• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Kocaeli : 18 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 18 °C

Kırıkçı Mustafa

Necdet  Güler

Her kentin birçok tanınan kişisi vardır. Hatta bazılarının ünü bir bölgeye yayılır. Bunu sağlayan elbet kişinin bir özelliğidir. Sürekli olarak yaptığı, toplumu çok ilgilendiren, herkesin beceremediği ve yararlı bir eylemi vardır böyle kişilerin.

Bunlardan biridir, babası on yedi sene cephelerde savaşmış, İstiklal Madalyasına sahip Ahmet onbaşının oğlu Mustafa Aykanat.

İzmit’te onu tanımayan, Kırıkçı Mustafa ismini duymayan yoktur. Öyle bir adam ki altmış altı yaşında bu dünyadan göçtüğü 23 Ekim 1980 günü İzmit halkı arkasından, bir dost kaybetmenin acısının yanı sıra sağlıkları açısından önemli bir kişiyi yitirmenin endişesini de hissetmiştir.  Okulun bahçesinde top oynarken ayak bileği çıkan oğlunu en seri şekilde kime götürecektir? Ayağı kırılan, kolu kırılan, bileği burkulan artık hemen kime gidecektir?

Üstelik onun en ciddi durumlara müdahale ederken insanın korkusunu yok eden neşeli tavrı, yaptığı şakalar sanki tedavi öncesi psikolojik hazırlık gibiydi.., Bunlar nasıl unutulurdu? Çok önemli bir başka özelliği de kemiklerle ilgili kırık, çıkık gibi durumlarda çekilmiş röntgen filmlerini yorumlayabilmesiydi.

Ona uzaklardan gelenler de olurdu. Onun kırık- çıkık nedeniyle müdahalesini görmemiş bir ferdin olmadığı aile çok azdır o yılların İzmit’inde. Rivayet olunur ki bir tıp adamı “Tıbbi yetkisi olmadığı halde tedavi yaptığı” gerekçesi ile onu mahkemeye verir. Fakat ufak !...bir problem vardır: Yargılanan kişi, hâkimin veya savcının yakınlarından birinin çıkan kolunu, kırılan bacağını tedavi etmiştir. Söylenti gerçek miydi, sonuç ne oldu? Bilmiyorum.

 Mustafa Amca’nın kırık çıkıklarda halk arasında dillere destan yeteneğinin ben de bir keresinde çok yakından şahidi oldum: Çalıştığım resmi kuruluşta İzmitli olmayan bir mühendis ağabeyimiz boyun tutulması nedeniyle öyle bir hale geldi ki sormayın… Başı adeta sol omzuna dayalı olarak inanmayacaksınız ama üç-dört ay yaşadı. O sıcak mevsimde yünden yapılmış özel boyun sargıları kullanmasına rağmen başını doğrultamıyordu. Birileri ona Kırıkçı Mustafa’ya gitmesini önermiş. Haklı olarak çekiniyor ve tereddüt ediyordu. Tıp dışı bir uygulamadan kim korkmaz? Birkaç arkadaşıyla birlikte yanıma gelip “Sen İzmitlisin, Kırıkçı Mustafa ile bir konuşur musun?” dediler. Rahatsızlığının sürecini bildiğim için bu teşebbüsünü ben de endişe ile karşıladım. Israrı üzerine 0 gün Mustafa Amca’ya gittim. Durumu anlattım. Kendisinden önce hiçbir müdahale yapılmadığını öğrenince (aksi durumlarda elini sürmezdi ) “Yarın gelin ama varsa röntgen filmini de getirin” dedi.

Ertesi gün, rahatsız olan meslektaşım ve bir başka mühendis arkadaşla birlikte İkizliçeşme’deki evine gittik. Oturduğu apartmanın arkasında, önünde ufak bir bahçe olan küçük evin bir odası onun uygulama yeriydi. Diğer iki arkadaşım bahçedeki sandalyelere  oturup beklerken ben içeri girdim. Odada birkaç kadın vardı.

“Mustafa amca, Dün bahsettiğim arkadaşı getirdim.” diyerek röntgen filmini uzattım

Gözlüklerini düzeltti ve filmi cam tarafına döndürüp baktıktan sonra bana:

“Burada gördüğün açık renk alan kireçlenmeyi gösteriyor. Bunu görmemişler mi?” diye sordu. Sonra kadınlara döndü, o bilinen şakacı tavrı ile “Siz biraz dedikodu yapın, hemen geliyorum.” dedikten sonra benimle birlikte dışarı arkadaşların yanına geldi.

Bundan sonrasını yüz yaşına gelsem unutamam: Arkadaşın oturduğu sandalyenin arkasında ayakta durdu. O çok bilinen şakacı tavrıyla “Sen Necdet’in arkadaşı orman mühendisisin, bulmuşsun bir ağaç gövdesi, serinliğinde çok kalmışsın. Özellikle kavak ağacının gövdesi adamın boynunu yamultur. Bak şimdi -iki elinin başparmağının iç tarafını gösterdi- bunlar benim röntgen cihazımdır.” dedi. Bir taraftan da boynunu ovuyordu hafiften. Birden başını aksi tarafa nasıl çevirdi ise öyle bir ses çıktı ki bizimle beraber gelen arkadaşım korkudan ok gibi yerinden fırladı. Hasta arkadaşımızın ise korkunç bir endişe ile “Boynum kırıldı.“ dediğini duyduk. Ama aynı anda Mustafa Amca ayaktaki arkadaşımın bileğinden tutup onun uzaklaşmasını engellemişti: “Dur! Nereye gidiyorsun?” O dehşet verici sesten sonra adeta donup kalmıştık. Mustafa Amca çok sakin bir şekilde “Boynun kırılmadı, kireç kırıldı.”dedi. O anda başın dimdik konuma geldiğini gördük. Sonra “Başını aksi yönde çevireceğim, hiç korkma, kireç çözüldü, acımayacak.” dedi ve dediğini yaptı.

İnanın, başını ilk çevirdiğinde oluşan ses aylardır çalışmayan iki dişlinin çıkardığı madeni bir ses gibiydi ve günlerce aklımdan çıkmadı. Bu sesi duyduğumda ben de boynunun kırıldığını zannetmiş ve dehşete düşmüştüm.

O zamanlar bir “Kırıkçı Mustafa gerçeği” vardı. Ne büyük bir yetenektir ki o zamanın insanları Kırıkçı Mustafa’ya sonsuz güven duyarak tıp ilmini bir kenara koyabilmişti, halâ anlayabilmiş değilim.

Caddeye çıktığımızda arkadaşımız en yakın dükkanın vitrininde durumuna baktı. Gördüğüne inanamadı. başı dimdik pozisyondaydı. Daireye döndük, herkes ziyaretine geldi. Görenler gözlerine inanamıyordu. Hatta başka şehirlerde oturan akrabalarından durumu öğrenip ziyaretine gelenler oldu.

Nur içinde yatasın Mustafa Amca! Sen İzmit halkının sevgisini kazanmış, unutulmaz  insanısın.

Bu yazı toplam 4014 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim