• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 13 °C

Küresel şiddet

Banu Gürer

İki şiddet olayı bu haftaya damgasını vurdu:

ABD'de üç müslüman gencin hunharca başlarından vurularak öldürülmesi.

Özgecan'ın hunharca katledilmesi.

İlk hadisenin en önemli yankılarından biri uluslararası basının cinayete yeterli derecede haber değeri atfetmemesiydi.

Çünkü hadisenin akabinde olaya uluslararası basında yeterince yer verilmediği dikkati çekiyordu.

Bu durum üzerine yakın zamanda gerçekleşen Fransa'daki hadisenin basında yer alış biçimiyle mukayeseler de yapıldı.

Ve mukayeseler neticesinde özellikle İslam dünyasında, müslümanların uluslararası basında ancak "tetiği çektikleri zaman yer buldukları" yoğun biçimde vurgulandı.

Özgecan'ın katledilmesinin detayları ise ilk önce kanımızı dondurdu.

Bir genç kızın vahşice katledilmesi, kadına şiddet konusunda "geldiğimiz noktayı" tokat gibi yüzümüze vurdu.

Her iki olayı beraber düşündüğüm zaman bazı gerçekleri bir kez daha hatırladım:

Öncelikle şiddetin bölgesel değil küresel bir mesele olduğu bir kez daha tescillendi.

Ve küresel şiddetin tek bir dine ya da bölgeye hasredilememesi bir yana bu şiddet dini önemli bir motivasyon olarak kullanıyor.

İkinci olarak bir meselenizle ilgili çözüm istiyorsanız meselenize önce siz sahip çıkacaksınız.

Sizin adınıza başkasının sizin meselenizi savunmasını beklerseniz elde edeceğiniz şey sadece hüsran ve öfke olur.

İnsanınıza önce siz değer vereceksiniz.

İnsan hayatının ucuz olmadığını önce siz kabul edeceksiniz.

Bunu söylemden ziyade eylemde gösterecek, insan hayatının kutsallığını korumak üzere tedbir alacaksınız.

O zaman üç vatandaşı öldürüldüğü için dünyayı ayağa kaldıranlara "neden bir milyon insan ölürken sessiz kalıyorsunuz!" demek yerine o bir milyon insan ölürken gerekli tepkiyi göstermenin daha önemli olduğunu anlar ve gereğini yaparsınız...

Bir diğer husus olarak şiddetin öznelerinden biri hatta belki de birincisi hala kadın.

Bunun temel sebeplerinden biri de ne yazık ki kadına biçilen rol.

Peki bu rolü biçerken neyi esas alıyoruz?

Bu konuda Batı da Doğu da benzer anlayışlara sahip gözüküyor.

Çünkü her ikisinde de tarihten günümüze kadının "haddi" olan meseleler birbirine yakın.

Tabii ki tartışma biçimleri ve düzeyleri farklılık gösteriyor.

Buna bağlı olarak kadının konumu da.

Ancak herşeye rağmen hala kadının ne yapması ve yapmaması gerektiğini tartışan odaklar ile buna uymayanların "müstehak" olduğu muameleyi belirleyenler de hemen hemen aynı.

Peki ne yapmak lazım?

Önce adaleti temin etmek.

İnsan hayatına hayasızca ve vahşice yapılan hiçbir saldırı karşılıksız kalmayacak ve bu karşılık suçun ağırlığına denk olacak ki şiddet bırakın küresel bölgesel olmaktan çıksın...

Ve canı sıkılanın adam öldürmek gibi bir lüksünün olmadığı daha iyi anlaşılsın...

İnsan hayatının ucuz olmadığı da ancak böyle anlaşılır kanaatindeyim...

Bu yazı toplam 1217 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim