• BIST 106.722
  • Altın 143,590
  • Dolar 3,5505
  • Euro 4,1381
  • Kocaeli : 31 °C
  • İstanbul : 31 °C
  • Sakarya : 30 °C

“Hırsız”ı bırakıp, “hırsızı yakalayan” la uğraşıyoruz…

M.Tanzer Ünal

 

                                        

“Vurun Kahpeye”, Halide Edip’in ikinci romanının ismi…

Savaş yıllarında Anadolu gerçeğini anlatan bir roman…

Ünlü yönetmen Lütfü Akad’ın ilk filmiydi.

Daha sonra iki kez daha sinemaya aktarıldı.

Bu film, Türk sinemasının dönüm noktası olarak kabul edilir.

Eski bir filmdir, ama anlamlıdır.

Ülkemizin işgal altında olduğu yıllarda, öğretmen okulundan yeni mezun olmuş İstanbullu idealist Aliye öğretmen, bir Anadolu kasabasına atanır. Aliye öğretmen, görev yerine giderken kendi kendine, çocuklara ışık olacağına, onlara anneleri gibi davranacağına, hiçbir şeyden korkmayacağına söz verir. Gittiği kasabada milli mücadeleye de destek olur.

Yobazlar, Aliye öğretmenin bu çalışmalarını tasvip etmezler. Din ve namusu bahane ederek genç öğretmene iftira atarlar. Tüm kasaba onlara inanır ve Aliye öğretmen idealleri ve savunduğu düşünce uğruna linç edilir.

Filmin özeti böyle!

 

 

Linç etmeyi çok seviyoruz…

                                               *********

Türkiye’nin yakın tarihine göz atarken, çocuk yaşlarda izlediğim “Vurun Kahpeye” filmini hatırladım.

İftira atma ve linç etme, hep devam ede gelmiş.

“Linç seven millet” olup çıkmışız.

Ülkeyi yönetenler hedef göstermiş, sorup sorgulamadan, hak hukuk ve adaleti gözetmeden, o kişinin veya o kesimin üzerine çullanmışız.

Saymaya kalksam, bu sütunlar almaz…

Türkiye, yeni bir linç girişimi ve karalama kampanyasıyla daha karşı karşıya.

Bu kez hedef, Hizmet Grubu ve Fethullah Gülen!

Bizzat Başbakan, günde 10-15 kez fetva veriyor.

Öyle sözler söylüyor, milleti öyle kışkırtıyor ki, bir “katli vaciptir” demediği kaldı.

Erdoğan hedef gösterir de, “ekibi” gereğini yapmaz mı?

İş büyüdükçe büyüdü.

Hizmet Grubu ve Fethullah Gülen, artık sadece AKP’nin değil, tüm Türkiye’nin düşmanı olarak ilan edildi.

“Vurun Fethullah Gülen”e naraları atılıyor.

Bu furyaya en son katılanlardan biri de Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu…

Karaosmanoğlu, daha düne kadar öve öve bitiremediği, taa ABD’ye kadar gidip görüştüğü, elini öptüğü Fethullah Gülen’e bakın neler söylüyor:

“Şahsen Fethullah Gülen’i böyle bilmiyordum. Son gelişmeler bize şunu gösterdi ki ABD’nin yetiştirdiği bir Lawrence’tir. (casus) İhanetin başıdır. Şu anda ben böyle görüyorum öyle bakıyorum.
 Zamanında Fethullah Gülen cemaati ile aramız iyiydi. Bir problemimiz yoktu. Ruhsat istedikleri zaman veriyorduk. Bazen yurtlarına yardımcı oluyorduk. Cemaatin tabanı ile bir problemimiz yok. Taban temiz. Tabanın üstte yapılanlarla bir ilgisi yok. Üst yönetimde bir ihanet var. CIA-MOSSAD ile işbirliği var. Türkiye’yi çökertme hareketi var. Türkiye’de askeri yönde bir ihtilal yapamadılar ama hükümeti nasıl çökertiriz, Türkiye’ye nasıl zarar veririz hesabına girdiler.
Fethullah Gülen bir Lawrence’tir. Osmanlı İmparatorluğu ile Arap Dünyasının arasını açan Lawrence vardı. Müslüman kılığında Arabistan’da dolaştı. Osmanlı İmparatorluğu ile Arap dünyasının arasını nasıl kopartırım çalışmaları içine girdi. Lawrence’i İngilizler yetiştirmişti. Bugün de yaşananlar aynı durumdur başka bir şey değildir.
Başbakanımız davet ediyor gelmiyor. Siyaset yapacaksan, devleti idare edeceksen gel parti kur deniyor. Demokratik yönden mücadele et. Ama bakıyorsun devletin içerisine sinsi sinsi giriyorlar. Yok istihbaratına gireceksin, bankaları elde edeceksin, stratejik noktaların hatta TÜBİTAK’ın bile içerisine gireceksin, adaletin içirişine gireceksin. Adam yetiştireceksin yetiştirdiğin bu adamlar devlete bağlı değil hükümete bağlı değil bizzat abilere bağlı, Lawrence’e bağlı.  Böyle bir şey olamaz.”

                                                               ******

İbrahim Karaosmanoğlu’nun Fethullah Gülen’le ilgili söyledikleri böyle.

Daha uzundu, ben bir bölümünü verdim.

Gördüğünüz gibi, İbrahim Karaosmanoğlu, dün elini öptüğü Fethullah Gülen’i bugün yerin dibine batırıyor.

“İhanetin başı” diyor.

“ABD’nin yetiştirdiği Lawrence’dir” diyerek  “casus” iması yapıyor.

CIA-MOSSAD’la ilişkileri olduğunu söylüyor.

 

Sahi, AKP Fethullah Gülen’e neden kızıyor?

                                                               *******

Başbakan Erdoğan ve AKP’liler, Fethullah Gülen ve Hizmet Grubu’na çok öfkeli.

Nedeni, 17 Aralık operasyonu…

İktidar, bu operasyonun Fethullah Gülen tarafından yönetildiğini söylüyor.

“Devlet içinde devlet var” diyor.

Yapılanlar, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmaya yönelik” iddiasında bulunuyor.

Saçma!

Eğer hükümet kendisini “normal devlet” kabul ediyorsa, var olduğunu ileri sürdüğü “paralel devlet”, “normal devlet”teki rüşvet ve yolsuzlukları ortaya çıkarıyorsa, bırakalım çıkarsın!

İktidar, “kuvvetler ayrılığı” prensibinden vazgeçip, “kuvvetler birliği” uygulamasına geçince, devlet zaten “kontrolsüz” kalmıştı.

“Yasama” ve “yargı”, “yürütmeyi” kontrol edemiyordu.

Kontrolsüz kalan “yürütme” de, iştahla “yürütme” faaliyetinde bulunuyordu.

“Yürütme”, güç zehirlenmesi yaşıyordu…

Ayağını yerden kesmişti…

“Biz istediğimizi yaparız, bize kimse karışamaz” havasına girmişti.

Ve bildik görüntüler…

Ayakkabı kutularındaki milyon dolarlar…

Bakanların ve çocuklarının karıştığı rüşvet iddiaları…

Her gün internete düşen “tape”lerdeki rezillikler…

Şimdi düşünün!

O var olduğu söylenen “paralel yapı” olmasaydı, bizim bu hırsızlık ve yolsuzluklardan haberimiz olacak mıydı?

Olmayacaktı…

Hırsızlar, çalmaya devam edecekti.

Alavere dalavere düzeni sürüp gidecekti.

Bence, “paralel devlet”in sorumlusu, mevcut iktidar…

İktidar, devletteki kontrol mekanizmasını yok edince, ortaya çıkan bu boşluğu “bir grup” doldurmuş.

Bu grup…

*Ayakkabı kutularını…

*Para sayma makinelerini…

 *”Milletin a…… koymaya” kalkanları…

*”Babacığım üç beş kuruş kaldı, bir trilyon kadar” diyenleri…

*Altın kaçakçısına, ”Önüne yatarım” diyen Bakanları…

*”Paraları sıfırla oğlum” emrini verenleri…

*700 bin liralık kol saatini avanta olarak alanları…

Ortaya çıkarmış.

Vay sen misin bunları yapan, sen misin bizim pisliklerimizi ortaya seren, bunun hesabını vereceksin!

17 Aralık’tan hemen sonra yazdım, şimdi de yazıyorum.

Rüşvet, hırsızlık ve yolsuzlukları kim veya kimler ortaya çıkardıysa, bizler o kişi, kişiler veya kuruma minnet borçluyuz.

Yoksa bu millet, o “pisliklerin” esiri olacaktı.

Özetle…

Geldiğimiz noktada, Türkiye’nin gündemi “paralel devlet” değil, hırsızlık ve yolsuzluklardır.

Türkiye’nin bu “pislikler” den nasıl temizleneceğidir…

“Hırsız”ı bırakıp, “hırsızı yakalayan”la uğraşmanın anlamı ve mantığı yok!

 Bilmem anlatabildim mi?

 

 

 

     

 

 

 

 

 
 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1116 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim