini öngören bir madde bulunmamaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 12.01.2016 Salı günü akademisyenleri hedef alarak yaptığı konuşmada ‘Bu devletin ekmeğini yiyip de düşmanlık eden herkes en kısa sürede hak ettiği cezaya çarptırılmalıdır’ demişti.  14.01.2016 Perşembe günü ise baraj açılış bahanesiyle bir Cumhurbaşkanı’nın yapmaması gereken bir konuşma yaparak akademisyenleri ihanetle suçlamış, ‘İlgili kurumlar bu akademisyenlerin ihaneti karşısında gerekeni yapacaktır’ demiştir. Hain ilan ettiği akademisyenlere herhangi bir şey olması durumunda sorumlusu hedef gösteren, halkı galeyana getiren, tahrik eden Cumhurbaşkanı olacaktır.  Yaşam hakkının, ifade özgürlüğünün hiçe sayıldığı, hak ihlallerinin yanı sıra akademisyenleri hedef göstererek linç edilmelerinin altyapısının hazırlandığı bir tablo var önümüzde.  Cumhurbaşkanın anayasayı ihlal eden bu tür söylem ve davranışları kabul edilemez. Anaların evlatlarını kaybetmesi karşısındaki acılara, aydınların barış çağrılarına, hak ihlallerine dikkati çeken açıklamalarına sessiz kalınamaz. Ölümler karşısında susulamaz. Koşar adım gidilen çürüyüş, çekilmeye çalışılan iç savaş görmezden gelinemez. 

Cumhurbaşkanı hemen her konuşmasında anayasayı ihlâl etmektedir. Başbakanlığı döneminde de anayasayı ihlâl etmiştir.  Şimdi FETÖ dediği örgütle tam 11 sene neden ülkeyi beraber yönetmiştir? Bu devletin ekmeğini yiyip,  beğenmediği akademisyenleri, gazetecileri, aydınları yana yana gelmesi mümkün olamayacak isimlerle, iftira atıldığını bile bile, soruşturmayı yürüten özel yetkili savcılara neden destek vermiştir?  Neyin rövanşı içindeydi o dönem?  Bu ülkenin ekmeğini belediye başkanlığı döneminde, başbakan olduğu yıllarda yerken neden Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyet’ine yıllarca düşmanlık besledi? 2011’de PKK ile yapılan Oslo görüşmesini gücünü aldığı milletten, milli iradeden neden sakladı? Bu ülkenin ekmeğini yiyip terör örgütüyle masaya hangi anayasal hak ve özgürlük çerçevesinde oturuldu? 

Sonuç; 2002’den 2016’ya yaşanmaz bir Türkiye, kan ve gözyaşı kaldı. Memleketi bu hale getiren AKP hükümeti değilmiş gibi bugün barış isteyen, insanlar, çocuklar ölmesin, yaşam hakkı ihlal edilmesin diyen herkesi terörizme destek vermekle suçlayabilecek kadar ileri gidilebiliyor. ‘Ya devletin yanında olursunuz ya da teröristin ve terör örgütünün.’ diyor Cumhurbaşkanı. Bu cümleyi söylemesi gereken bizleriz aslında. Yine de cevap vermek gerekirse sadece hukuk devletinin yanında oluruz. Ne terör örgütlerinin yanında oluruz ne de hak ihlali yapan, herhangi bir illegal yapıyla çıkarları için masaya oturan ve bedelini halkına ve askerine en ağır şekilde ödeten, devleti ele geçiren siyasal İslam’ın. Bu ülkenin bilim insanları, hukukçuları, gazetecileri, yazarları, aydınları, vatandaşları sizin 13 sene içinde gerek cemaatle gerek PKK ile yaptığınız hesaplarınıza kurban edilemez. Yıllarca ortadan kaldırmaya elbirliğiyle soyunduğunuz Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinde barış içinde yaşayabilmenin umuduyla, bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz.”

Bu yazı toplam 1790 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim