• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Kocaeli : 2 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 2 °C

Karamürsel akşamında

Bilgutay Bağdat

Her ne kadar ara ara yağmur yağsa da Karamürsel’e Haziran ayı ile gelen yaz mevsiminin sıcaklığı hissediliyor. Artık, sıcak yaz günlerinin yorgunluğunu akşamları balkonda çıkarmaya başladık. Salı akşamı balkondan deniz kenarının canlılığını izliyorduk. Yorgun, sakin ve sessiz bir hava vardı. Gündüzün esen şiddetli rüzgârla coşan dalgalar da yorgunluğa teslim olmuş, dinleniyorlardı. Hafifçe salınan deniz, akşamın hafif serinliği rüzgârın dizinde uyur, masal dinler gibiydi...

Sahile her yaşta insan dinlenmeye gelmiş, günün yorgunluğundan, stresinden arınmaya çalışıyorlardı. Ve Karamürsel iftar sonrasının suskunluğunu yaşıyordu, Karamürsel’in üst kesimleri ise sahile akın ettiği için sakindi. Denizin hafif dalgaları sahili okşar gibiydi, iftar sonrası rehaveti içindeki sahil boyu yeşilliklere yayılmış insanlar sessizce hiç konuşmadan dalgaları dinliyordu. Yavaşça inip kalkan sahildeki ağaçların dalları sanki bir kraliçeyi serinletiyordu. Ağaçlara konmuş kuşlar kendi aralarında konuşuyor ancak uğultu halinde çıkan sesleri anlaşılmıyordu. Hafif rüzgârla salınan yaprakların hışırtıları insanda farklı duygular uyandırıyordu. Kimi duygulanıyor, bazılarını da dinlendiriyordu. Hafif dalgalarla onlara eşlik eden deniz, bir fon müziği oluşturup, tüm güzelliğini sergileyip, yetenekli büyüklüğünü kanıtlar gibiydi. Kuşlar, ağaçlar, rüzgâr ve deniz çok sesli doğal bir senfoniyi oluşturuyordu. O doğal senfoni insanlarda farklı duygular uyandırıyordu. Kimini coşturuyor, kimini de alıp başka bir aleme götürüyordu, sanki.

Yukardan bu güzel manzarayı epey seyrettikten sonra canımız içinde, yanında yaşamak istedi. Hadi diyerek kalktık giyindik ve sahile indik. Yürümeye başladık. Sağımızda deniz, solumuzda mavi, sarı ışıkların aydınlattığı ağaçlardan oluşan o güzel Karamürsel akşamına yavaş yavaş akmaya başladık.

Deniz koyu laciverte bürünmüş, bütün ağırbaşlılığı üstünde, çok özel bir davete gider gibiydi. İnsanların verdiği enerji ile Migros’un, Dostlar Marketin, binalara yeni yeni konmaya başlayan ışıkların ve “Uray’ın” o güzel atmosferinden yansıyan yakamozlar, denizde kırmızı, beyaz, sarı, yeşil, mavi, turuncu, mor... Daha sayılamayan onlarca renk ışıktan deniz yüzeyinde yollar oluşturuyordu. Işıklı yollar hafif dalgalıydı. O ışıklı yolların birinde, insanın koşası geliyordu. Giderek incelen, o rengârenk ışıktan yollar, denizin derinliklerinde insanı bilinmeyen bir âleme çağırıyordu.

Yıldız Bilge Barbaros Denizcilik Yüksek Okulu’nun bulunduğu burundan döndükten sonra Uray’ı da geçtiniz mi eski Karamürsellilerin oturduğu “İspirli” ile başlayan çay bahçeleri, İlhan Çınar alanında bulunan Sanat Sokağı her yer doluydu. İnsanların serinleyip dinlenmek için akşamı sabırsızlıkla beklediğini anlamak zor değildi. Halk, gündüzün kavurucu sıcaklığının izlerini silmek için sokaklara ve sahile dolmuştu. Her yana koyu bir sessizlik egemen olmuştu. Akşam olmuş, yakıcı güneş yeni köprünün üzerinden başka dünyanın başka yerine gitmişti.

Sanat Sokağı önündeki mısırcının ve pamuk şekerci Akçatlı İbrahim amcanın pamuk şekeri arabasının önü çocuklarla doluydu. Sahil ’in rüzgârları ve sakin ortamı tabakhane deresinin ikiye ayırdığı burunda kalmış merkez cıvıl cıvıl çocukların, gençlerin, ailelerin kısaca insanların sesleri iki keskin kılıç gibi, sessizliği üçe bölüyordu. Ortalıkta dolaşan çocuklar, köpek havlamalarına ve bisikletlerin vızır vızır halkın arasında geçişlerine, seslerine aldırmıyorlardı. Durmadan bir o yana bir bu yana koşuyorlar, yorulmadan çocukluklarının tadını çıkarıyorlardı. Kimi Kalyon Çay Bahçesi yanındaki salıncaklara kimi tahterevalliye biniyor. Akşamın serinliğini çocuklar doluca yaşıyordu. Onların tatlı yaramazlıkları, yorgun düşen insanları canlandırıp, uyuşukluklarının dağılmasına çabalıyor gibi adeta. Çocukların hareketinden etkilenen büyüklerin yüzlerine tatlı bir tebessüm yayılıyordu.

Yavaş yavaş Balık Adasına geldik. Dönüşte gireriz dedik ve geçtik marinaya geldik. Eskiden marinanın olduğu yerde Motor iskelesi vardı. Ve hemen yanında Gandi’nin balıkçı kahvesi bulunurdu. Motor iskelesi üzerine masaları kurar denizin muhteşemliğini orada seyrederdik.

Şimdi marinanın sonunda Karamürselli girişimci Ersin ve eşinin gemi restore ederek açtığı ahşap şirin Mercan Cafe bulunuyor. Marinaya bağlı Tekne’den Akdeniz akşamlarına nispet yapan güzel nağmelerinin yayıldığı müzik karşılıyor sizi. Yürüyüş bandında bir zamanlar Kadıköy sahilde olduğu gibi tahta oturak ve masalardan oluşan muhteşem bir hava.

Hemen oturduk. Hoş sohbet hanım hanımcık bir garson kız hoş geldiniz sözleri ile bizi karşıladı. Birer limon dilimli buz gibi soda geldi. Denizin o güzelliğine dalarken kulağımız gençlerin çaldığı o güzel müziklerdeydi. O hoş dingin ortamı bozan kalın sesli “ Allah rızası için para !!!” diyen ses. Yine de güzel rüya gibi bir akşam.

Tavsiye ederim, o güzel havayı yaşamak için Mercan Cafe’ye gidin. Giderseniz sizden ricam sessiz olun ve o sessizlikle yaşayın güzel atmosferi.

 İzmit Körfezinin ucundaki bu şehirde yaşayan bizler çok şanslı insanlarız. Doğa cömert, zengin ve çoğulcu. Bu zenginlik, birlikte güzel, her güzellik birlikte var ve yaşamakta olduğumuz sıkıcı kasvet o birliktelikle birazda olsa yok oluyor. 

 

Bu yazı toplam 1642 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Karamürselli
24 Haziran 2016 Cuma 06:25
06:25
Yüreğine sağlık.
Hamdi
21 Haziran 2016 Salı 09:38
09:38
Hocam, yüreğine sağlık. Kesin oraya gidip soda içeceğim.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim