• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Kocaeli : 15 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 15 °C

Kardeşim Fuat

Tarık Bağdat

Geçen hafta Perşembe kötü bir gündü, saat 13.00 civarında oğlum Bilgutay getirdi haberi “Baba başın sağolsun Fuat amcam vefat etti” dedi. Çok zor bir gün oldu benim için…

Dünya da tek kalan kardeşimi sevdiğim bir insanı, kardeşimi kaybettim. Kendimi berbat hissediyordum. İki aydır yoğun bakımdaydı, önce Karamürsel Devlet Hastanesi sonra da SEKA Devlet Hastanesi yoğun bakım ünitesinde yattı. Hayata renkli bakan, her şeyi dert edinmeyen bir insandı. Biz toplam yedi kardeş idik, benden önceki ablam çok önce ölmüştü bizim gençlik yıllarımızdı. Üvey ağabeyim uzaklarda yaşamına devam etmesine rağmen ben ve 4 kardeşim rahmetli babamın 130 sene evvel yerleştiği ve yine rahmetli anamızın memleketi Karamürsel’den dışarı iş dışında çıkmamıştık. Her biri teker teker vefat etmişti. Hayatta Fuat ve ben kalmıştım. Ve eşlerimizi beş ay farkla kaybetmiştik.

Son dönem de 2. kez çok sevdiğim bir insanı kaybediyorum. İlki ölümüne alışamadığım eşim Hatice hanım, ikincisi de kardeşim Fuat oldu.

Aniden geliyor ölüm... Ölümünü beklesen bile yine de aniden geliyor ölüm. Anne-baba, kardeş, akraba ya da arkadaşı hazırlamadan... Ölüm karşısında insan kendini hiç olmadığı kadar aciz hissediyor. Bu acı deneyimi basit karşılamak ve kolayca kabul etmek mümkün değil. Bu nedenle eşini, kardeşini kaybettiğinde de ilk tepkiler, yaşanan durumun gerçek olmadığını düşünmek yönünde oluyor. İnsan, ölümü reddetmeye çalışarak yitirdiğini iç dünyasında geri getirmeye çalışıyor. Ama geri gelmiyor…

Fuat çocukluğundan beri haşarı bir kardeşti. Yerinde duramaz, kabına sığamazdı. Geçen hafta komşusu Papatya restoranı yıllarca çalıştıran gazetemiz yazarı Abdullah Karagöz, Fuat’ı çok güzel anlatmış. Eski, delikanlı, adam gibi adamların yaşadığı o Karamürsel’in renkli simalarındandı, kardeşim. Ve doğuştan komik adamdı, kendisiyle dalga geçebilen, kompleksiz, neşeli, etrafa ışık saçan, bileği kuvvetli vurdu mu yıkan Karamürsel delikanlısı idi…

Kamyon, Otobüs ve taksi şoförlüğü yapardı.

Börek ve tatlı hastası idi. Rahmetli hanımı Ziynet hepsini yemesin diye tepsileri saklardı. Bir Ramazan bayramı arefesinde hanımı Ziynet her zaman yaptığı gibi iki tepsi Boşnak baklavası yapmıştı. Ancak şerbetlerini dökmemişti. Dökerse Fuat hepsini bitirirdi.

Sabah Fuat Camiye gidince şerbetlerini dökmüş bir tepsisini mutfakta bırakırken bir tepsisini de yatak altına zula etmişti.  Ancak aksilik o ya içerde iş yaparken Fuat gelir ve mutfağa girer. O ne bir tepsi baklava bir tane bir tane derken yarım tepsiyi bitirir. Hararet basar su ararken gözüne bir Cola şişesindeki limonata takılır ve nefes almadan bir dikişte içer limonatayı.

O ne ağzında acı bir tat! Hemen baklavadan almaya başlar, başlar ki; o acı tat gitsin. Tabi diğer yarımda biter. Bunların hepsi on – on beş dakika içinde olur.

Hanımı gelir bir bakar baklava yok, bitmiş.

Fuat’a döner “ Eh! Fuat, baklavayı mı bitirdin. Ah! Fuat Ah! Allah canını almasın Çamaşır suyunu da mı bitirdin? “ meğerse limonata diye içtiği çamaşır suyu imiş. Merak etmeyin hiçbir şey olmadı, Fuat’a. Tabii ki misafirlere ve bize kalmadan diğer tepsiyi de bitirdi.

Fuat bu kadar doğaçlama bir insandı. Anlattığım hikâye koca hikâye dağarcığında sadece küçük bir damla. Deli baldan zehirlenip “sıfır” tansiyonla hastaneye kaldırıldığını ama hiçbir şey olmadan zımba gibi ayağa kalktığını anlatmıyorum, sizlere.

Abdullah’ın yazdığı gibi bir çok hikayesi var. Eski Karamürselliler eminim okudukça hatırlıyor ve kahkahalarla gülüyorlardır.

Yoğun bakımda yatarken bile oğlu Fethi’ye “ Fethi şuradan bir tepsi baklava al da doktorlarla hep beraber yiyelim” diyecek kadar gönlü bol, midesini düşünecek kadar börek severdi.

Böyle bir insandı Fuat. Evinin önünde sabahtan akşama kadar oturur herkese selam verir, laf atardı.

Sevdiği bu oturmalar hayatına mal oldu. Bile bile ölüme gitti. Ben selam vermesem ölürüm diye diye gitti. Ve aramızdan ayrıldı. Hastanede uyandırıldığı zaman milleti kahkahadan kırardı.  Bunun yanında çok duygusaldı. Sesimi duysun hemen ağlamaya başlardı. Kimi görse duygulanır hüngür hüngür ağlardı.  İnsan sevgisiyle dolu idi.

Nur içinde yatsın. Ama hainlik etti bana bu dünya da beni yalnız bıraktı. Keşke yaşasaydı ve keşke yaşadığını bilseydim, içim huzur içinde olurdu.

Rahmetli Fuat’ın oğlu yeğenim Fethi’yi tebrik ediyorum. Eşinin ölümünden sonra babasını hiç bırakmadı ve ona kimsenin bakamayacağı şekilde tek başına baktı. Yaptığı bu iyilik eminim bir gün önüne güzel bir şekilde gelecek. Sağ olsun, var olsun.

Nur içinde yat kardeşim Fuat. Nur içinde yat "Zincirkıran Yedi Bela Fuat" Nur içinde yat kardeşim.

Bu yazı toplam 1998 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim