• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Kocaeli : 14 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 14 °C

İlahî adalet…

Banu Gürer

 

İlahî adalete inanır mısınız bilemiyorum.

İnanın veya inanmayın – ki ben inananlardanım – bu gerçek tecrübeyle sabit.

Öyle olmasa atasözlerinde yani milletlerin hafızalarında yer alır mıydı?

Mesela “keser döner sap döner, gün gelir devran döner” atasözümüz ilahi adaletin adeta formülü gibidir.

Veya “ne ekersen onu biçersin”…

Sadece bizim atasözlerimizde değil, birçok milletin atasözlerinde de bu hafızanın yansımasını görürsünüz.

Bizde de zaman zaman kullanılan Arap atasözü “men dakka duka”da olduğu gibi.

Yani “kapıyı çalanın kapısı çalınır”.

Ne kadar veciz ifadeler değil mi?

Her biri “hayat tecrübesi” ile sabit olan bu ifadeler, tekrar aynı hatalara düşüp hüsrana uğramamamız için atalarımızdan bizlere bırakılan önemli miraslardır.

Ve bize derler ki “eline de diline de sahip çık, sınırı aştığın an aynı durumla senin de karşılaşman söz konusu olacaktır, işte o zaman kimseye şikâyet etme hakkın kalmayacaktır.”

 Daha önce bir başka vesile ile ele aldığımız üzere, Kur’ân-ı Kerîm de bu hususu çok net ifade eder: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” (Şûrâ, 30)

Yani elinize hâkim olacak, adaletten şaşmayacaksınız ki işledikleriniz başınıza gelecek sıkıntıların davetiyesi haline gelmesin…

Benzer bir hususta Hz. Peygamber (S.A.V.) de şöyle buyurmaktadır: "Bir kimse kardeşini bir kusurla ayıplarsa, o kusuru işlemeden o kimse ölmez." (Tırmizî)

İşte dilinize hâkim olup “ölçülü” davranmadığınız zaman başınıza gelebilecek sıkıntıların en temel ifadesi…

Hele ki günümüzde!

Zira hemen her alanda başarılarımızı veya farklarımızı “diğerlerinin” kusurları, hataları ve ayıpları ile ortaya koymaya, hatta kendi hatalarımızı başkalarının hatalarıyla meşrulaştırmaya o kadar alıştık ki, Türkiye’de mesele ve fikir tartışmak yerine sadece dedikodu yapar hale geldik…

Hatta insan neredeyse bunun teşvik edildiğinden şüpheleniyor!...

Dedikodunun neticesi ise sadece daha büyük ve derin kutuplaşmalara sebep olmaktır.

Peki, bununla elimize ne geçecek?

Birbirimizi eleştirdiğimiz hususlarda daha da kötüsünü yaparak ilahî adaletin tecellî etmesini seyretmekten başka?

Ya da toplumun gittikçe yozlaşmasına zemin hazırlamaktan başka?

İtirazları duyar gibiyim: “Yanlışa yanlış demeyecek miyiz?”

Diyeceğiz elbette, hatta demek zorundayız.

Fakat yanlışa yanlış demenin ve yanlışı düzeltmenin bir usûlü vardır.

Bu usûl hemen her alanda yaygınlaştığına şahit olduğumuz hakareti, iftirayı ve zulmü, başka bir ifadeyle “yanlış yapmada yarışmayı” içermez!

İçerdiği vakit şu ilahî uyarıya maruz kalırsınız: “Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, «Biz ancak ıslah edicileriz» derler.” (Bakara, 11)

Fâsidler üzerinde ilahî adaletin nasıl tecellî ettiğini ise herhalde ayrıca ifade etmeme gerek yok…

Cenâb-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin!…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1802 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim