• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Kocaeli : 20 °C
  • İstanbul : 29 °C
  • Sakarya : 20 °C

Her gün bayram olsa, olur mu?

Ayşe SARIZEYBEK

Bayram haftasından hepimize merhaba.

Bir dönem her yerde nerde o eski bayramlar diye konuşmalar sıkça yapılırdı.

Bayram eskidendi, biz bayramda diye başlayan sözcüklerle anlatılmaya başlayan anılar uzun süre anlatılırdı.

Gazetelerin ünlü köşe yazarları da bayramların uğradığı  erozyonu anlatırlardı.

Bayramların artık tatil olarak algılandığı, bayram ziyaretlerinin eskisi kadar önemsenmediği, gençlerin büyükleri unuttuğu hep yazıldı, çizildi.

Skeçlere konu oldu.

Hatta reklamlara bile.

Şeker firmalarının reklamları için kullanılan tonton dede-nine çiftleri vardı.

Bu tontonları ya pencere önünde beklerken, veya çaresiz gözlerle birbirlerine bakışırken izlerdiniz.

Mesela, fonda hüzünlü bir müzik duyulur,  telefon çalar, yaşlı anne heyecanla ahizeyi kaldırır. Telefondaki ses düzgün bir lisanda gelemeyeceklerini söylemektedir.

Derken yaşlı anne telefonu kapatır. 

Çok üzgündür.

Çaresiz gözlerle bakarken başını yaşlı babaya çevirir. 

Yaşlı baba ise, üzüntüsünü kadın kadar belli etmemeye çalışır.

O erkek olduğundan kadın kadar üzüldüğünü belli etmemesi gerekmektedir. Arka planda ise, ya evlatlarım gelirse diye hazırlanmış sevilen yemekler menüsü görünür.

Bu menünün vazgeçilmezi ise zeytinyağlı dolmadır.

Reklamların sonu ise ana babasına bayramda gelmeyen hayırsız evlatlara bir gönderme yaparak biter.

Ekranda bu reklamı izleyen milyonların içi burkulur.

Hani o an karşınıza çıksalar, tüü diye yüzlerine bir tükürüversem diye içinizden geçirirsiniz.

Bende şimdi iyiki o eski reklamlar yok diyorum, bol acılı, hüzün dolu, suçlama, öfķe, yalnızlık ve çaresizlik pompalayan reklamlar.

 Yaşlılığı terkedilmekle, unutulmuşlukla, çaresiz yalnızlıkla eşleştirerek bilinçaltımıza tohumlayan reklamlar.

Ha, birde evlat düşüncesizdir.

Büyüyüp evden gidince seni unutur tohumu da bonus olarak yanında bulunmaktadır.

Çok şükür ki, bu türden yayınlar yerini artık, kalabalık aile sofralarına bıraktı.

İki berjer koltuk, hüzünlü müzik, sevilen yemekler menülü masa ve iki tontondan oluşan reklam filmlerinin devri bitti.

 Yeni trendimiz uzun bir masa, masada oturan büyükler, her nesilden birisi masada bulunmakta. Genç anne hizmet ediyor. Dededen toruna her kuşağı görebildiğiniz geniş aile sofraları, fonda neşeli bir müzik.

Geniş aile kavramı yeniden hatırlatılıyor.

Geniş aile görüntüsüyle birlikte, güçlülük, sevgi, beraberlik ve dayanışma, hoşgörü tohumları da bilinçaltımıza pompalanıyor.

Yeni tohumlar çok güzel, harika.

Acı ve dram, yalnızlık,  acınılan yaşlılık tohumları devre dışı kaldı.

Yerine, kalabalık aile, aile üyelerinin yardımlaşması, yaşlılığın ise, etrafını saran torunlar olarak algılanması, büyük sofraların, güzel yemeklerin, yardımsever gençliğin tohumları devreye girdi. Bilinçaltımıza pompalananlar değişti. Artık aidiyet duygusunun kök tohumu olan aile kavramı hatırlatılıyor. Büyük sofralar ve yemek,  paylaşmayı hatırlatır insana. İnsanın açlığını paylaştığı yerdir yemek sofrası.

Bayram coşkusu,  paylaşmayı, sevgiyi, beraberliği, hatırlanmayı, hatır görmeyi, yalnız olmadığımızı hissetmemizdendir.

Bayram, bunu kendiliğinden yapar. Bayram, paylaşmayı hatırlatır.

Bayram olmadan da paylaştığımız,  sevdiklerimizi hatırladığımız, ailemizin, dostlarımızın, büyüklerimizin hatırını sorduğumuz,  birbirimize nedeni yokken sofra hazırlayıp davet ettiğimiz zaman, her günümüz bayram coşkusuyla dolacak.

Her zaman, bayram neşesinde dolu dolu yaşamayı diliyorum.

Sevgiyle kalın.

Bu yazı toplam 977 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim