• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 22 °C
  • Sakarya : 19 °C

İlahiyatlardan hareketle…

Banu Gürer

Bugün coğrafyamızda yaşanan sıkıntılar arasında en ciddi olanlarından biri hiç şüphesiz selefi akımlar.

Selefi akımların sınırlarımıza kadar dayandığı şu günlerde ne hikmetse Türkiye’de bazılarının ilahiyatları “yeniden” şekillendirmek üzerine gayrete girmeleri de ayrıca dikkat çekici.

Zira anlaşılan o ki bu şekillendirmenin temel hedefi ilahiyatların “fazla bilimsel” bakış açısından rahatsız olunması.

Çok ilginç!

Özellikle selefi akımlar kapımıza dayanmışken...

Bu tablo içersinde din ve bilim ikilemini aşmakta direnenlerin sayısı da hayli fazlaymış, bunu gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz.

Bu husustaki değerlendirmeler temellendirilirken kullanılan üslup ise en hafif tabirle hoyrat.

Ve bu hoyratlığın mazereti de “dindarlık”.

İlahiyat mensuplarının dindarlığını ölçmeyi iş edinen ve haddini aşanları bir tarafa bırakırsak…

Din ve bilim arasında ilişki kurmaya yönelik her adımdan “dini kaybetmek” adına korkanlara gelelim…

Bu korkunun ardında aslında bugün bilimsel gelişmeleri yürüten ana merkezin Batı olması yatıyor.

Dolayısıyla Batı’nın ürettiği bilgi ile dini anlamaya kalktığımızda zararın dine ya da dini algıya geleceğine dair bir kanaatin ürünü bu korku.

İster Batı’dan ister Doğu’dan olsun, ithal kavramlarla kendimizi açıklamaya çalışmak benim de karşı çıktığım ve hatta üzerinde yazdığım bir husus.

Ancak bu bilime karşı çıkmak demek değildir.

Batı’da üretilse bile.

Çünkü, daha önce de yazdığım üzere,  İslam açısından bilim ve din ayrımı söz konusu değildir.

İkisi de Allah’ın ayetidir.

Dolayısıyla aynı kaynaktan gelen iki ayetin birbiriyle çelişmesi düşünülemez.

Tabii bu gerçeğe söz konusu korku sahiplerinden gelen itiraz da şu: Ama bilim insanlar tarafından sistematize edildiğine göre onun her zaman doğruyu söylediği düşünülemez.

Doğru, bilim de masum ve yanılmaz değil.

Ama bu durum bilime zinhar güvenmemek anlamına gelmez.

Zira bilimin “deneyselliği”, en azından sonuçlarının kontrol edilmesini ve denetlenmesini beraberinde getirir.

Yani bilimden şüphe ediyorsanız, din adına endişeleriniz varsa, bu endişeleri gidermenin yolu bilimi reddetmek ve din sahasını bilimden uzak tutmaya çalışmak değildir.

“Batı şöyledir, Batı böyledir” dedikodusu yapmak da değildir.

Bunun yolu taşın altına elinizi sokmaktır.

Yani şüpheniz olan konularda “bizzat” çalışmak, yetkin hale gelmektir.

Tıpkı bugün hala isimlerini andığımız ve çağlara tesir eden alimlerimiz gibi.

Çünkü siz isteseniz de istemeseniz de, programları değiştirseniz de değiştirmeseniz de din hayatın her sahasına temas eder.

Yani Allah’ın her ayeti dinin konusudur.

Ve ancak o ayetleri anladığınız oranda Allah’ı da anlarsınız.

Dinin amacı da bu değil mi?

Peki ya ilahiyatların amacı?

Devam edeceğiz…

Bu yazı toplam 1010 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim