• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 13 °C

Keyfi düzende anayasanın önemi olmaz

Ruhittin Sönmez

Hukuk Devletinde zengin, fakir, güçlü, güçsüz demeden “herkesin kanun önünde eşit olması” ilkesi esastır.

Demokrasisi gelişmiş ülkelerde kırmızı ışıkta geçen devlet büyüklerine dahi ceza kesilir. Ülkenin en büyük spor kulübü başkanı alkollü olarak araç kullanınca eli kelepçeli olarak yargılanır, ehliyeti elinden alınır. Devlet parasıyla karısını, çocuklarını seyahat ettiren bakanlar istifa ettirilir. Futbol kulübünden 5 tane avanta bilet aldı diye eyalet valisi (federe devletin başkanı) istifa etmek zorunda kalır.

Bazı ülkelerde ise bunları hayal etmek bile imkânsızdır.

Bu ülkelerde hırsızlık yapan ne kadar yüksek makamdaysa yargılanması o kadar imkânsız hale gelir. Milletin anasına küfreden veya anaları ağlatanlar ne kadar zenginse ve rüşvet verdiği devlet büyüklerine ne kadar yakınsa o kadar dokunulmaz olur.

Anayasasında devletin “Parlamenter Sistem”, “Başkanlık” veya “Yarı Başkanlık” ile yönetileceğinin yazılmış olmasının bir önemi yoktur.

Mevzuatın “kuvvetler ayrılığı” ilkesi çerçevesinde belirlenmiş olması da bir şey ifade etmez.

Böyle bir mevzuata göre devletin yönetimine gelmiş olan ve anayasayı korumakla görevli muktedirin uygulamadaki tercihleri düzenin belirleyicisidir.

Bu ülkelerde muktedirler anayasal sistemi bekleme odasına alabilir. Kuvvetler çatışması değil, “kuvvetler uyumunu” savunur.

Devleti oluşturan yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri bir kişinin şahsında birleşir. Hatta günümüzde 4. kuvvet diye anılan Basın ile Sivil Toplum Kuruluşları da aynı kişinin kontrol ve güdümüne girer.

Mevzuat yani Anayasa, kanunlar, tüzükler ve yönetmelikler ne derse desin, doğru bildiğini yapmakla övünür.

Böyle ülkelere “demokratik hukuk devleti” demek mümkün değildir.


 

HUKUK DEVLETİ EKONOMİ İÇİN DE LAZIM

Hukuk Devleti olmanın faydası sadece kişilerin hak ve hürriyetlerinin gelişmesi, insanca / hakça / adil bir düzen içinde yaşamayı temin etmesinden ibaret değil.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in “hukuk devleti anlamında, şeffaflık anlamında algıdaki bozulmanın düzeltilmesi gerektiğine” dair açıklamaları boşuna değil.

Ekonomi eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da bu konuda çok uyarılarda bulunmuştu:  

“Yargı, ülkenin şiddetle reforma ihtiyacı olan bir alan. Niye? Çünkü eğer Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda bir hukuk devleti olmazsa, Türkiye’nin ekonomisinin ilerlemesi zorlaşacak. Türkiye’nin, orta gelirli bir ülke olmaktan yüksek gelirli bir ülke seviyesine çıkması da mümkün olmayacak.

Hukukun olmadığı ülkelerde yine zenginler oluşur ama ülke topyekûn zenginleşemez. Türkiye’nin topyekûn zenginleşmesi için mutlaka ve mutlaka gerçek anlamda bir hukuk devleti olmamız lazım.

Yargımızın tarafsız olması lazım, bağımsız çalışması lazım.

Hâkimlerimizin karar verirken evrensel hukuk ilkeleri, Anayasa, yasalar ve hür vicdanları doğrultusunda karar vermeleri lazım. Hiçbir yapının, adı paralel yapı olsun, ne olursa olsun, hiçbir dış gücün, dış etkinin yargı üzerinde hâkim olmaması lazım, baskı kurmaması lazım.

Mutlaka hukuk bazında ama evrensel hukuk standartlarında çalışan bir yargı olmalı. Yani insanlarımızın, 'Ben Türkiye Cumhuriyeti yargısına teslim olurum, oradan çıkacak karara da saygı duyarım, güveniyorum.' diyebilmesi lazım.

Eğer bunu gerçekleştiremezsek, zaten Türkiye’ye yurtdışından gelen yatırımlarla ilgili son birkaç yıldır zayıflık söz konusu. Son birkaç yıldır, kendi yatırımcılarımız özellikle sanayi yatırımları konusunda biraz daha tereddütlü davranıyor. Bu sorunlar çözülmezse, daha da büyürse Türkiye’nin ekonomik geleceğini karartacak kadar önemli, mesele bu” dedi.

Dış ve iç konjonktürün bu kadar olumsuz seyrettiği bir dönemde ekonomimiz için çok daha önemli uyarılardır bunlar.

Babacan’ın vurguladığı diğer bir husus ise “Meclis'te çoğunluğu sağlayan bir partinin veya hükümetin mutlaka çoğulcu bir hükümet, vatandaşların tümünü kapsayan, herkesi kucaklayan bir hükümet olması” gerekliliği idi.

Hukuk Devleti olma konusunda iyiye gitmediğimiz gibi Erdoğan ve iktidar partisi vatandaşın tümünü kapsamak ve herkesi kucaklamaktan gittikçe uzaklaşıyor.


 

ERDOĞAN NEDEN BAŞKAN OLMAK İSTER

Tayyip Erdoğan, Başbakan iken nasıl ülkeyi tek başına tek adam olarak yönetti ise, Cumhurbaşkanı olduktan sonrada ülke ve parti yönetimini elinden bırakmadı. Cumhurbaşkanı olarak ülkenin Başbakanı gibi ve Ak Parti’nin Genel Başkanı gibi davranmaya devam etmektedir.

Yürütme organının başı teorik olarak Başbakan Ahmet Davutoğlu. Hükümetin icraatından kanunen sorumlu olan O.

Fakat yetkiyi fiilen kullanan kişi, kanunen “sorumsuz” olan, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan. İç ve dış politikanın bütün ipleri Erdoğan’ın elinde.

Bu durumun “Erdoğan için biçilmiş kaftan” olması lazım diye düşünenler, O’nun ısrarla “neden Başkanlık istediğini” merak ediyor.

Öyle ya bir siyasi istikrarsızlık söz konusu değil. Toplumdan Başkanlık sistemi için bir talep yok. 14 senedir aynı parti tek başına iktidarda. Erdoğan ve AKP, hukuka uyan uymayan, her türlü yetkiyi kullanabiliyor.

***

Erdoğan’ın şimdiki durumdan çok farklı yetkiler istediğini sanmıyorum. Başkan olsa hele hele ABD tarzı Başkanlık olsa, yetkileri şimdiki kadar olmayacak. Üstelik “kuvvetler ayrılığı” daha sert bir şekilde uygulanacak. “Zavallı Obama” gibi olacak.

Ama O’nun istediği “Türk Tipi Başkanlık”, “fiili duruma Anayasayı uydurmaktan” ibaret.  

Şimdiki durumda mevzuata aykırı olarak aşırı yetki kullanıyor. Muhtemeldir ki, hukuken kendisinin bir gün “anayasayı ihlal” suçundan yargılanabileceği endişesini taşıyor.

“Fiili duruma Anayasayı uydurun” demenin, "fiili durum yaratmanın hukukun genel ilkelerinin çiğnenmesi anlamına geldiği” şeklinde değerlendirilebileceğini biliyor.

Kendisini hukuken sağlama almak istiyor.


 

KENAN EVREN DE FİİLİ DURUMA YASALARI UYDURMUŞTU

1980 ihtilalinin kudretli lideri Kenan Evren ve arkadaşları kullanmak istedikleri yetkilere göre Anayasa ve yasalar yaptırmışlardı. Buna rağmen, uzun vadede yargılanabileceklerinden endişe etmişlerdi.

Bu sebeple Anayasa’ya Geçici 15. Madde ile “Milli Güvenlik Konseyinin… her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz” hükmünü ilave etmişlerdi.

Anayasa ile beraber geçici 15. madde de halk oylamasıyla büyük bir çoğunlukla kabul edilmiş olmasına rağmen, Kenan Evren ve arkadaşları ilerlemiş yaşlarında yargılanmaktan kurtulamadılar.

O halde yapılması gereken şey “Yeni Anayasa” ve “sistem değiştirmek” değildir.

“Hukuk Devleti ve Kuvvetler Ayrılığı” kavramlarına inanmak ve mevzuatı EVRENSEL HUKUK STANDARTLARINA göre değerlendirerek uygulamaktan ibarettir. 

Bu yazı toplam 1184 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
MURAT P.
16 Şubat 2016 Salı 15:44
15:44
TEBRİK EDERİM RUHİTTİN BEY.

ÇOK ŞIK VE SADE BİR BİÇİMDE "KRAL ÇIPLAK" DEMEYİ BAŞARMIŞSINIZ. ŞÖYLE Kİ; HUKUKÇU BİRİNİN İŞİN ÖZÜNÜ, ORTALAMA VATANDAŞA, EFENDİCE VE NE ÇOK TEKNİK TERİM KULLANARAK NE DE BAYAĞILIK DERECESİNE İNDİRMEDEN ANLATMASI ÖRNEĞİ VERMİŞSİNİZ.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim