• BIST 82.779
  • Altın 147,577
  • Dolar 3,7780
  • Euro 4,0388
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 7 °C
  • Sakarya : 7 °C

Kul hakkı

Banu Gürer

Şüphesiz İslam insanlığın selameti için pek çok değer getirmiştir.
Bu değerler arasında öyle bir tanesi var ki, insanlığın gidişatı göz önüne alındığında üzerinde ayrıca durulması gerekir: Kul hakkı.
Bu kavram, insan hakları bağlamında anlaşılsa da aslında iki kavramın tam olarak örtüştüğü söylenemez.
Zira kul hakkı kavramının insan haklarını aşan yönü mevcuttur.
Fakat bu noktada şunu da ifade etmek isterim: Bu kavram üzerine yazdığım son makalemde çalışırken gördüğüm üzere çok önemli ve kapsamlı olmasına rağmen kavrama gereken önemin verildiğini de söylemek zordur.
Hal böyle olunca kavramın iyi anlaşıldığını söylemek de mümkün olmuyor.
Neden mi?
Kul hakkı denildiğinde genelde belli başlı fiiller ve bunlar sebebiyle insanlar hakkında yüklenilen veballer akla gelir. Mesela dedikodu yapmak, su-i zan’da bulunmak, maddi anlamda bir başkasının hakkını istismar etmek gibi.
Halbuki kul hakkı bu kadar kısır örneklere hapsedilemeyecek kadar geniş bir muhtevaya sahip.
Öyle ki, mesela kendi bedeninize verdiğiniz her hasar bir kul hakkı ihlalidir. Bugün sağlıksız beslenme ile ilgili geldiğimiz tehlikeli durumu düşündüğümüzde hem bizlerin hem de buna sebep olanlarınaltına girdiği vebalin boyutunu bir de bu açıdan düşünelim!
Yüksek sesle konuşarak veya müzik dinleyerek etrafınızdakileri rahatsız ettiğiniz her an kul hakkını da ihlal ediyorsunuz demektir. “Gürültü kirliliği” gibi kavramların hayatımıza girdiği günümüzde işin bu yanını dikkate almak söz konusu davranışların disipline edilmesi için etkili olmaz mı?
Tabiatın kirlenmesine sebep olan her hareket aslında hem bugün yaşayan hem de gelecekte yaşayacak insanların ve diğer canlıların haklarının gasbedilmesi anlamına gelir. Özellikle sanayileşmeyle birlikte insanoğlunun tabiata verdiği zarar ve buna karşı verilmeye çalışılan mücadele göz önüne alındığında, “kul hakkı” bilincinin bu mücadeleye katkısı büyük olmaz mı?
Emanetin ehil olana verilmemesi, adam kayırma, emeğin karşılığının teslim edilmemesi gibi hususları sanırım kul hakkı kapsamında saymaya dahi gerek yok…
Üstelik bu ihlaller, kişinin sadece Allah’a yakarıp tövbe etmesiyle de affedilecek cinsten değildir İslam’a göre.
Hakkını ihlal ettiğiniz kişilere gidip helallik almanız gerekir!
Düşünün: Hem suçunuzu kabul ve itiraf hem de af dilemeniz, işlediğiniz suçun affı için şartsa, bu durum insanın hareketlerini nasıl etkiler?
Allah’a ve ahiret gününe inanan insanı ciddi biçimde etkiler.
En azından etkilemesi gerekir.
Peki, topluma baktığımızda, dini hayatına referans aldığını iddia eden kişilerde dahi bu hassasiyeti hangi oranda görüyoruz?
Halbuki İslam’ın ortaya koyduğu değerlere sadece inanmak değil onları yaşamak da bir Müslüman için farzdır.
Tabii öncelikle onların doğru anlaşılması ve anlatılması kaydıyla ki böyle olursa mevcut değerlerimizle evrensel örnekler sunmak da mümkün olacaktır.
Aksi halde sözden ibaret bir dindarlıktan başka bir şey ortaya çıkmaz.
Nitekim neticesini de çoğu zaman idrak ediyoruz…

Bu yazı toplam 1125 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim