• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 13 °C

Kocaeli Ticaret Odası, bu “zan”la hizmete devam edemez

M.Tanzer Ünal

Kocaeli Ticaret Odası’nın 12 bin civarında üyesi var.

Kentimizin en kalabalık odası…

Bir süredir sıkıntılı günler geçiriyor.

Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özdağ, haziran ayı başında, “FETÖ Terör Örgütü”ne üye olduğu ve maddi destek verdiği iddiasıyla gözaltına alınmış, sorgulanmış, çıkarıldığı mahkeme tarafından kefaletle serbest bırakılmıştı.

Özdağ, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tekrar gözaltına alındı, bu defa tutuklandı.

Halen cezaevinde…

Oda Meclis Başkanı Bülent Karagöz de, haziran ayı başında, yine aynı suç iddiasıyla gözaltına alınanlar arasındaydı.

Sorgulanıp serbest bırakılmıştı.

Şimdi ise ortalıkta görünmüyor.

Dünkü meclis toplantısına, “İstanbul’da işi olduğu” gerekçesiyle katılmadı.

Gerçekten işi mi vardı, yoksa tekrar arananlar arasında da gizleniyor mu, bilinmiyor.

Arandığında, telefonlara çıkmıyor…

Son günlerde kendisini gören de yok.

Anlayacağınız…

Kocaeli Ticaret Odası, bir süredir “yönetim kurulu başkansız” ve “meclis başkansız”!

Böyle bir Oda, hizmet vermeye devam edebilir mi?

“Oda huzur içinde, hiçbir şey yok” demek mümkün mü?

KOTO, bulunduğumuz olağanüstü şartlar içinde inanılmaz bir “zan” altında.

Meclis Başkanı Bülent Karagöz de Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özdağ da, FETÖ Terör Örgütü Üyesi olmakla ve örgüte maddi destek sağlamakla itham ediliyorlar.

Doğrudur yanlıştır…

Buna mahkemeler karar verecek.

Ama iki başkanın bu durumu, koskoca bir kurumu “zan” altında bırakıyor.

Herkes KOTO’ya “kirlenmiş” gözüyle bakıyor.

Toplumdaki algı bu!

Gözlediğim kadarıyla, meclis ve yönetim kurulu üyeleri, kurum üzerindeki bu şüpheden son derece rahatsızlar.

Nereye gitseler, kendilerine “manalı gözlerle” bakılıyor.

İmalı sözlere cevap vermekte zorlanıyorlar…

Bu huzursuz ortamın böyle devam etmesi mümkün görünmüyor.

 

 

KOTO, sorunlarını acilen çözmeli

Yazımın başında da belirttim…

KOTO; kentimizin en kalabalık, en büyük, en önemli meslek örgütü.

Kuruluşu, 1897 yılına dayanıyor.

119 yıllık bir Oda.

Böyle bir kurum, daha uzun süre böyle ağır şüphelerle yönetilemez.

Bu şüpheler, koskoca Oda’yı yer bitirir.

O halde ne yapılmalı?

Bu sorun nasıl aşılabilir?

KOTO, imajını nasıl düzeltebilir?

Benim görüşüm şu:

Sorunun başında Murat Özdağ var.

Özdağ, tutuklandığı gün, Oda’ya istifasını göndermeliydi.

Kendisine yakışan buydu…

Çünkü Özdağ tutuklandığı andan itibaren, KOTO Yönetim Kurulu Başkanlığı fiilen boşalmış demektir.

OHAL şartları nedeniyle, Özdağ’ın ne zaman cezaevinden çıkacağı da belirsizdir.

Kaldı ki, Oda ile ilgili yönetmelikler de açıktır…

Son altı ayda Oda organ toplantılarının yarısına katılmazsan, üyeliğin düşüyor, başkanlığın sona eriyor.

“Son altı ayda toplantıların yarısı” demek, üç ay toplantılara katılamamak demek.

Özdağ, cezaevinde olduğuna göre…

*Var gösteremezsin…

*Mazeretli sayamazsın…

*Görevli olarak tutanaklara geçemezsin…

Üç ayın sonunda Murat Özdağ’ın işi zaten bitecek.

O halde…

Bence Murat Özdağ, bu süreyi beklemeden istifa etmeli, üç yıldır başkanlığını yaptığı Oda’ya daha fazla zarar vermemeli.

Veya Murat Özdağ istifa etmemede ısrar ediyorsa, yönetim çekilmeli.

Meclis toplanıp yeni yönetim kurulunu belirlemeli.

Geri kalan bir yıllık hizmet dönemi bu şekilde tamamlanmalı.

Bütün bunların ötesinde, bir “çözüm” daha var.

Nedir bu çözüm?

Türkiye, OHAL Yasaları’na göre yönetiliyor.

Eğer Vali Hasan Basri Güzeloğlu, kamu yararı görürse, Murat Özdağ’ı yönetim kurulu başkanlığından alabilir.

Bu durumda da, yönetim kurulu, bir ay içerisinde kendi arasından yeni başkanını seçebilir.

Ama benim dileğim, Murat Özdağ’ın bütün bu yaptırımlara fırsat vermeden kendi isteğiyle başkanlığı bırakmasıdır.

Haa, yargılanır, beraat edip cezaevinden çıkar, bir yıl sonra olağan Oda seçimleri var, arzu ederse yeniden yönetime talip olabilir.

Belki güçlenerek tekrar gelir.

Ama bugün yapması gereken, yönetim kurulu başkanlığından istifa etmektir.

Görevden alınmadan veya üç aylık süre nedeniyle üyeliği otomatikman düşmeden istifa ederse, bu kendi yararına olur.

Son sözüm şu:

Kocaeli Ticaret Odası, böyle bir “zan”la hizmet vermeye devam edemez.

Oda’nın tadı tuzu kalmamış.

Hiç kimsenin de KOTO’yu bu halde tutmaya hakkı yok!

Murat Özdağ ya istifa etmeli, ya da Vali Güzeloğlu tarafından görevden alınmalı.

Koskoca KOTO, bir kişinin keyfine bırakılmamalı! 

 

 

12 Eylül 1980 darbesi anıları:5

Evren ve arkadaşlarına “k… kafa” diyen amiral kim?

Yanlış anlaşılmasın…

Kolordu Komutanu Turhan Sökmen Paşa gazetemizden sadece “kontrolü” kaldırmıştı.

Ama sansür devam ediyordu.

Sıkıyönetim şartları içinde yazılmaması gereken şeyler yine yazılmıyordu.

“Kırmızı çizgileri” artık öğrenmiştik.

Paşa, bir şekilde “kontrol yetkisini” bana devretmişti.

Bir aksilik olmaması için her gün gazeteyi son satırına kadar okuyordum.

                                               *******

Geçen zaman içinde kamuoyunda en çok konuşulan konu, askeri cezaevlerinde tutuklu bulunan kişilerdi.

Ortada kim görünmüyorsa, “Haa, demek o da tutuklu” deniyordu.

Ancak gözaltına alınanlar ve tutuklananlar hakkında haber yapmak yasaktı.

Sadece Kocaeli’nde değil, tüm Türkiye’de binlerce kişi askeri cezaevlerindeydi.

“Fısıltı gazetesi”, her gün yüzlerce haber yapıyordu.

“Fısıltı gazetesi”ne de sansür yoktu ya…

 

 

“Dört k… kafa bir araya gelmişler…”

İhtilalle birlikte Kenan Evren başkanlığında oluşturulan Milli Güvenlik Konseyi, bir program çerçevesinde Türkiye’yi dolaşıyor, bölge sıkıyönetim komutanlıklarında incelemeler yapıyordu.

Konsey üyeleri, kentimize de gelecekti.

Konseyin ziyaretinden önce bir grup gazeteci Donanma Komutanlığı’na davet edildik.

Dört kişi…

Bize, ziyaret öncesi bazı bilgiler aktarılacaktı.

Ziyaret haberini nasıl yazmamız gerektiği anlatılacaktı.

Donanma Komutanı Oramiral Nejat Serim’in makam odasına alındık.

Gemi dümeninin sehpa olarak kullanıldığı köşede yer gösterildi.

İkramda bulunuldu…

Nejat Serim Paşa, her zamankinden daha gergindi.

Sohbet ortamı yoktu, bizler söze giremiyorduk.

“Biliyorsunuz ihtilal yapıldı…” diye söze girdi paşa.

Arkasından uzun bir sessizlik…

Ve devam etti:

“Neden yapıldı, ne gerek vardı, bilmiyorum ya… İşte yaptılar…”

Her cümle ağzından büyük bir kararlılıkla ve öfkeyle dökülüyordu.

“Bunlar kendilerini ne sanıyorlar? Padişah mı? Dört k… kafa bir araya gelmişler memleketi yönetecekler… Kolay mı?”

İnanamıyoruz…

Duyduklarımıza inanamıyoruz.

Nejat Serim, hem Donanma Komutanı, hem bölge sıkıyönetim komutanı…

Bölgemizdeki bütün iller, Kocaeli, Bursa, Sakarya, Bolu, Zonguldak ve Bilecik ona bağlı…

İhtilali yapanlara “koca k…” diyor.

Allah Allah!

Şu duruma bakar mısınız?

Bize zarf mı atıyor acaba?

İhtilal aleyhine, konsey aleyhine görünüp bizim samimi fikirlerimizi mi almak istiyor acaba?

Arkadaşlar birbirimizin yüzüne baktık, konuşmadık.

Konsey üyelerinin ziyareti konusunda verilen bilgileri not aldık, ayrıldık.

                                   

Daha sonraki günlerdeyiz…

Nejat Serim Paşa’nın, konsey üyeleriyle ilgili başkalarına da benzer sözler söylediğini duydum.

 Sonuç…

Bu sözler konsey üyelerinin de kulağına gitmiş olmalı ki, Nejat Serim Paşa sırada olmasına rağmen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmadı.

İlk kez, evet ilk kez, bir Donanma Komutanı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilmedi.

Emekliye sevk edildi…

Bu yazı toplam 1606 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim