• BIST 107.726
  • Altın 152,715
  • Dolar 3,7154
  • Euro 4,3697
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 19 °C

HOŞGÖRÜ

Tarık Bağdat

İnsan ilişkilerinin temelini sağlıklı iletişim oluşturur. Bu iletişimi daha doğrusu ilişkileri incelemek, geliştirmek, iyileştirmek, barış ve huzur getirmesi için yönlendirmek şansına sahip olan da yine bizleriz.
Bu şansı doğru ve bilinçli bir şekilde ve iyi kullanmalıyız. İlişki içerisinde bulunduğumuz insanlara anlayışla davranmak, “Anlayış ve hoşgörü” ye günlük yaşamımızda ve özellikle çatışma hallerinde kurtarıcı unsur olarak dört elle sarılmak, sorunsuz iletişimin en kestirme yoludur.
Karşımızdaki kişinin yerine kendimizi koyduğumuzda, olaylara onun bakış açısıyla bakmaya çalıştığımızda, anlayışlı olmanın ilk adımı değil midir?
Sözü edilen o kişinin eğitim düzeyi nedir? Kültürel değerleri hangi doğrultudadır? Duyguları nasıldır? Bugüne kadar yaşadıklarından nasıl etkilenmiştir? Bu ani duygu patlamasını neden yaşıyor? Bu soruları süratle kendimize sorup, bu kez de “Onu kırmadan düşüncelerini ve kararını yeniden gözden geçirmesi için ne yapabilirim?” in cevabını bulmaya çalışmalıyız.
İşte, onun hakkında düşünmeye ve önce içimizden kendimize sorular sormaya başladığımızda da ikinci adım atılmıştır. İkinci adımın sonuca varabilmesi için, olumlu duygular ile hoşgörü anlayışını birlikte sergilemeliyiz.
Son adım, bütün bunları karşımızdakine hissettirmektir. Onu anlamaya çalıştığımızı, benimsemeye hazır olduğumuzu beden dilinin de desteğiyle kelimelere dökmeliyiz. Şöyle ki; gülümseyerek ve yumuşak bir ses tonu ile...
Aslında sözcükleri kullanarak ne söylediğimiz çok önemlidir. Ancak ses tonumuz, konuşma hızımız ve vurgulamalarımız, en az kullandığımız sözcükler kadar önemlidir ve iletişimin ana öğeleridir.
Yüksek ses tonu, kullanılan kelimelerin anlamı ne olursa olsun dinleyeni yorar. Savunma güdülerini harekete geçirir. Düşünce ve duygu kanallarını tıkar. Bu nedenle, iletişim anında karşımızdakini kendi değerlerimiz ile algılamalı ve empati kurmalıyız.
Herhangi biri ile ilişkilerimizin başlangıcında, çok önemli iki yoldan birini seçebiliriz. Bu seçimi yaparken bilinçli olmak da çok önemlidir. Biri, “Ben” merkezli, diğeri de “Sen” merkezli bakış açısıdır.
“Ben merkezli” olmak kolay yoldur. Çoğunlukla da bilinçsizce uygulanır. “Benim dediğim olsun. Ben bilirim. Beni dinleyin. Benim kararım doğrudur,” gibi bakış açısıyla, karşımızdakini anlamak ve ona kendimizi anlatmak çok zordur. Böyle bir yaklaşım daha başta, olumlu bir ilişkiyi sona erdirir.
“Sen merkezli” düşünceye sahip olarak yaklaşmak ise daha baştan avantaj getirir. ‘Sen merkezli’lik, başkalarına hak verebilmeyi, duygu ve düşüncelerine saygı duymayı, onların haklı ve doğru olabileceğini kabul eden düşünce yapısıdır.
Bu kişiler, kendilerine iletilen sorunu ya da karşı bakış açısını anlamakta zorlanmazlar. Kendilerinin ya da toplumun değer yargılarını hemen ortalığa dökmezler. Karşılarındaki kişinin sorununa daha olumlu yaklaşmak, hoşgörülü davranmak, sevgi ve anlayış göstermek için çaba gösterirler. Bu da çok önemli bir farktır.
Yaşadığım yoğun insan ilişkilerinden öğrendiğim ve sonunda yaptığım bazı tespitlerim oldu. Örneğin, kimseyi gereksiz yere eleştirmeyin. Kimseyi kınamayın. Eğer sizden sormuyorsa kimseye akıl vermeye kalkmayın. Bunları prensip edinen ve uygulayan kişi, anlayışlı olma yolunda daha ilk adımda mesafe alır.
İnsanları abartıya kaçmadan, dozunda övmek gerekir. Olumlu düşünceler ve bunların kelimelerle ifade edilmesi, insanlarda ‘İyi Enerji’ oluşturuyor ve beyinler mutluluk hormonu salgılıyor. Bu yöntem kolaylıkla empati duymanın da yoludur.
Karşımızdaki kişiyi anladığımızı ya da en azından samimi bir yaklaşımla anlama gayreti içinde olduğumuzu hissettirmeliyiz. Sorunu irdelemeli, çözüm üretmeye çabalamalıyız. Unutmayalım ki, iletişimde olduğu kişilere anlayışlı davranmak becerisi gelişmiş olanlar, yardımcı olanlar, çevreleri tarafından sevilen insanlar olurlar. Başkalarına yardım ederek hem kendi hem de başkalarının yaşamlarını mutlu kılarlar.
Kendimizi severiz, doğayı severiz, başka insanları da severiz ama bir türlü mutlu olamayız. Çünkü bu sevgilerde akıl, mantık, anlama ve empati derinliği yoktur. Bilinçle ve mantıkla bu sevgiyi derinleştirmek bilgece bir davranıştır.
Bunun dışında bir de kimseyle anlaşamayan, doğayı, insanları hatta kendini bile sevmeyen, ‘Şanssız’ diyebileceklerimiz de vardır. Onları da anlamaya çalışmak durumundayız. Onların da Allah’ın kulları olduklarını ve bu âlemde var iseler, negatif de olsa bir görevleri olduğunu unutmamalıyız. Şunu da bilmeliyiz ki, tüm âlem ve yaratılanları sevmek, herkese anlayışla yaklaşmak, insanı huzura götüren en sağlam yoldur.

Bu yazı toplam 1015 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim