• BIST 96.400
  • Altın 144,414
  • Dolar 3,5647
  • Euro 4,0036
  • Kocaeli : 18 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 18 °C

Kurtulmalıyız mutsuzluktan

Tarık Bağdat

Hemen her gün o bir güç yada o güçlü, sözcüklerini duyuyoruz. Toplum içindeki bazı insanlarda; yetki, makam, unvan, para, soy, taraftar, cemaat, medya, bilgi, silah gibi güçlerden bahseder, durur. Bazı insanlar güçlüden yana tavır takınır. 

Bunların hepsi de insanın elde etmek istediği, edince de kullandığı birer gerçek güçtür. Elde edemeyenlere düşen ise ya suskunluğu tercih eder, ya gıpta eder ya da acımasız muhalif olur. 
Bazıları da güç ve güçlünün yanında olmaktansa onurlu mücadele etmeyi seçer. 
Bu nedenle de tarih boyunca; akıllı, gerçekçi insanlar, bu gücün, güçsüz karşındaki sınırsız istismar damarlarını sınırlandırma mücadelesi vermişler. Yazarlar, şairler, sanatçılar, yani duygu dünyaları zengin insanlar, mücadele vermişlerdir.
Gücü sınırlandırma için ya din ya da ideolojiyi öne sürenler olmuştur. Ancak yine de gücün sarhoşluğu adaletsiz keyfi çıkar amaçlı uygulamaların önlenmesine engel olamamıştır.
Bundan dolayı da kurumsallaşma ve kurallaşma çabası ön plana çıkmıştır. Kurallara göre yetkinin gücün sınırlandırılması ancak demokrasi denen sistem ile oluşmuştur. Fakat bu kez de ayrıcalıklı sınıf, zümre egemenliğinde, dokunulmaz eleştirilemez aristokratlar farklı adla egemenliklerini yine sürdürmeye devam ede gelmiştir. 
İnsanların gerçekleri, olan biteni algılamasında beyinler ya uyandırılmak istenmiş ya da köreltilmek istenmiştir. Bu arada unutmamak gelir beyin öyle bir güçtür ki; insanın olan biteni anlaması, algılaması, kavraması ve ona göre hareket etmesi için gerekli kumanda merkezidir. O nedenle de tüm çabalar, tüm uygulamalar beyne yönelik sürdürülmektedir.
Kafadan geçen her düşünce aslında bir taleptir. Bu yüzden toplum hep korku ve kuşkuyla yaşar bu yüzden yanlış kişilere kanabilir. Bu toplumsal rahatsızlıklara neden olur.
Öyle mutsuz bir toplum olduk ki; birbirimize günaydın diyemiyoruz. Bir araya gelindiğinde hep olumsuz olaylar konuşuluyor. Biri bize nasılsın dese iyiyim demeye korkar olduk. İşler nasıl dese, derhal şikayet etmeye ve her şeyin kötü ve daha da kötüye gittiğini söylüyor, hastalıktan ve ölüm bahsediyoruz. Böylece dostlarla da sohbetin güzelliği, keyfi kalmıyor.
Hep hastayım diyen insanlar mutlaka hasta olur. Beyin şartlanmaya görsün hangi hastalıktan korkup, çağırıyorsanız size onu getirir.
Ve öyle bir toplum olduk ki karşımızdakini yargılamaktan sevmeye zaman bulamıyoruz.
Oysa her yaşta sevgiye ihtiyacımız var. Sevgi sunulmazsa sevgi değildir.
Neyi severseniz sevin ama içinizde yoğun sevgi duyguları olsun. Birisine sevginizi söylediğinizde hareketlerle bunu pekiştirdiğinizde ona öyle güzel bir enerji yollarsınız ki, onun mutluluğunun enerji şeklinde size geri dönüşünden aldığınız pozitifi başka hiçbir şeyde bulamazsınız.
İnsan beyin gücünü kullanarak isterse; kendini felç de edebilir, öldürebilir de, kanserini de yenebilir. Yeter ki beynini şartlandırabilsin.
Uzmanlara göre Beynimizde yaklaşık 13 milyar civarında sinir hücresi var. Her bir hücre yaklaşık 7.3 kilo voltluk enerji açığa çıkarıyor.
Gerçekte mümkün değil ama teorik olarak düşünelim beyindeki tüm sinir hücrelerinin aynı anda enerjilerini saldığını varsayarsak yaklaşık 350 milyon kilo voltluk bir enerji açığa çıkar ki bu enerji Kocaeli'nin tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak güce sahiptir.
Yani beyninizi olumlu şeylere kanalize edin. Bu yüzden kaç yaşında olursanız olun hep bir hedefiniz ve hayalleriniz olsun. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış.
Aynı rüyalar gibi biten günün tekrarı yok. Yarın mı? Yarını bilmiyoruz, iyi şeyler de olabilir kötü de.
Türk toplumu olarak Dün olduğu gibi, bugün de olduğu gibi biz ani stresleri çok severiz. Aksiyon bizim işimiz. Tabi yarın da eminim ki ani stresleri çok seveceğiz. Bu yaratılışımızda var. Neden mi; çünkü ani streste vücutta Adrenokortikotrop hormon (ACTH) artar ve hafıza, algılama, enerji süper olur. Yani bu hormon strese karşı vücudun bir sigortasıdır. 
Ama siz bu stresi kısır döngüye çevirmişiz. Kısaca yüzyıllar içinde bizim yerimize düşünenler yüzünden tembelleşmişiz. Kısaca sürekli oturduğumuz yerde beynimizde kurmuş kurmuşuz. Bunun sonucunda düşüne düşüne hayatımızdaki, olumlu şeylerin hepsi geri gitmiş. 
Yani unutkanlıklar, enerji kayıpları, isteksizlikler, migren, mide-bağırsak şikayetleri, uykusuzluklar, beyin tümörler, tansiyon iniş-çıkışları, vücudun muhtelif yerlerinde uyuşmalar, mutsuzluk, hatta depresyon, kalple ilgili şikayetler ve kansere zemin hazırlamış. Tüm araştırmalar toplumumuzun hastalıklı olduğunun kanıtı değil mi? 
Bunları kendinize niye reva görüyoruz ki? Akıllı, kontrollü ve olumlu olmak bizim için yeterli. Biz bu yetiye aslında sahibiz. Tek yapmamız gereken olumlu düşünmeye başlamak, gerçekleri görmeye başlamak, kısaca şöyle bir silkelenmek. Bize dayatılan yalanlardan sıyrılıp gerçekleri görmeye başlamak. 
Eğer büyük bir strese girdiyseniz kendinize hobiler bulun, yani kafanızı dağıtın.
Ve unutma; Her söylenene körü körüne inanma sorgula, gerçeğe ulaşırsın.

Bu yazı toplam 1339 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim