• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli : 2 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Sakarya : 2 °C

Helâl-haram bilinci (1)

Mehmet Sönmezoğlu

Mükerrem bir varlık olarak yaratılan ve yeryüzünün bütün nimetleri emrine tahsis edilen insanın, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edebilmesi için yaratanını tanıması, O’na ibadet etmesi ve hayatını O’nun istekleri doğrultusunda düzenlemesi gerekir. Yüce dinimiz İslam, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamayı hedeflemiş ve bunun için de bir takım kurallar, ölçüler ve sınırlar koymuştur.  Dinimiz fert ve toplum için zararlı olan şeyleri yasaklamış, iyi, güzel ve faydalı olan şeyleri de serbest bırakmıştır. Yasaklanan şeyler haram, serbest bırakılanlar ise helâl olarak ifade edilmektedir.

 

Helâl; dinen yapılması veya yenip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan şey demektir. Allah ve Resûlü’nün bir şeyin helâl olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi, o fiilin helâl olduğunu gösterdiği gibi, o fiil veya şeyin yasaklandığına dair bir delil bulunmaması da helâl olduğunu gösterir. Zira eşyada aslolan helâl oluşudur. Buna göre bir şey, dinin açık bir hükmüne, yasağına ve ilkesine aykırı olmadıkça helâldir, meşrudur. Helâl kavramı, meşru, caiz, mubah kelimeleri ile de ifade edilmektedir. (Bkz. DİB. Dini Kavramlar Sözlüğü, sh. 252)

 

Haram; dinin, kesin bir delille dayanarak açık bir şekilde yasakladığı şeylerdir. Haramlar Allah’ın koymuş olduğu sınırlardır. Kur’an-ı Kerim’de, “...Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa şüphesiz kendine zulmetmiş olur.” (Talak, 65/1) buyrularak, Allah’ın koyduğu sınırlara uyulması emredilmektedir.

 

Bir hadis-i şerifte helâl ve haram şöyle açıklanmıştır: “Helâl, Allah’ın, Kitabında helalliğini bildirdiği; haram da, Allah’ın, Kitabında haramlığını bildirdiği şeydir. Kitabın söz etmediği (yani helâl veya haram olduğunu belirtmediği ) şey de, Allah’ın affettiği (yani mubah kıldığı) şeylerdendir.” (İbn Mâce, Et’ıme, 60; Tirmizî, Libâs, 6)

 

Kullarına merhameti sonsuz olan Yüce Allah, iyi, temiz ve insan için faydalı olan şeyleri helâl; kötü, pis ve zararlı olan şeyleri de haram kılmıştır. Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “Bugün size temiz ve hoş şeyler size helâl kılındı…” (Mâide, 5/5; Ayrıca bkz. Bakara, 2/168; Mâide, 5/4) Başka bir ayet-i kerimede ise; “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin…” (Tâhâ, 20/81) buyurulmaktadır.

 

İslam dini insanın iman ve ibadet hayatından yeme içme, giyinme, eğlence, aile hayatı ve beşerî ilişkilere kadar hayatın tüm alanlarına yönelik düzenlemeler yapmış, kural ve kaideler koymuştur. Bütün bunlar, kamu düzenini sağlamak, sağlıklı, huzurlu bir toplum hayatı oluşturmak ve neticede insana dünya ve ahiret mutluluğunu kazandırmak için gerekli olan şartlardır. Dinin hayatın bütün alanlarına yönelik getirdiği yasaklar ve sınırlamalar insana zorluk çıkarmayı ve ağır yük yüklemeyi değil, bilakis insanın kulluk görevlerini kolaylaştırmayı, ona yol göstermeyi ve yardımcı olmayı hedeflemektedir. Nitekim ayet-i kerimede, “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” (Bakara, 2/185) buyrulmaktadır.

 

İslam dinine göre asıl olan mübahlık yani serbestliktir. Yani bir şey kesin bir delille haram kılınmamışsa, o şeyin yenilip-içilmesi, yapılması, kullanılması, söylenmesi dinen helâldir. Dinimizce haram kılınanlar sınırlı sayıdadır; helâller ise, haram olanlara göre kat kat daha fazladır.

 

İnsanın hayatını sağlıklı, huzur ve güven içerisinde devam ettirebilmesi için helâller yeter de artar bile. Bu bakımdan insan, haramlara yönelmeden Yüce Mevlamızın hizmetine sunduğu sayısız helâl nimetlerle en güzel şekilde yaşamaya çalışmalıdır.  İnsan helâl olanlarla yetinmez de haram olan şeylere yönelirse hem kendisine, hem de başkalarına zarar verir. Sadece dünyada zarar görmekle kalmaz, kazandığı günahlar sebebiyle ahirette de hüsrana uğrar.

 

Dinimizin koyduğu sınırlara uymak ve haramlardan sakınmak, helâllerle yetinmek imanın bir gereğidir. Müslüman, dinin getirdiği hükümlere tereddütsüz iman eden ve onları her durumda uygulayan kimsedir. O, Allah ve Resûlü’nün emir ve yasaklarına gönülden teslim olur, kendince bahaneler uydurarak bunları mübah göstermeye ve uygulamamaya çalışmaz. Kur’an-ı Kerim’de,  “Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır” (Ahzâb, 33/36) buyrularak, mü’minler bu konuda kesin bir dille uyarılmıştır.

 

Allah’a ibadet etmek ve O’nun emirlerini yerine getirmek nasıl kulluk görevimizse, haramlardan sakınmak da en başta gelen kulluk görevimizdir. Hatta İslam fıkhında kötülükten sakınmak farzları yerine getirmekten daha önemli ve öncelikli kabul edilmiştir.

 

(Haftaya devam edecek)

Bu yazı toplam 881 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim