• BIST 97.583
  • Altın 145,649
  • Dolar 3,5726
  • Euro 3,9955
  • Kocaeli : 22 °C
  • İstanbul : 23 °C
  • Sakarya : 22 °C

Hıristiyan dünyası, 533 yıl önceki olayı unutmuyor, hesaplaşmaya bugün

M.Tanzer Ünal

Biz unutuyoruz…
Onlar unutmuyorlar.
Aradan yüzyıllar geçse de “intikam peşinde olduklarını”, “hesaplaşmak için fırsat kolladıklarını” her fırsatta gösteriyorlar.
Ama anlayan kim?
Biz, her zamanki gibi olaylara “lay lay lom” yaklaşıyoruz, olayların derinliklerine inmiyoruz, yaşadıklarımızdan ders çıkarmasını bilmiyoruz.
Son örnek…
Önceki gün, bazı gazetelerin iç sayfalarında “önem verilmeden” yayınlanan bir haber vardı.
“Papa Francesco, dün Vatikan’da ilk ciddi icraatına imza atarak 1480 yılında Otranto’da Osmanlı’ya karşı savaşırken ölen 813 Hıristiyan’ı AZİZ ilan etti. Sen Piyer Meydanı’nda düzenlenen törene on binlerce kişi katıldı…”
Olay ne zaman olmuş?
1480 yılında…
Şimdi hangi yıldayız?
2013 yılında…
Aradan tam 533 yıl geçmiş.
Beş asırdan fazla…
Hıristiyan dünyası, 533 yıl önce Osmanlı’dan yediği tokadı hâlâ unutmuyor, unutamıyor, unutturmuyor.
Osmanlı kuşatmasında hayatını kaybeden 813 Hıristiyan’ı bugün “aziz” ilan ediyor…
*********
Bu olay, öyle “sıradan bir olay” değil.
Üzerinde durup düşünülmesi gereken bir olay...
Bugün ülkemizin yaşadığı sorunlarla ilgili bir “ipucu”…
Tabii anlayabilene…
Gazeteleri taradım, haberle ilgili tek bir “doğru yorum” bulamadım.
Bir iki sıradan yorum vardı, onlar da “aziz olmanın şartı olan mucizenin bu kez uydurulduğu” üzerinde duruyordu.
Bana ne?
İster uydurmuş olsunlar, ister uydurmamış olsunlar!
Kendi konuları…
Ben esas, Osmanlı tarafından öldürülen 813 Hıristiyan’ın aradan 533 yıl geçtikten sonra “aziz” ilan edilmesi olayına bakarım.
Ne anlama geliyor bu?
Vatikan ve Papa, ne demek istiyor?
Şunu demek istiyor…
“Biz, Osmanlı ile olan hesaplaşmamızı, onun yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile devam ettiriyoruz ve ettireceğiz de…”
Tarihe baktığımızda, bu hesaplaşmanın bıkmadan usanmadan devam ettiğini görürüz.
Bir tarafta, Osmanlı’dan intikam almaya çalışan ve tüm adımlarını buna göre atan Hıristiyan Batı…
Diğer tarafta, Osmanlı’nın yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti…
Aslında…
Batı’nın derdi direkt Osmanlı Devleti ile değildi.
Eğer öyle olsaydı, Osmanlı yıkıldıktan sonra, sorun ortadan kalkardı.
Devam ettiğine göre…
Batı’nın derdi, “Türk milleti” ile.
Atatürk, Nutuk’ta bunu şöyle ifade eder:
“Türk milleti aleyhine asırlardan beri büyük bir suikast hazırlanmıştır. Lozan Antlaşması, bu büyük suikastın yıkılışının belgesidir.”
********
Atatürk, böyle diyordu…
Suikast, Lozan Antlaşması ile yıkılmıştı…
Emperyalist Batı, Sevr Antlaşması ile “Osmanlı’yla hesaplaşmayı” tamamladığını sanmıştı.
Sevr, bir bakıma Avrupa’nın Türklerden intikamıydı.
Osmanlı Devleti’nin tarihe gömülmesiydi.
Türklerin, bir devletten mahrum bırakılmasıydı.
Türklerin idam fermanıydı.
Ama Batı, Atatürk faktörünü hesap etmemişti.
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Lozan Antlaşması imzalandı ve Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti doğdu.
O tarihten bu yana hesaplaşma devam ediyor…
Batı’nın hedefi, Osmanlı Devleti gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de “Sevr noktasına” getirmek!
Yaşadığımız “Ermeni sorunu”, yaşadığımız “Kürtçülük sorunu”, bunun için.
“Ermeni ve Kürtçülük sorunu”, bugünün sorunu değil.
Osmanlı Devleti’ni zayıflatıp yıkmak için de aynı ihanet grupları kullanılmıştı.
Bölücülük anlamındaki Kürtçülük, Avrupa’dan kaynaklanmıştır.
Kürtçülüğün öncüleri, Avrupa’dan ve Amerika’dan ülkemize özel amaçla gönderilen misyonerler, gezginler ve konsoloslardır.
İlk Kürtçüler yabancılar arasından çıkmış, “yerli Kürtçüler” çok sonradan onlara katılmıştır.
Kürtçülerin silahlı gücü olan PKK da “yerli malı” değil, “Batı malı” dır.
********
Kürtçülüğün başlangıcı hangi tarihtir biliyor musunuz?
1787 yılı…
Ünlü tarihçi ve diplomat Bilal Şimşir, iki ciltlik “Kürtçülük” kitabında bunu böyle belirler.
“Kürtçülüğün babası” da bir Kürt değil, bir Katolik misyonerdir.
Adı, P. Maurizio Garzoni’dir.
Vatikan tarafından 18. Yüzyılın son çeyreğinde, Türk-Irak sınırına yakın Amadia’ya gönderilmiş, burada Kürtler, Ermeniler, Asuriler arasında tam 18 yıl yaşamıştır.
1787 yılında Roma’ya dönmüş, İtalyanca olarak “Kürt Dili Grameri ve Sözlüğü” adlı kitabı çıkarmıştır.
İşte bu kitabı nedeniyle İtalyan Garzoni, “Kürtçülüğün babası” kabul edilir.
Şimdi diyeceksiniz ki, “O tarihte, yani 226 yıl önce, bir İtalyan vatandaşının bizim bölgemizde ne işi var?”
Aynı soruyu ben size sorayım.
Garzoni, bunca zahmete, bunca mahrumiyete neden katlanmış acaba?
Bir iki yıl değil, 18 yıl…
İtalya’ya yakın bölgelerdeki Bask, Katalan ve Korsika dillerini neden merak etmemiş de, kendisi için “meçhul” diyarlara gelmiş, Kürtçe öğrenmeye çalışmıştır?
Vatikan’ın bu işlerle ne ilgisi var?
Peşinen şunu söylemek gerekir.
Vatikan, devamlı Batı emperyalizminin ve kapitalizminin emrinde olan bir kurum.
Din- iman aşkı hikâye, esas olan insanları ve ülkeleri sömürmek…
Emperyalist ülkeler, sömürecekleri ve işgal edecekleri ülkelere önce misyonerlerini göndermişler, misyonerlerin gerekli ortamı hazırladıkları ülkeleri daha sonra işgal etmişlerdir.
Yani din adamları, öncü işgalcilerdir.
Vatikan’ın gözünde Türkiye daha önemli bir ülkeydi.
Çünkü bu topraklar, eski Hıristiyanların toprağı idi.
Bu nedenle ülkemiz, tarih boyunca Vatikan’ın hep “hedef ülkesi” olmuştur.
********
Sonuç olarak…
Batı, yani “Hıristiyan dünyası”, Sevr Antlaşması ile Osmanlı’yı tarihe gömmüş, ama araya Atatürk girdiği için, Türk milletinin işini bitirememişti.
İntikam hırsıyla yanıp tutuşuyorlardı.
Hesaplaşması, 90 yıldır devam ediyordu.
Şimdi “uygun ortam” yakaladıklarını sanıyorlar.
Yine “Ermeni” ve “Kürtçüleri” ve yerli işbirlikçilerini taşeron olarak kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni parçalamak, milleti ayrıştırmak istiyorlar.
90 yıl önce başaramadıklarını bugün başarmak istiyorlar.
90 yıl önceki mağlubiyetlerinin intikamını bugün almak istiyorlar.
Başaramayacaklar…
Bugün bir Atatürk’ümüz yok, ama ruhu, düşmanları ve işbirlikçi hainleri alt etmeye yetecektir!

Bu yazı toplam 1053 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim