• BIST 109.024
  • Altın 151,143
  • Dolar 3,6591
  • Euro 4,3237
  • Kocaeli : 23 °C
  • İstanbul : 20 °C
  • Sakarya : 23 °C

Kazadan sonra yaşadığım ilkler

M.Tanzer Ünal

Zor şartlar altında yazıyorum.

Yürüteçle gelip sandalyeye güçlükle oturdum.

Önümde küçük mutfak masası, üstünde bilgisayar…

Alçılı sağ ayağım puf üstünde boylu boyunca uzanıyor…

Ağrım yok.

Sabah akşam ağrı kesici alıyorum.

Bir de antibiyotik.

Üstümde bir şort, bir tişört…

Hafif.

Her şeyi tek ayakla yapmak zorundayım.

Tek ayakla zıp zıp yürüyorum.

Tek ayak üzerinde kalabildiğim kadar kişisel bakımlarımı yapabiliyorum.

Müzeyyen, Allah razı olsun, sürekli başımda.

Ama ben, hım hım oturmamalıyım, yaşamdan kopmamalıyım.

Zorluyorum…

Yemeğimi, inadına yemek masasında yiyorum…

Tuvalete, inadına kendim gidiyorum…

Yatağıma giderken, inadına yardım önerilerini reddediyorum…

Bir süre yazı yazma diyorlar, işte inadına yazıyorum…

 

Aradan bir hafta geçti

Geçen hafta bugündü…

Wellborn Otel’de Haluk Ulusoy ve Hüseyin Ayaz’la kahvaltı etmiş, çıkışta park yerindeki arabama giderken düz yolda ayağım kaymış, kıç üstü düşerken sağ ayak bileğim burkulmuş, hem çıkmış hem kırılmıştı.

Düştüğümü ilk gören otel görevlileri hemen ambulans çağırmışlardı.

İptal ettirdim.

Çünkü biraz önce kahvaltıda, o gün sabaha doğru otelde kalp krizi geçiren bir yabancıyı, ambulansın en yakın Gölcük Devlet Hastanesi’ne götürdüğünü, burada da gerekli müdahale yapılamadığından hastanın hayatını kaybettiğini konuşmuştuk.

Gelecek ambulansın beni de sorgusuz sualsiz Gölcük’e götürmesinden endişe ediyordum.

Hemen cebimdeki telefona sarılıp Ali Hürmeydan’ı aradım.

Ali Bey, 30-35 yıldır tanıdığım değerli bir doktor.

Bizim ailenin, Köksal Alptürer’den sonra kırık çıkıkçısı…

Uzun yıllar İzmit Devlet Hastanesi’nde görev yaptı.

Sonra Özel Cihan Hastanesi’ni kuran ekip içinde yer aldı.

Hastanenin başhekimi…

“Alo Ali Bey, hastanede misin?”

“Hastanedeyim abi, hayırdır?”

“Hemen Wellborn Otel’in önüne bir ambulans gönder, düştüm, ayağım kötü…”

Aradan üç beş dakika geçti, ambulansın sesi duyuldu.

Yerimden kımıldamıyorum, daha doğrusu kımıldayamıyorum…

Kımıldamam da doğru değil.

Tepemde; Haluk Ulusoy dostum, otelin genel müdürü Sinan Tepeçalı, otelin diğer görevlileri…

Şemsiye getirmişler, beni güneşten koruyorlar.

Ambulans geldi, görevliler beni “usulüne uygun” ambulansa aldı, hastanenin yolunu tuttuk.

Ambulansa ilk binişim.

İçeridekileri inceliyorum.

İlk müdahale için gerekli olacak her şey…

Sarsılmadan epey yol aldık, sonra sağa sola savrulmaya başladım.

“Ne oldu, tarlaya mı girdik?” diye sordum.

Hastane çevresindeki tüm yolların tramvay inşaatı nedeniyle günlerdir böyle olduğunu söylediler.

Tahmin etmiştim.

İşte “Acil”in önüne geldik, beni içeri aldılar.

Ali Bey bekliyor, ayağımın durumuna baktı, hemen röntgenini çektirdi.

Çıkık olduğu görünüyor da, acaba kırık da var mı?

Var, hem de üç yerden…

Röntgen odasından doğruca Al Bey’in poliklinik odasına.

“Önce şu çıkığı bir yerine koyalım sallanıp durmasın, damarlar daha fazla zarar görmesin” dedi.

“Bağıracaksın, başka çaresi yok” diye de ekledi.

Haluk, kapının önünde işin muzipliğinde…

“Ali Bey, eline geçirdin, fırsat bu fırsat, hallet!”

Ali Bey, cuk diye yerine oturan bir cevap verdi, ama ben bunu burada yazmayacağım.

Günümüz olayları içinde manidar bulunur

Tam bu gırgır şamata içinde, Ali Bey, yerinden çıkan ve rüzgârda kalmış gibi sallanan ayağımı yerine oturttu.

Bağırmadım mı?

Bağırdım, hem de nasıl!

 

Akşama doğru ameliyat

Ali Bey çıkığı yerine koyduktan sonra ayağı kalıp içine aldı sardı sarmaladı, yeniden röntgenin yolunu tuttuk.

Kırıkların durumu kesin olarak görülecek.

Sonuç, bileğin sağında solunda ve arkasında kırık!

Bu sırada hastanenin diğer ortakları, diğer dostlarımız haber almışlar geldiler.

Yönetim Kurulu Başkanı Metin Öztürk…

Genel Müdür Uğur Doğan…

Kırıklar için ameliyat hazırlıkları başlatıldı.

Ameliyat öncesi 5 saat boyunca hiçbir gıda alınmaması gerekiyormuş.

Ne zamana denk geliyor, akşam saat dört buçuğa…

Servis odasına alındım, ameliyat için tetkikler başladı.

Akciğer filmi…

Kalp diyalizi…

Kan tahlili…

Tansiyon…

Nabız…

Vücut ateşi…

Ve şimdiye kadarki sağlık durumumla ilgili bilgi anketi…

“Şeker hastası mısınız?”

“Değilim…”

“Tansiyon?”

“Sorunum yok, 12-8…”

“Prostat?”

“Yok…”

“Kalp?”

“Sağlıklı…”

“Düzenli kullandığınız ilaç?”

“Hiçbir ilaç kullanmıyorum…”

***

Belirlenen saatte ameliyathaneye aldılar.

Ne kadar soğuk yermiş!

Yan yana ameliyathaneler…

Herkes maskeli…

Büyük bir ciddiyetle, disiplin içinde görevlerini yapıyorlar.

Tıpkı filmlerdeki gibi…

Belden aşağımı uyuşturdular.

Ameliyat sırasında heyecanlanmamam için de beni ilaçla “çakırkeyf” yaptılar.

Bir şey duymadım, hissetmedim.

Kendime geldiğimde belden aşağım keçe gibiydi.

“Dört beş saat sonra tekrar hissetmeye başlarsın” dediler.

Sürekli kalacağım odaya aldılar.

Sonra, periyodik olarak ağrı kesici iğneleri, antibiyotikler, kan sulandırıcılar, mide koruyucular…

İlk geceyi yarı uyur yarı uyanık geçirdim.

Beklenmeyen hiçbir gelişme olmadı.

Sağ olsunlar, ameliyatı yapan Ali Hürmeydan, Metin Öztürk, Uğur Doğan, hastanenin ve servisin diğer ilgilileri, bizleri hiç yalnız bırakmadılar.

Beni, eşimi ve ziyaretime gelen misafirlerimizi, “evimizde” hissettirdiler.

***

Artık evdeyim.

Önceki gün geldik…

Diz kapağımın altına kadar olan alçılı sargı, bir ay böyle kalacak.

Sonra yürüme çalışmaları ve her şey düşünüldüğü gibi giderse “normal”e dönüş.

İnşallah, ekim ayı ortaları…

 

Yaşadığım ilkler

Her şeyin bir “ilk”i varmış…

Ben de geçirdiğim “yürüme kazası” sonrası yaşamımda ilkleri yaşadım.

*İlk defa ambulansa bindim.

*İlk defa hastaneye yattım.

*İlk defa ameliyat oldum.

*İlk defa tıraş olmadan güne başladım.

*İlk defa gazete okuyamadan bir gün geçirdim.

*İlk defa kendi bedensel ihtiyaçlarımı kendim gideremedim.

*Ve uzun zamandır ilk defa günlük yazılarımı (5 gün üst üste) yazamadım.

7 gün 52 hafta yazı yazan biri olarak, “yazı yazamamak” sıkıntıların en büyüğü.

***

Sevgili okurlarım, yaşam böyle bir şey.

Hastalık da var, sağlık da…

Düz yolda yürürken düşmek ve ayağı kırmak da varmış.

Halime şükrediyorum.

Kırık, ayakta değil kalçada olabilirdi.

Düştüğümde, kafamı çarpıp beyin kanaması da geçirebilirdim.

İki ayağım da kırılırdı, hiç yürüyemezdim.

“Allah’a şükür hafif atlattım” diyorum kendi kendime.

Aklım fikrim yerinde…

Kendimi çok sağlıklı hissediyorum…

Tek sıkıntım; yürüyememek, merdiven çıkamamak!

Gazeteye gelememek…

Bu da geçecek.

En nihayet, sonucu belli olan bir sıkıntı!

Bugün bir şeyler yazmaya çalıştım.

Her gün yazabilir miyim, bilemiyorum.

Yazmaya çalışacağım.

Bu yazı toplam 2304 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Selda Dursun
09 Eylül 2016 Cuma 09:37
09:37
En kısa sürede eski sağlıklı günlerinize dönmenizi temenni ediyor, acil şifalar diliyorum.
Aysun Orhon
08 Eylül 2016 Perşembe 15:44
15:44
Cok geçmiş olsun,en kısa zamanda normal yaşantınıza geri dönmenizi dilerim.Yanlız cok kilo verdiginizden kas kaybı sebebiyle düşmüş olabilirsiniz ,dikkat etmenizi öneririm.
Cabir Karahasanoğlu
08 Eylül 2016 Perşembe 14:04
14:04
Abi geçmiş olsun acil şifalar diliyorum.
OKUYUCUNUZ
08 Eylül 2016 Perşembe 01:12
01:12
Çok geçmiş olsun.Allah daha büyük hastalık, dert vermesin. Yazılarınızı her gün okumaya alıştık. İnşallah en kısa zamanda sağlığınıza kavuşursunuz. Ailenizle birlikte sağlıklı bir yaşam dileriz.
Ruhittin Sönmez
07 Eylül 2016 Çarşamba 23:35
23:35
Tanzer Bey, geçmiş olsun. Acil şifalar diliyorum. Yazmaya başlamanıza sevindim. Beden ve ruh sağlığımıza mukayyet olabilmeyi ve en kısa zamanda görüşebilmeyi diliyorum.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim