• BIST 94.655
  • Altın 144,930
  • Dolar 3,5508
  • Euro 3,8707
  • Kocaeli : 14 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 14 °C

Hayvanların hakkını korumalıyız

Hayvanların hakkını korumalıyız
“Gelecekteki hayvanları koruyabilmekiçin bugünün çocuklarını eğitmeliyiz”Kocaeli Doğa ve Hayvan Hakları Savunucuları Derneği (KOHSAVDER) Başkanı Tülay Çetin, gelecekteki hayvanları koruyabilmek için bugünün çocuklarını eğitmemiz gerektiğini söyledi

Bu haftaki söyleşi konumuz sokak hayvanları ve onların haklarını savunan insanlar. Hayvan haklarını savunan derneklerden biri olan Kocaeli Doğa ve Hayvan Hakları Savunucuları Derneği (KOHSAVDER) Başkanı Tülay Çetin ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Kendisiyle başıboş hayvanlarla nasıl barışık yaşayabiliriz onu konuştuk.Bülent EKİNCİ

2-011.gif

KOHSAVDER’i anlatabilir misiniz?

Kocaeli Doğa ve Hayvan Hakları Savunucuları Derneği kurulduğunda Belediye İş Hanı’ndaydık. İlk dernek merkezimizdi. Şuanda 42 Evler Mahallesi’ne taşındık. İsteyenler 530 664 90 66 No’lu numaradan ya da info@kohsavder.org- kohsavder41@gmail.com adreslerinden bize ulaşabilirler. Aynı zamanda bir web sitemiz var. Çalışmalarımızı www.koshavder.org adresinden takip edebilirler. 

“AKTİF BİR DERNEĞİZ”

Biz sahada çok aktifiz. 2014 yılında kabul edilmiş, 5199 sayılı hayvanları koruma kanunu var. 2 yıl sonra buna bağlı olarak bir de uygulama yönetmeliği oluşturuldu. Bu kanun sahada en büyük görevi yerel yönetimlere vermiştir. Ancak uygulama yetkisi valiliklere verilmiştir. Denetleme ve ceza kesme mekanizması da Orman ve Su İşleri İl Müdürlüklerindedir. Bizler ise mevcut kanunun doğru bir şekilde uygulanmasını sağlamakla mükellefiz. Yasaya aykırılıklarda biz hemen ilgili en üst makama yazılı dilekçelerle müracaat ediyoruz. Yazışmalarımızda hiçbir zaman iddia yoktur, elimizdeki belgelerle bu yazıları ve şikayetleri yaparız. 

 

Hayvanlarla ilgili ne gibi ihlallere tanık oluyorsunuz?

Geçmişte belediyelerde hayvanları zehirli etle öldürerek yok etme vardı. Bizim bölgemizde de bu tür bir olay yaşandı, bunlar 2008’li yıllarda yaşanıyordu.  Uzuntarla Belediyesi bu tür bir yok etme yapmıştı. 3 gün çalıştık orada, kanun kabahatler kapsamında olduğu için bu tür suçlara sadece para cezası uygulanıyor. Kişi bir şekilde kendisini kanun karşısında kurtarabiliyor ama bizim için önemli olan kişinin kendisini vicdanen kurtarabilmesidir. İnsansak, birtakım duygulara sahipsek nefes alan bir canlının yaşamını sonlandırma hakkımızın olmadığını da biliriz. Biz SKT’lar olarak bu konuların üzerine gidince biraz çeki düzen vermeye başladılar kendilerine.

 

“YAŞAM ALANLARINA BIRAKILMALILAR”

Şimdilerde her yerel yönetim bununla ilgili bir ekip kurmak zorunda.  Hayvanları nakledebilecek uygun aracı olması gerekiyor. Hayvanları doğru koşularda toplama kurallarına uyması gerekiyor. Veteriner hekim gözetiminde hayvanlar toplanabiliyor. Oluşturulan hayvan bakım evine götürülüyor. Burada bu hayvan birkaç gün bekletilecek. Kısırlaştırılacak ve yeniden yaşam alanına bırakılması gerekiyor. 

Kısırlaştırma deyince, bu duruma nasıl bakıyorsunuz. Kısırlaştırmanın karşısında mısınız?

Ben bu konuya çok doğru bakmıyorum. Hiçbir canlının bedenine, izni olmadan müdahale edilmesi doğru bir uygulama değildir. Ama günümüzde ürümenin kontrol altına alınması gerekiyor. Bu hayvanlar 6 ayda bir doğum yapıyor. En az bir defada 8-10 yavru dünyaya geliyor. Bunların 5’inin yaşadığını düşünün, bu beş taneden 3’ünün dişi olduğunu hesap edersek 8 ay sonra o yavrular da yavrulamaya başlıyor. Bir köpek birkaç yıl içerisinde hesap edemeyeceğiniz bir oranda üreyebiliyor.

“İNSANLAR DOĞADAN UZAKLAŞTI”

Kentler büyüdü, apartman yaşamları arttı, insanlar doğadan uzaklaştı. Çocuklar kedi, köpek, kuş gibi hayvanları bile tanımıyor. Aile iki adım ilerideki okula bile çocuğu arabasıyla götürüyor. Eee çocuk bu hayvanları göremiyor, tanımıyor, ilk defa karşılaştığında da korkuyor. Vahşi bir hayvanla karşılaşmış gibi yapıyor. Aile de çocuğu korkuyor diye belediyeyi arıyor ve bu hayvanları buradan alın diyor. Hiç derinlemesine düşünmeden bunu yapıyorlar. Eğer biz üremelerini kontrol altına alırsak tanıdığımız bildiğimiz hayvanla birlikte aynı mahalleyi paylaşmanın ürkütücülüğü kalmayacaktır.

“SAHİPLİ KÖPEKLER DE KISIRLAŞTIRILMALI”

Sahipli hayvanların kısırlaştırılması esastır diye geçer kanunda. Yani bir sorumluluk yok. Genelde bizim ülkemizde erkek hayvan sahiplenilir. Yakınında bahçesinde büyük köpek isteriz biz. Güç gösterisi yaparız biz. Ergenlik dönemine ulaşmış hayvanlar yılda bir kez çiftleşme görürken şimdi bu sayı 3’lere yükseldi. Küresel ısınmanın etkisi olarak kabul ediyoruz bu durumu. Sahipli hayvan sokakta tek başına yaşayan bir dişi köpekle çiftleştiği zaman bizler on tane daha yavru köpek sahibi oluyoruz. Halbuki hayvanın sahibinin bu durumdan haberi bile olmuyor. Durum böyleyken sahipli köpeklerin de kısırlaştırılması gerekiyor. Anlatmak istediğim, sadece sahipsiz hayvanlar değil sahipli hayvanların da bu işlemden geçirilmesi gerektiğidir.  Kısırlaştırılmış hayvanların çok daha sağlıklı olduğunu da izliyoruz.


Bir de grup halinde gezen köpeklerin etraflarına saldığı bir korku var. Bununla ilgili nasıl bir açıklama yaparsınız?

Köpeklerde sürü psikolojisi var. Genelde de toplu, kalabalık olarak çiftleşme döneminde gezerler. İnsanların kişisel korku ve egoları nedeniyle bir başka canlının yaşam hakkının elinden alınamayacağına inanıyor ve bunu savunuyoruz. Onlar kendi özelliklerinde yaşıyorlar. Bizim özelliklerimizde yaşamalarını bekleyemeyiz. Kimseye zararları da yoktur.

Hiç ısırıldınız mı?

Valla zaman zaman toplu köpeklerin bulunduğu yerler oluyor, gece bile bu köpeklerin yanına gittiğim zamanlar oldu. Ama bu zamana kadar ben hiç ısırılmadım. Hiçbir zaman da böyle bir tehlike yaşamadım.

Korktuğumuzu köpek hissedebiliyor mu?

Eğer siz korkarsanız bunu karşınızdaki köpek hisseder. Sizin korku hormonunuzu köpek saldırı hormonu olarak hisseder. Eğer korkuyorsak çok hızlı hareket etmeyeceğiz. Çünkü fobisi olan insanlarda kalp çarpıntıları başlıyor. Panik atak yaşamaya başlıyor. Yüksek sesle bağırmaya başlıyor. Karşısındaki hayvan onu tehdit olarak algılıyor. Kendisini koruma duygusuyla hareket ediyor. Halbuki karşılıklı olarak birbirlerinden korkuyorlar.

“TIBBİ DESTEK ALMALILAR”

Bu tür korkuya ve fobiye sahip olanların tıbbi destek alması gerekiyor. Başka korkuları olan insanlarda var, benim yükseklik korkum var. Eee benim yükseklik korkum var diye bütün binaları 2 kat 3 kat yapın diyebilir miyim? Böyle bir hakkım var mı? Korktuğunuz zaman tepki vermeyeceksiniz. Köpeklerin duyu organları çok hassas, nasıl depremi önceden hissedebiliyorlarsa sizi de hissedebiliyorlar. Sizi endişeli görünce, sizi tehdit olarak algılıyorlar.

 

Köpekler neden arabaları kovalar?

Ya otomobil yüzünden başına bir şey gelmiştir, canı acımıştır, ayağı kırılmıştır, kaza geçirmiştir. Ya yavrusu varsa araba tarafından ezilmiştir.  Yani mutlaka bir otomobil ile ilgili bir şey yaşamıştır ve bu yüzden kovalarlar. Biz unuturuz ama hayvanlar öyle değil. Köpek, giyiminden, kuşamından bile tehlike olduğunu algıladığı insana tepki verir. Tıpkı araçlara verdiği tepki gibi.

 

Birlikte yaşamamız gereken hayvanların bu özelliklerini topluluklara anlatıyor musunuz?
Okullardan bize teklif geliyor ekip olarak gidiyoruz ve hayvan sevgisini aşılamak için eğitimler veriyoruz, söyleşiler yapıyoruz. Gelecekteki hayvanları koruyabilmek için bugünün çocuklarını eğitmemiz gerekiyor. Ve biz eğitime okullardan başlıyoruz.

“MERKEZLER YETERLİ DEĞİL”

Terk edilen köpeklerin ve  kayıp olan köpeklerin yolu mutlaka bakım evine düşüyor. Oradan da münferit şikayetler alıyoruz. Toplu yaşam hayvanlar için uygun değil. Hareketsiz yaşamda birbirine geçebilecek hastalıklar türeyebiliyor.  Bu tür yerler sadece tedavi edici ve kısırlaştırma işleminin yapılması gereken yerler olmalı. Ardından alıştığı yaşam koşullarına bırakılmaları gerekiyor. Sakat kalan hayvanlar zaten merkezlerde bakılıyor. Merkezler yeterli değil, bu yetersizliğin giderilmesi için de üzerine vazife olan birçok kurum en ufak bir adım atmıyor.

Kentimizde hayvan oteli var mı?

Evet, böyle bir merkez var ancak ben buna da karşıyım. Tatile gidecek insanların evde besledikleri hayvanlarını da beraberlerinde götürmesini tercih ederim. Artık oteller evcil hayvanları otellerine alıyorlar. Benim iki hayvanım var. Biri 17 yaşında köpek, diğeri ise kedi. Gayet iyi geçiniyorlar, tatile giderken de yanımda götürüyorum.

Hayvan hatları konusunda ilgililer üzerine düşen görevi yerine getiriyor mu?

Yerel yönetimler çok fazla getirmiyor. Halen ilçe belediyelerimizin bakım evlerini oluşturmamış durumda. En önemli konulardan biri de iyi ya da kötü niyetli insanların başıboş hayvanlarla ilgili şikayetlerini araştırmadan değerlendirmeye alıyorlar, o hayvanları toplayıp dağlara bayırlara bırakıyorlar. Unutmayın o hayvanların doğal alanı dağın başı değil. Bizlerin arası.

“Hayvanlar kafes ve betonlara hapsedildi”

KBB Sokak Hayvanları Geçici Bakım Evi’nde hayvanları kafes ve betonlara hapsedildiğini belirten Tülay Çetin, “Burayı kulübe sistemli bir merkez haline getirelim” dedi

 

KBB Sokak Hayvanları Geçici Bakım Evi ile ilgili konuşan KOHSAVDER, Başkanı Tülay Çetin, “200 dönüm arazi üzerinde Kandıra yolunda yeni bir merkeze kavuştuk. Bu kadar büyük olmasının nedeni ise üç ilde uygulanan pilot bölge kapsamında Kocaeli’nin de bulunuyor oluşudur. Nedir bu proje, 2012 yılında bir yasa tasarısı değişikliği önerildi. Bütün hayvanlar toplanacak, bu merkezlerde bakılacak. Ama bizler buna itiraz ettik. Çünkü az sayıda hayvana bile bakmaktan aciz yerel yönetimler binlerce kediye köpeğe bakamaz. Sevginin olmadığı maaşlı bir merkezde bu canlılar yaşayamaz.

“BÜYÜKŞEHİR’E TEKLİF GÖTÜRDÜK”

Şuanda halen o yasa mecliste bekliyor. O yüzden bu üç pilot ilde devasa bakım evleri oluşturuldu. Şuan özel kliniklerde olmayan cihazlara sahip bu merkezlerde 5-6 veteriner hekimi var. Her hayvana cevap vermeye çalışıyorlar. Biz Büyükşehir’e şöyle bir teklif götürdük: ‘Kocaman bir alan içerisindesiniz, neden kafeslere ve betonlara hapsedildi hayvanlar? Kocaman arazinin çok küçük bir bölümü kullanılıyor şuanda. Kulübe sistemli bir merkez haline getirelim. Bu hayvanlarla ilgilenme görevi de biz gönüllülere verilsin’ dedik. Fikrimize olumlu bakıldı. İnşallah süreç hayvanlarımızın iyiliği yönünde işler. Hayvanlar ilgi görmek istiyor, başının sevilmesini istiyor. Gittiğinizde tel örgünün ardında kuyruklarını sallayarak tel örgülere sarılıyor, onlar şefkat istiyor. 

 

“EŞİNİZE VERDİĞİNİZ SÖZ GİBİ OLMALI”

Biz hangi amaçla hayvan sahipleniyoruz. Gelsin kapımda beni beklesin, aklıma gelirse su veririm, bir lokma ekmem veririm diyorlar. Hayvanlar evin kapısına bağlanıyor ve hareketsiz havyan kışın çok üşüyor. Donma tehlikesi geçiriyor.  Bu tür çok ihbar geliyor bize. Hayvan sahiplenmek demek evlenirken eşinize verdiğiniz söz gibi olmalıdır, iyi günde ve kötü günde… Hayvan sahiplenirken özveride bulunacağınızı bilmeniz gerekir. Kendinizi tatmin etmek için hayvan sahiplenmemeniz gerekiyor” dedi.

TÜLAY ÇETİN KİMDİR?

Tülay Çetin Balıkesir doğumlu, 1981 yılından beri Kocaeli’de yaşıyor ve tam bir Kocaeli hayranı. Bir çocuk annesi olan Tülay Hanım, doğayı ve hayvanları çok sevdiğini söylüyor. O yüzden Kocaeli’de bulunan doğa ve hayvan hakları derneklerinde aktif görevler aldı. 2008 yılında bu derneklerden birinin yöneticiliğini yaptı. 5 yıl burada görev yaptıktan sonra 2013 yılında Kocaeli Doğa ve Hayvan Hakları Savunucuları Derneğini kurdu. Tülay Hanım başkanı olduğu derneğin kuruluşuna Gülsün Özgül, Emek Doğer ve Seher Çimen ile birlikte karar verdi. Dernek şuanda 16 kişilik yönetim tarafından idare ediliyor.

 

 

 

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim