• BIST 89.917
  • Altın 144,829
  • Dolar 3,6196
  • Euro 3,9083
  • Kocaeli : 9 °C
  • İstanbul : 9 °C
  • Sakarya : 10 °C

İzmit’te bir dünya markası: Özsar…

İzmit’te bir dünya markası: Özsar…
İzmit’ten dünyaya açılan bir marka olan Özsar’ın 30 yıl öncesinden başlayan bir öyküsü var.

Markanın oluşmasında büyük emeği olan genç işletmeci Mehmet Ali Sarı, Özsar ile ilgili bütün öyküsünü gazetemiz ile paylaştı.

 

Yanlış anlaşılma olmasın sakın; “İzmit”te derken, yalnızca bizim bölgemizde var olan bir yapıdan, kurumdan söz etmiyorum. İzmit’ten doğup dünyaya açılan güçlü bir güzellikten söz ediyorum ve bu gücü, güzelliği sizlere de olabildiğince tanıtmak istiyorum…

 

“Özsar”ı duydunuz mu?

Kırmızı etle arası iyi olmayanlar pek uğramamışlardır belki, ama yine de geçerken mutlaka görmüşlerdir. Yürüyüş yolunun hemen kıyısında, şirin, mütevazı görünümlü bir yemek salonu olarak da bilmişlerdir.

 

Bu kadar mı? “Özsar”ın ayrıntısı yok mu?

Anlatmaya çalıştığım da bu zaten ki, okudukça şaşıracaksınız belki de. Harcanan emeğe, gösterilen dirence saygı duyacaksınız. Kentimizi Türkiye’de, Türkiye’yi dünyada tanıtmanın önemli çabalarına olan katkılarına da şapka çıkaracaksınız…

 

30 yıl önce…

Sarı ailesinin İzmit öyküsü 30 yıl önceye dayanıyor. Baba Cemil Sarı, askerlik görevini yapmak için İzmit’e gelmiş ve o ünlü;
“Çenesuyu’ndan içen İzmit’ten gidemez” deyimini bir anlamda doğrulayarak bir daha dönmemiş doğduğu yere. Hemen onu da söyleyelim; Sarı ailesinin asıl vatanı, Anadolu’nun en güzel yörelerinden biri olan Ağrı. O yüce dağın eteklerinde doğup büyümüşler, yörenin gelenek ve görenekleriyle yetişmişler, insana sevgiyi ve saygıyı daha çocuk yaşlarında öğrenmişler atalarından. Dede Zübeyt Sarı, bölgenin sözü geçen önemli, saygın insanlarından biri olunca da, kendisinden sonra gelenlerin yanlış yapma şansı hiç kalmamış açıkçası…

Sarı ailesinin genç üyesi ve işlerin başında olan Mehmet Ali Sarı ile sohbet ediyoruz. İstiyoruz ki kendisi anlatsın Özsar’ın gerçek öyküsünü. O da kırmıyor bizi ve anlatıyor;

“Ben 17 yaşındayken Saray Lokantası’nda çalışıyordum. Askerden geldikten sonra İrfan yardıma çağırınca onun yanına geçtim. İrfan’ı kaza sonucu kaybettikten sonra eşi Handan hanıma destek olacağımı bildirdim. Sonrasında burada yaptığım iyileştirmeler ile dükkânın kazancı arttı. Bu artışı gören Handan Hanımın dayısı olan Sefa Sirmen bir gün beni arayarak, Handan Hanım ile ortak olmamı önerdi. Sonrasında ÖZSAR’ı kurduk. ÖZSAR kelimesi, Mehmet SARI’nın SAR, Handan ÖZLEM’in de ÖZ hecesinin birleşiminden ortaya çıktı.”

Buradan şu çıkıyor; Mehmet Ali Sarı bu işlere çekirdekten başlamış ve yemek konusunda oldukça önemli deneyimler edinmiş. Baba Cemil Sarı’nın, doğup büyüdüğü yerlerden de gelen bir kültürle kırmızı eti iyi bilmesi önemli bir avantaj olmuş kendisine ve Özsar giderek isim yapmış, damak tadı oturmuş, beğeni toplamış toplum içinde.

 

oz1.jpg

 

Gülücük satıyorlar

Yan yana iki bakkal düşünün. Her ikisinin de aynı malları, aynı fiyata sattığını düşünün ve birinin müşterisinin oldukça yoğun, diğerinin ise sinek avladığını düşünün!

Gerekçeniz ne olur?

Aynı mallar, aynı markalar, aynı fiyatlar ve farklı iş yapmalar!..

Mehmet Ali Sarı ile sohbetimizde, bu önemli sırrın bir bölümünü kendisinden ediniyoruz. Diyor ki;

“Ticarette; ‘Karşı tarafına ne kazandırabilirim’ düşüncesinde olmayan kimse başarılı olamaz.”

Genç bir insanın böyle düşünmesi çok da alışılmış bir durum değil kuşkusuz. Dedim ya, başarılı olmanın bir bölümü burada saklı işte. Bir başka bölümünü de ben yakalamaya çalıştım sohbetimizde.

Gülücük satıyorlar!

Yanlış anlamadınız, gerçekten böyle sanki. Beslenme gibi, insanın olmazsa olmazı olan bir konuda, müşterinin kendilerine gelmesini beklemiyorlar. Müşteriye kendilerini, kalitelerini yakından tanıtmanın yollarını arıyorlar, müşterinin damak tadına ulaşıyorlar ve tüm bunları sonsuz bir güler yüzlülükle yapıyorlar. Bir başkasından farklılıkları da bu olsa gerek…

 

oz3.jpg

 

Yurtdışında 12 şube

Yurtdışında 12 şubelerinin olduğunu söylüyor Mehmet Ali Sarı ve sıralıyor;  

“Pakistan’da 5, Güney Afrika’da 5, Filipinler’de 2 şubemiz var. Çin’deki şube için de ofis açtık, prosedür işlemleri ve hazırlıklar sürüyor.”

Gerçekten önemli bir başarı. Kısacık zaman diliminde bu güce ulaşmak, ülke dışına açılıp çok yerde şube açmak ve kendini kanıtlamak öyle kolay olmasa gerek.

Yurtdışı şubelerine ülke distribütörlüğü veriyorlarmış. Sistemi öyle kurmuşlar demek ki. Sanıyorum denetlemelerini de kendileri sıkı biçimde yapıyorlar…

Tepkileri var Mehmet Ali Sarı’nın. O tepkilerini de şu sözlerle dile getiriyor;

“Türkiye’de yemek zincirinde yer alan kişiler neden ismini telaffuz edemeyeceğimiz adlar yerine Türkçe isimler kullanmıyorlar anlamıyorum!”

Çok haklı. Bir yemeğin kaliteli olduğunu belirtmek için mutlaka yabancı bir isim kullanılmamalı bence de.

Küçük bir anısını da üzülerek vurguluyor Mehmet Ali Sarı. Diyor ki;

“IKEA açıldığında restaurant bölümünde yediğim İsveç köftesi üzerine koyulan İsveç Bayrağı beni çok üzmüştü.”

 

oz2.jpg

 

Türkiye'nin tanıtımı yapılıyor

Kendileri ne yapıyor peki bu konuda?

Bunu da Mehmet Ali Sarı özetliyor;

“Pakistan’daki dönercimizde her masada Türkiye’nin farklı bir kültürel öğesine yer vererek ülkemizin tanıtımını da yapmış oluyoruz.”

Son derece doğru ve ayrıntılı düşünülmüş bir davranış biçimi. Keşke her girişimci bu konuda bu denli duyarlı olabilse…

“Yemek ilaç gibidir; yan etkisi var ancak Türk yemeklerinin karışımları insana en az zararlı olacak şekilde hazırlanır.” diyor Mehmet Ali Sarı…

“Dünya çapında yapılan yemek yarışmalarında sunulan yemeğin lezzetinden çok sağlıklı olmasına dikkat edilir ve bu yarışmalarda bu sebeple 7 kez cacık birinci olmuştur.” gibi bir açıklama yapıyor ve benim de şaşkınlığım tavan yapıyor. Bildiğimiz cacık, ayrıntılı bir yemek değil ki neden bu kadar birincilik alsın değil mi?

Özellik oradaymış zaten, sade, kolay ve bünyeye hiçbir zararı olmamasındaymış. Jüri üyeleri böyle değerlendirme yaparlarmış yarışmalarda…

Şu kadarını söyleyip Özsar konusunu noktalamaya çalışmalıyım bugün. Yarın Özsar’ın bir başka çalışması, yatırımı ve bir başka dünya markasının yine İzmit’ten doğuşunu anlatacağım çünkü sizlere; Özsar’ın etleri de kendi üretimleri. Baba Cemil Sarı bu konuda oldukça deneyimli biri. Tekirdağ’da bir hayvan üretme çiftliklerinin olduğunu söyleyip, Doğu ve Güneydoğu’dan gelen etlerle Tekirdağ’dan gelen etlerin farklı olduğunu belirtiyor ve iki bölgenin iklim koşullarının hayvanlara da yansıdığını anlatmaya çalışıyor. Röportaj: Ruhan Odabaş

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim