• BIST 97.713
  • Altın 144,195
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 22 °C
  • Sakarya : 19 °C

İçtenlik ve samimiyet

Tarık Bağdat

Bir anket yapıp insanlara bir tek soru sorsak;
”İnsanları hangi özelliği ile seversiniz?” veya şöyle sorsak “Sevdiğiniz insanın karakteri nasıl olmalıdır?” eminim ki cevapların yüzde yüze yakını “samimi ve içten insanları severim” şeklinde olacaktır.
Hepimiz samimiyetten ve içtenlikten hoşlandığımız halde her zaman çevremizdeki ikiyüzlü, yapmacık insanlardan şikâyet ederiz. Böyle insanların çokluğundan yakınırız. Peki, acaba kendimiz gerçekten samimi miyiz? İçten davranıyor muyuz? Kendimize ve dışarıya karşı dürüstmüyüz? Aklı başında olan herkes yatağa yattığı zaman hep bu soruları kendine sorar. Eğer doğru cevap veriyorsak içimiz rahat, vicdanımız rahat derin bir uykuya dalarız.
Bir arkadaşımız için konuştuğumuzda “en iyi dostumdur, çok içtendir” dememizin sebebi nedir? Ne yapmıştır ki biz bu iltifatı ederiz ona.
Bu soruya şöyle diyebiliriz: hepimiz dostlarımıza, sevdiklerimize bazı konularda yardım ederiz, akıl veririz yeri gelir teselli ederiz. Bu davranışları sergilediklemize karşı içten davranıyoruz demektir. Çünkü içten olmak sevdiklerinin üzülmemesini istemek ve sorunlarına çözüm aramaktır. İçten olduğumuz zaman dostumuzun derdine üzülür birlikte çareler ararız.
Bu durumda dostlarımıza karşı bu duyguları içimizde duyuyorsak bazı kavramları kafamızda iyi oturtmalıyız. Hangileri bunlar?
Birinci ve en önemlisi; Güven duygusudur. Güven duygusu, toplumun her kesiminde ve her alanda bulunması gerekir. Güven ortadan kalktığı ve güvensizlik yaygınlaştığı zaman, insanlarda doğal olarak her şeyi şüphe ve ihtiyatla karşılama duygusu gelişir. İnsanlar arasında manevî bağlar zayıflar. Çekingenlik ve sevgisizlik meydana gelir. Kendisini aldatan veya aldatmaya çalışan insana karşı, kimsenin sevgi ve saygı duymayacağı ve hatta nefret edeceği kesindir.
Burada doğruluk ve dürüstlük kavramları önemli kavramlar olarak devreye girmektedir. Doğruluk ve dürüstlüğün böylesine önemli olması, kişinin kendi şahsına karşı tutumundan başlamak üzere, ilişkili bulunduğu bütün kişilere ve çevrelere karşı her türlü tutum ve davranışlarını ilgilendiren, ticarî faaliyetlerden kamu görevlerine kadar hayatın bütün alanlarında ve bütün mesleklerde aranan bir erdem olmasından ileri gelir. Doğruluk, güzel alışkanlıkların günlük hayatımızın akışına dönüşmesinde önemli bir vasıftır. Öyleyse insan kendisine zararı dokunacağından korksa bile yine doğruluktan ayrılmamalıdır. Dürüst ve doğru olmak, aslında herkesin yükümlüğü ise de, bu günlerde nedense önemli bir erdemlilik haline gelmiş durumda. Bununda en önemli sebebi bana göre samimi, doğru ve dürüst insanların sayısının azalmasından kaynaklanmaktadır. Toplumumuza karşı dürüst olunmasına ise hiçbir zaman şimdiki kadar ihtiyaç duyulmamıştır.
Dürüstlük, sözlüklerde “ahlaki ve etik kaidelere bağlılık, sağlam ahlaki karakter, sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmamak” şeklinde tanımlanmaktadır. Dürüstlük, huzurun ve kendiyle barışık olmanın, kısacası mutluluğun bir gereğidir. Çünkü dürüstlük; insan onurunun ve sağlıklı toplum yapısının vazgeçilmez şartlarından, insanın kendi kişiliğine karşı en önemli ödevlerindendir.
Dürüstlük doğuştan gelen bir davranış biçimi olmadığından insanlar iyi veya kötü olarak doğmazlar. Bu nedenle çocuklar ergenlik dönemine kadar ailesi ve bulunduğu çevre ona yön verirken daha sonra kişi kendi tercihlerine göre yolunu çizer. Bu da demektir ki dürüst bireyler için dürüstlüğün öğretilmesi gerekmektedir. Bu nedenle ilk sorumluluk anne ve babayı ilgilendirir. Sözlüklerde ahlaki ve etik kurallara bağlı, sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmamak şeklinde tanımlanan dürüstlük, mutluluğun gereği ve manevi bir yükümlülüktür. Dürüst olabilmek önce kendimize sonra beraber ortak payda da anlaştıklarımıza karşı dürüst olmakla başlar. Dürüst kişiler yalan söylemeyi gerçeklerin çarpıtılması olarak gördükleri için aldatıcı tavırlar içine girmezler. Söylenmesi gerekenleri direk, yalın söylemeye çabalarlar. Bizi sıksa da yorsa da dinlemek lazım gelir. Konuları saçma da gelse enine boyuna konuşmak gerekir, eminim motive oldukça çok rahat konuşacaktırlar. Araya tampon koymaya gerek yoktur, zaten tampon onlar için hiçbir şey ifade etmez. Elbet, herkesin muhakkak kusurları olacaktır.
Ancak temiz kalple yaklaşanla, içten pazarlamacı kişi arasındaki farkı görerek hareket etmek lazımdır. Doğru görme ve doğru anlama önemli birer kavramdır. Unutmamak gerekir ki; yanlış anlama, doğru anlama niyetinin başarısızlıkla sonuçlanmasıdır. Ancak her ne zaman doğru anlama gerçekleşirse, orada anlaşılan şeye karşı doğru bir tutum içerisine girilmiş demektir.
Öyleyse faydalı olan çevredeki samimiyetleri doğru şekilde görebilmek sadece dışsal değil bu anlamda içseldir de... Çünkü bilmenin ana şartı doğru olmak ve doğru değerlendirme yapabilmekten geçmektedir. Doğru ve doğruluk üzerine yapılmış olan bütün değerlendirmeler, erdem için gösterilen çaba arasında temel bir fark olmadığını ve ana kaygının “İNSAN” olabilme sorunu olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Bu yazı toplam 3538 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim