• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 23 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 23 °C

Hırsızların ve katillerin alkışlandığı ülke…

M.Tanzer Ünal

 

                                   

Nereden, nereye…

Bir zamanlar, ülkemizde “zenginlik” denince, akla “para” gelmezdi.

“Kültür”dü, “bilgi”ydi, “vizyon”du, “itibar”dı, “dürüstlük”tü, “hoşgörü sahibi olmak”tı zenginlik!

Dönem değişti.

Daha doğrusu Türkiye, dönüştürüldü ve değiştirildi.

Bu dönüşüm ve değişim sırasında, eski “değer yargıları” yok oldu.

Her şeyin, ama her şeyin yerini “para” aldı.

Ve “para”ya ulaşmak için kullanılacak her yöntem “mubah” kabul edildi.

Yeni bir “yaşam biçimi” oluştu.

*Çalışmadan yaşamak…

*Köşeyi dönmek…

*Yalan söylemek…

*Dalkavukluk…

*Rüşvet almak…

*Hırsızlık yapmak…

*Çalışana, üretene “enayi” gözüyle bakmak…

*Siyaseti “rant” için yapmak…

*Esen rüzgâra göre yön değiştirmek…

*Eğilmek, bükülmek…

*Yalakalık, yağcılık ve şakşakçılık…

 Türkiye’nin “yeni yaşam düzeni”nde artık bunlara “prim” verilir oldu.

 

*****  **************************************************************************

Bizim millet kurnaz…

                               ******

 

Bir kısmı mecburiyetten, bir kısmı kimliksiz ve kişiliksizlikten…

Mesut ve bahtiyar, bindikleri arabanın düdüğünü öttürmeye başladılar.

Kayıtsız şartsız…

İşte yaşadığımız sıkıntıların çoğu bu yüzden.

                                                                                              *******

Hatırlayın!

Bir zamanlar bir “Tuncay Mataracı” vardı.

AP’den milletvekili seçilmişti, ama “bakan” olabilmek için CHP’ye geçmişti.

Hani Ecevit’in ayarttığı 11’lerden…

Yolsuzluk şu bu, Yüce Divan tarafından 36 yıl hapse mahkûm edilmişti.

1982 mi 1983 mü, o tarihlerde…

Kaç yıl yattı bilmiyorum, yattı çıktı, cezaevi çıkışında binlerce kişi tarafından davul zurna ile karşılanmıştı.

O yolsuzluktan cezaevinde yatmıştı yatmasına da, toplumda O’nu alkışlayan binlerce kişi vardı.

Toplum, “yolsuzluğu” alkışlıyordu.

                                                                              ********

Geçelim Özal dönemine…

Ne demişti Özal?

“Benim memurum işini bilir…”

Yani?

Maaşı azdır, ama rüşvet alarak geçinmesini bilir.

Başbakan’ın ağzından rüşvete teşvik…

Sonra aile çevresinin yaşattığı rezillikler…

                                                                                              *******

Yılmaz Güney olayı…

Bugün gibi gözümüzün önünde…

Hâkimi öldürdü, kahraman oldu.

Toplum, bu cinayeti alkışladı.

O bir film sanatçısıydı, ünü, katilliğini örttü.

 

 

Gelelim bu günlere…

                                               ********

*”Kol saati”ni alkışlıyoruz…

*”Ayakkabı kutusu”nu alkışlıyoruz…

*”Para kasaları ve para sayma makinesi”ni alkışlıyoruz…

*”Sıfırla oğlum”u alkışlıyoruz…

Ve geçtiğimiz günlerde inanılmaz bir davranış biçimi daha…

Bu siyaset dışı…

Adamın biri, ilk eşini öldürmüş, yatmış çıkmış, ikinci kez evlenmiş, onu da öldürmüş.

Beş altı yıl yatmış serbest kalmış, yine evlenmek istiyor.

Evlenme programına çıkmış anlatıyor:

“62 yaşındayım. Dürüst bir insanım. Yalan söyleyemem. Üç kez evlendim, ikisini öldürdüm, birini boşadım. Kader kurbanıyım. Evlenmek yuva kurmak benim de hakkım. Şeker hastasıyım. Bir su verenim olsun istiyorum…”

Salondan alkışlar…

Siz böyle bir toplum gördünüz mü?

Hırsıza alkış…

Yolsuzluk yapana alkış…

Rüşvet alana, rüşvet verene alkış…

Cinayet işleyene alkış…

Yalakaya, yağcıya, haine alkış…

Dalkavukluk yapana alkış…

Türkiye, hırsızların ve katillerin alkışlandığı bir ülke oldu.

Ülkemizde, “değerler” yer değiştirdi.

Dalkavukluk para ediyor, dürüstlüğün yüzüne bakan yok!

Ne demiş ünlü düşünür Montesquıeu?

“Dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün kazandırdığı faydadan fazla olursa, o ülke batar.”

Bu sözün, günümüz Türkiye’si için çok anlam ifade ettiğini düşünüyorum.

 

 

Wes Hotel…

                               *******

İzmit’in merkezinde, saat kulesinin yakınında bir otel…

Üç yıldızlı mı, dört yıldızlı mı bilmiyorum.

Çok da önemli değil.

İlk kez önceki akşam gittim.

Kısa adı KASK olan Fotoğraf Sanatçıları Derneği’nin kuruluş yıldönümü vardı, eşimle birlikte katıldık.

Müzeyyen Hanım, derneğin üyesi…

Otelin yeme içme bölümüyle ilgili gözlemlerimi aktarmak istiyorum sizlere.

*Masalardaki ekmek cinsini artık esnaf lokantaları dahi kullanmıyor. Bildiğiniz dilimlenmiş beyaz ekmek. Hani Anadolu’da masalara tepeleme koyarlar ya… Buradaki sadece tepeleme değildi, hepsi o kadar.

*Ordövr tabağı… Cam tabağı güzel de, üstündekiler rezalet! Beyazı kırmızısından daha fazla çeyrek domates… Bir iki saat önce soyulup kesildiği için buruşmuş çeyrek salatalık… Zar gibi beyaz peynir… Tatsız tuzsuz bir yaprak sarması ve yarım biber dolması… Ancak çatalın ucuna gelecek kadar acılı sos ve yoğurt ezmesi… Ordövr, Fransızcadan gelen bir ifade… Hors-d’oeuvre… Yemekten önce sunulan iştah açıcı yemekler… O tabağı görünce benim iştahım kapandı.

*Sıcak tabağı… Veya ana yemek… Bir tavuk çöp şiş, tavuk kanat, iki parça pirzola, közlenmiş dilim domates, pilav… Görüntü güzel, ama tatları berbat! Etler saatlerce önce ızgarada pişirilmiş, soğumuş, buz gibi olmuş, üstünde yağları donmuş, öyle servis edildi. Anlatılır gibi değil!

*Çaylar… Ben içmedim, masadaki arkadaşlarımız çay söyledi. Renginden belliydi, bir yudum alan geri bıraktı. Haşlana haşlana çaylığı kalmamış. Öyle dediler…

                                                                              ********

Sizlere, Wes Hotel’de yediğimiz bir akşam yemeğinden gözlemlerimi anlattım.

Elbette biz oraya tanıdıklarımızla, dostlarımızla beraber olmak ve KASK’ın kuruluş yıldönümünü kutlamak için gittik.

Ama insan, gittiği yerde yemeklerin kaliteli, hizmetin kusursuz olmasını bekliyor.

Ben bunu göremedim.

 

Rahmi Koç’tan “gelişmiş ülke” tarifi…

                                           *

Rahmi Koç, geçenlerde bir grup gazeteciyi Antalya’da ağırladı.

Gazeteciler, Rahmi Koç’la değişik konularda, özellikle “vergi rekortmenliği” konusunda röportajlar yaptılar.

Koç, bir röportajında, “gelişmiş ülke” tarifini şöyle yaptı:

“Bana önce gelişmeyi bir tarif etmeniz gerekir. Araplarda çok zenginlik var, ama gelişme yeterli değil. Bunlar parayla pulla olacak şeyler değil. Gelişmişlik, senelerin eğitim, kültür, demokrasi anlayışıyla olabilecek bir şeydir. Gelişmiş olmak için herkesin vergi ödeyeceği, gelirin adil dağıtılacağı bir ülke olması gerekiyor. Yoksa 3 tane AVM, beş altı bilmem ne ile olmaz bu işler. Ama bunun kestirmesi de yok. Zamanla olacak artık, dört jenerasyon mu, beş jenerasyon mu gerekir bilemem. Ne demiş İngiliz devlet adamı Churchill, “Centilmen olmak için üç jenerasyon gerek.”

                                                                              *******

Ben, Rahmi Koç’un bu “gelişmiş ülke” tarifini çok tuttum.

Üç AVM, beş bölünmüş yolla “gelişmiş ülke” olunmaz!

    

   

 

 

 

  

Bu yazı toplam 825 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim