• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 7 °C

Kimin Ortaçağı?

Banu Gürer

Doç. Dr. Cengiz Tomar'ın, Aljazeera Türk'te yayınlanan "21. yüzyılın 'İslam Ortaçağı' olma tehlikesi" başlıklı yazısı günümüz İslam aleminin durumuna dair önemli tespitlerde bulunuyor.

Bu tespitlerin en çarpıcı ve haklı olanlarından biri ise "Nitekim internet arama motorlarına Türkçe "İslam dünyasının bilime katkısı" (veya İngilizce "Contributions of Islamic culture to world scholarship") ifadelerini girdiğinizde, karşınıza çoğunlukla Ortaçağ İslam dünyasının bilime katkılarına dair bilgiler çıkıyor. Maalesef İslam dünyası, günümüzde bilime katkı açısından zaten bir Ortaçağ yaşıyor" cümlesiydi.

Üzücü ama doğru.

Okuduktan sonra tekrar düşündüm...

Ortaçağ'ı Avrupa için Ortaçağ yapan nedenlerden biri neydi?

Skolastik düşünce.

Bunun temel kaynaklarından biri olarak ise ruhban sınıfı kabul edilir, değil mi?

Peki, nasıl olmuştu da ruhban sınıfı skolastik düşüncenin temel kaynaklarından biri haline gelebilmişti?

"Düşünmeye yetkili tek grup kabul edilmeleri" ile.

Bir başka ifadeyle halkın adına da düşünme yetkileri ile.

Bu şu demektir: Hakikati anlayabilecek ve anlatabilecek tek grup kendileridir.

Onların dediklerinin aksine herhangi bir görüş kabul edilemez.

Çünkü kendileri Tanrı'nın adamıdır.

"Tanrı adına" konuşmaktadır.

Dolayısıyla hatasızdır.

İlahiri...

Sonra İslam alemini düşündüm.

Ve sordum: İslam'da ruhban sınıfı var mı?

Yok.

Peki Müslümanların ruhban sınıfı var mı?

Evet, bazıları için ne yazık ki var.

Nasıl mı?

Bir insanın her sözünü üzerinde hiç düşünmeden onaylıyorsanız, hatasızlığını söze bakarak değil kişiye bakarak kabul ediyorsanız, üstelik bunu, tespit etme yetkinizin bulunmadığı manevi mertebesine dayandırarak yapıyorsanız siz ruhbanlığa meşruiyet kazandırıyorsunuz demektir...

Velev ki mertebesi çok iyi olsun...

Allah-ü Teala (C.C.) yüksek manevi mertebesinde şüphe bulunmayan Hz. Peygamber'e (S.A.V.) dahi "istişareyi" emretmişken, Peygamber (S.A.V.) dışında herhangi birinin her sözü sorgulanmadan kabul edilebilir mi?

Herhangi birine hatasızlık isnad edilebilir mi?

Açık açık yanlış konuştuğu halde bu yanlışı ifade etmek yerine "o söylemişse vardır bir hikmeti" denilebilir mi?

Bilim ki "acaba?" sorusuyla başlar ve ihtimalleri değerlendirir...

Düşünce köleliğini meşrulaştırarak ilmi gelişmeye katkı yapılabilir mi?

Bu köleliği akademik camia açısından da düşünün...

Hatta bir çeşit ruhbanlığı...

Sadece başkalarının fikrini aktararak yapılan çalışmalarla bilimsel ilerleme sağlanabilir mi?

Farklı herhangi bir görüş duyduğumuzda ne dediğini anlamak yerine düşünmeden tepki koyarak ilmi üretime zemin kurulabilir mi?

Kurulamadığını açıkça görüyoruz.

Dolayısıyla "bu yüzyıl İslam'ın değil ama Müslümanların ortaçağı olmaya aday mı" diye sorarsak, ne deriz?

Cevap belli sanırım: Böyle giderse ne yazık ki evet...

Bu yazı toplam 980 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim