• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Kocaeli : 1 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 1 °C

İyi ki doğdun internet!

M.Tanzer Ünal

İki gün geçti…
12 Nisan, internetin Türkiye’de doğum günüydü.
12 Nisan 1993…
Tam 23 yıl olmuş.
Defterime not düşmüşüm, “12 Nisan 1993 internetin doğum günü” diye…
Türkiye’deki doğum yeri de ODTÜ.
Ankara Ortadoğu Teknik Üniversitesi…

***

O günleri hatırlıyor musunuz?

Türkiye’de internetin başlaması, gazetelerde doğru dürüst haber bile olmamıştı.
“ODTÜ’lü bir grup öğrencinin hevesi” olarak yansımıştı kamuoyuna.
1994’te Ege Üniversitesi’nde internet bağlantısı sağlandı.
Ardından, 1995 yılında Bilkent, 1996 yılında Boğaziçi ve İTÜ’de internet bağlantısı gerçekleştirildi.
Derken 2-3 yıl içinde binlerce kişi internet kullanmaya başladı.
Ülkemizde, TTNET isimli “internet ağ altyapısı”nın oluşturulması, 1999 yılına rastlar.
2000’li yılların başından itibaren de birçok akademik kuruluş ve ilgili birimler internet ulaşımına kavuştu.
Şimdi öyle alıştık ki, “internetsiz bir hayat” düşünemiyoruz.
İnternetle yatıp, internetle kalkıyoruz.
İki üç yaşındaki bebeler bile internetten oyun indirip oyun izliyor.
İnternet kesildiği zaman kıyameti koparıyor…


Bilgisayar artı internet, eşittir bilgi çağı…

İtiraf edeyim, ben de bilgisayar kullanmayı ve internete girmeyi geç ve zor öğrenenlerdenim.

Ama başardım, başını gözünü yara yara başardım…
Artık nerede olursam olayım, bilgisayar yanımda olduktan sonra yazımı yazıp anında gazeteye ulaştırabiliyorum.
Aradığım doğru bilgilere ulaşabiliyorum…
Okurlarımın tepkilerini görebiliyorum…
Onun için diyorum ki, yaşasın bilgisayar ve yaşasın internet!
Zaten bilgisayar olmasaydı, internet olmasaydı, dünya “bilgi çağı”na geçemezdi. 

***

Dünya ne zaman bilgi çağına geçti?

Biz bu çağın neresindeyiz?
Bilgisayar kullanımını da internet kullanımını da dünyanın hep gerisinden izledik.
Önce “bilgisayar” vardı.
Söylemeye gerek yok, pek çok şeyde olduğu gibi bilgisayar da ilk ABD’de ortaya çıkmıştı.
Basit hesap makinelerinin de “bilgisayar” olarak kabul edildiği dönemi geçelim.
Eğer bilgisayarın tarihini “hesap makinesi”nden başlatacak olursak, 1642’lere gitmemiz gerekir.
Çağdaş bilgisayarın tarihi 1950’de başlar.
*Lambalı teknolojiye dayanan bilgisayarlar… (1950-1958)
*Transistör kullanılan bilgisayarlar… (1958-1964)
*Tümdevre kullanılan bilgisayarlar… (1965-1971)
*Günümüz bilgisayarları… (1972’den günümüze)
Ben transistörü hatırlıyorum, ama bilgisayarda değil radyoda.
Bizim çocukluğumuzda Anadolu’da hep “transistörlü radyo” lafı edilirdi.
Bilgisayar nerdeee, Türkiye bilgisayarla 1980’li yıllarda tanıştı.
Bazı holdinglerde bilgisayar kullanılmaya başlandığı, işlerin çok kolaylaştığı, efsaneleştirilerek anlatılırdı.
Bilgisayarlar o zaman bugünkü görüntüsünde de değildi.
Salon veya oda büyüklüğündeydi.
Devasa bir makine yığını…


Bilgisayarı ilk Özal’ın masasında görmüştük

Daha dün gibi hatırlıyorum…

Rahmetli Turgut Özal başbakan seçildikten kısa bir süre sonra ABD’ye resmi ziyarette bulunmuş, gelirken beraberinde masa üzerine konulabilen (kasalı ve çok büyük) bilgisayar getirmiş ve bununla gazetecilere poz vermişti.  
Türkiye bilgisayarla böyle tanışmıştı.
Sonra yine hatırlıyorum, İzmit’teki daktilo kursları yavaş yavaş “bilgisayar kursları”na dönüşmeye başlamıştı.
Kursa gidenler, bilgisayar öğrenmenin çok zor olduğunu söylüyorlardı.
Kursa gidenler arasında bir vali yardımcısı da vardı, gazetemize haber olmuştu.
“Vali yardımcısı bilgisayar öğreniyor” diye…
Hatta o haberin çıktığı gün, hatırlıyorum, haberi okuyan bir arkadaşımız, “Anlaşılan vali yardımcısı vali olmayı kafasına koymuş” diye yorum yapmıştı.
Anlatmak istediğim, “bilgisayar kullanmasını bilmek” çok önemli bir meziyetti.
Şimdi ise “bir kişinin bilgisayar bilmemesi”, düşünülemiyor.
Bu arada yazıyı yazarken telefonla konuştuğum Nadir Sarışeker ağabeyim hatırlattı, onu da sizlerle paylaşayım.
1975 yılında dönemin İsrail Başbakanı, bir basın toplantısında gururla şunları söylemiş:
“Biz bütün Arap dünyasından daha ilerideyiz… Bunun sebebi nedir biliyor musunuz? Hiçbir Arap ülkesinde bilgisayar yok, İsrail’de iki bilgisayar birden var!”
Gördüğünüz gibi…
41 yıl önce, ülkelerin birbirine üstünlüğü, “bilgisayara sahip olmakla” ölçülüyordu.


İnternet dediğin ne ki?

Tekrar internete dönersek…

Basit anlatımla internet, birçok bilgisayarın ve bilgisayar sisteminin birbiriyle bağlantılı olmasıdır.
Sürekli büyüyen bir “iletişim ağı”dır.
İnternet sisteminin temelinde; bilgisayarların birbirleriyle haberleşmesi, kendilerindeki bilgileri başkalarına aktarması, başkalarındaki bilgileri kendine alabilmesi yatar.
“Bilgisayarların haberleşmesi” ilk kez 1965 yılında ABD’de gerçekleştirilmiş.
1969 yılına gelindiğinde, Amerika’nın çeşitli üniversitelerinde bulunan bir ana bilgisayar ve dört merkez arasında ilk bağlantı sağlanmış, böylece internet sisteminin ilk temelleri atılmış.
Güvenli olması için, sistemin merkezi Amerikan Savunma Bakanlığı bünyesinde tutulmuş.
1972’de ilk “e mail iletişimi” kullanılmaya başlanmış.
1984 yılında sistem, Savunma Bakanlığı bünyesinden çıkarılmış.
1986 yılında sistem, Amerika çapında birçok bilgisayar merkezini kapsar hale getirilmiş.
1995 yılında ise sistem özel şirketlerin ortak işletmesine geçmiş.
Ve takip eden süreçte sistemi birçok ülkede, binlerce bilgisayar ağı arasında, milyonlarca kullanıcı tarafından kullanılmaya başlanmış.
Yani internet, bulunuşundan 26 yıl sonra bütün dünyada kullanılır hale gelmiş.
Anlayacağınız, 1969’da bulunmuş, 1995’te dünyaya yayılmış.
Yazımın başında belirttiğim gibi, Türkiye’de ilk kez ODTÜ 1993 yılında internetle tanışmış.
Tabii ilk yıllar, “O da ne ki?” yılları olmuş.
Devlet bürokrasisi bile, ilk yıllarda internetin ne olduğunu pek kavrayamamış.
Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1995 kalkınma planı raporunu açın okuyun, internetin adı sadece bir yerde geçiyor.
Her yenilik karşısında takındığımız olumsuz tutumu, internet karşısında da sergilemişiz.
Sonra internet hayatımıza öyle girmiş ki, bu defa da “Nereden çıktı bu baş belası” dönemi başlamış.
Şimdi atsan atamıyorsun, satsan satamıyorsun.
Hücrelerimize kadar işledi.
Ülkemizi yönetenleri korkutur hale geldi.
Bu nedenle de zaman zaman “kökünü kazıma” girişimlerine tanık oluyoruz.
Kapatıyorlar…
Yavaşlatıyorlar…
Sınırlama getiriyorlar…
Sansür uyguluyorlar…
Ama artık nafile!
Ne yapsalar boşuna!
İletişimi, bilgiyi engellemek mümkün değil.
Yanlış yapanların, yönettikleri ülkeleri dünyaya kapatmak isteyenlerin işi zor!
İnternetle baş etmeleri mümkün değil.
Ya ülkeleri doğru dürüst yönetecekler, çalmayacaklar çırpmayacaklar, ya da yok olup gidecekler.
Başka çaresi yok!
İnternet, duruma el koydu!
İnternet, dünya düzenine yön veriyor.
Artık suyun yönünü değiştirmek mümkün değil.
Kaldı ki, Türkiye internet kullanımında daha yeni.
Toplumun neredeyse yarısı henüz internet kullanmıyor.
İnternet kullanımında Avrupa sonuncusuyuz.
İnternet, önümüzdeki yıllarda toplumun çehresini değiştirebilir.
İyi ki doğdun internet!
Türkiye’de 23, dünyada 47 yaşını tamamladın.
Sen çok yaşa!

Bu yazı toplam 1916 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
N.Balkaya
14 Nisan 2016 Perşembe 11:51
11:51
Sn.Tanzer Bey. Kocaeli'ye ilk interneti ve eğitimini(Microsoft) BİMSER Bilgisayar olarak 1992 yılında başlattık.İnternetide TÜBİTAK MAN üzerinden sağlıyorduk. Tşk.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim