• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli : 2 °C
  • İstanbul : 3 °C
  • Sakarya : 2 °C

İNSAN KENDİNİ NEDEN KÖTÜ HİSSEDER

Tarık Bağdat

İnsan, toplu halde yaşayan yani toplum hayatı yaşayan ve birbirinden etkilenen en akıllı varlıktır. Bir insanı her hangi bir adaya bıraksanız ve tek başına yaşamasını idame edebileceği donanımlı villa verseniz bile o şartları kullanmak istemeyecek toplum içindeki küçük evine dönmek isteyecektir.
Mobilyanın, arabanın, mesleki kariyerin toplum içinde olması halinde önemi vardır, yoksa kimsenin görmediği lüks bir buzdolabının evin bodrum veya mahzenine konulmasının hiçbir önemi olmadığı gibi bundan yeterli tatminde sağlayamayacaktır. Toplum içinde insan yaşıyorsa mutludur.
Bunun yanında insanı mutsuz ve kendini kötü hissettiren bazı istekler, yönlendirmeler veya zorlamalar bulunmaktadır.
Bunların başında gelen anne-babadır; Çocuklar sürekli anne-baba tarafından her şeyi mükemmel ve kusursuz yapmaya yönlendirilir. Bu aslında imkânsızdır ama yine de anne baba çok ısrarcıdırlar. Uyku düzeni, tuvalet alışkanlığı, bir işi becermesi, söylenmeden sofrayı kurması, derslerinde başarılı olması, söylenenleri hemen yapması vs. Hele büyüyünce ne olacaksın sorusu karşısındaki zorlamalar, onları yönlendirme ve baskı yapmalar. Zorla polis, doktor, avukat, mühendis olma talepleri. Bunu başaramayan her çocukta ebeveynden kalan bir tatminsizlik yanı maalesef bulunmaktadır. Severek yaptığı işte en iyide olsa hayatında hep annem şu işi yapmamı istemişti hatırlamaları belli bir ezikliği beraberinde getirmektedir.
Ya kendi arzularımız? Hayatımızı kendimiz kurgulamaya çalışırken de hatalı seçimler veya sınırsız isteklerde buluna biliriz. Kırmızı bisiklet, dizüstü bilgisayar, parkta boş salıncak, büyüyünce bilgisayar mühendisi olmak, zengin olmak, güçlü olmak, güzel olmak, en sevilen çocuk olmak, en çalışkan öğrenci olmak vs. ama hayat o kadar kolaylıklarla dolu değil. Bazen mücadele ettiğimiz şey başarılamaz ve hayat boyu bir kırmızı bisikletim olmadı ezikliğini yaşayabiliriz.
Hele! Eğitim sistemimiz. Sürekli yarışa sokulmuş öğrencilere sahip değil midir? Başarılıdır evet zekidir de ama mutluluğu sınırlandırılmıştır. Öğretmenler çocuğu anlamadan sürekli yüklenirler, olimpiyata, sınava hazırlar dururlar ama çocukluk hayatındaki önemli devreleri bazen öğretmenlerde ıskalar ve çocukta koşturmaca ile geçen eğitim döneminin bazı üzücü yanları hatıra olarak hafızasında tutar durur.
Bunun yanında toplum hayatı da mutluluğu çabuk soğutan unsurlarla doludur. Toplum bizden daha zengin, daha genç, daha akıllı, daha güçlü, daha açıkgöz, daha bilgili, yüksek ahlak sahibi olmamız konusunda bizi zorlayacaktır. Sürekli gereğinden fazla harcama, çalışma ve yorulma ile karşılaşacağız bu durumda yorgunluğun mutsuzluğu ile kazanmanın mutluluğu bir birini kovalayacaktır. İleri yaşlarda neleri yapmazdım sorusuna tekrar gelebilmekteyiz. Bunda en yüksek paya sahip olan ise sıradan bir günde karşılaştığımız 15.000’in üzerindeki reklâm mesajlarıdır. Bu reklâmların çoğu gerçekçi olmayan idealler için insanları kışkırtır, eğer onlara ulaşılmaz ise insan elbette kendini kötü hissedecektir.
Reklâmlar değil haber yönlendirmelerinde bile TV ve gazeteler insanların mutsuzluğunu artırmaya devam etmektedir. Kara kış, çöl sıcağı, sağanak yağış korkusu, kuraklık kapıda, deprem yakın mı vs. haberleri insanı mutsuz etmek için yarışan haberlerdir.
Bir başka yönlendirme ise yine toplum içinde insanlara dayatılan model ve kahramanlardır. Bu kahramanlar kıyafet ve davranışlarına kadar taklit edilmeye çalışılırken kendimiz olmaktan çıkabiliriz. Süpermen olma gayreti çoğu insanın zayıf yanlarının gerçekten çok daha fazlaymış gibi görünmesini ve mutsuzluk, tatminsizlik şikâyetlerinin başlangıcını taşımaktadır. Bir genç kızın film yıldızı gibi giyinmek, eğlenmek veya lüks arabalarla gezmek arzusu oraya çıkabilmek için birçok şeyi feda etmeyi bile göze alabileceği hayatı boyunca kendinden kaçacağı şeyleri yaptırabilir. Ama oraya geldiğinde mutluluğun orada da olmadığın görecek yaptıklarının şiddetli acısını içinde yaşayacaktır. Zaten oraya hiç gelemeyenler erişememenin üzüntüsünü içinde yıkım olarak yaşayacaklardır.
Bunlar psikolojik sendromlar olarak toplumun içine sinmiş mutsuzluk kaynakları mıdır? Temel kaynağı insanı en büyük korkusu olan utanma hissiyle yönlendirmesidir. Zira utanç en derin ve en eski duygumuzdur. Bazen onun yüzüne bakamam, yer yarılsa içine girsem gibi aşırı teptiler de verebilmekteyiz. Ancak bunu zorlayan sebepler, yukarıda sayılan 5 zorlayıcı ve yönlendirici unsurların içinde vardır.
İnsanlar bunlara rağmen mutlu ve huzurlu olabilir ama aşağıya çekenler daha fazla olunca üst başlığı yakalamak maalesef çok zorlaşıyor.

Bu yazı toplam 1293 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim