• BIST 89.629
  • Altın 146,317
  • Dolar 3,6219
  • Euro 3,9415
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 10 °C
  • Sakarya : 7 °C

Liman tartışmasında benim de söyleyeceklerim var

M.Tanzer Ünal

Kent olarak kendimize yeni bir “suni gündem” daha yarattık.
İzmit Körfezi’ne yeni limanlar yapılsın mı, yapılmasın mı?
Mevcut limanların kapasitesi artırılsın mı, artırılmasın mı?
Her zaman olduğu gibi…
Yine her kafadan bir ses çıkıyor.
“Körfez’de yeni liman yapılmasına izin vermek, hainliktir…”
“Yeni liman yapılmasına kesinlikle izin verilemez…”
“Limanların kapasitesinin büyütülmesine izin verilmesi, bu kente yapılacak en büyük kötülüktür.”
Milletvekilleri…
Belediye başkanları…
Gazeteler…
Sivil toplum kuruluşları…
Hepsi tartışmanın içinde.
Hemen hemen tüm taraflar, tribünlere oynuyor.
“Çevre koruyucusu” rolündeler.
Nostalji takılıyorlar.
40 yıl önceki Körfez’in geri geleceğini sanıyorlar.
Denize gireceğiz…
Balık tutacağız…
Bitmek tükenmek bilmeyen bir özlem bu.
Duygusal bir tepki…
Halbuki gün, hayal dünyasında yaşama günü değil.
Gerçekçi olalım…
***
Çoğunluk, Körfez’de yeni liman yapılmasına ve mevcut limanların kapasitesinin artırılmasına karşı.
Aykırı düşünenler de, tutumlarını net olarak ortaya koyamıyor.
“Mahalle baskısından” korkuyorlar…
Ben de, pek çok konuda olduğu gibi, liman konusunda da aykırı düşünenlerdenim.
Neden?
Bakın anlatayım:
Dünyanın neresinde olursa olsun…
Bir körfezin çevresi, ya sanayi bölgesidir, ya da turizm bölgesi…
Yıllar önce…
Ülkemizde daha “çevre bilinci” yokken…
Sanayi, İzmit Körfezi’ne “tecavüz” etmiştir.
İzmit halkı bu tecavüze itiraz edememiş, tam aksine “ekmek kapısı” diye sevinmiştir.
Sonuçta, İzmit Körfezi “turizm bölgesi” olma şansını yitirmiş, zorunlu olarak “sanayi bölgesi” olmuştur.
Bunu söylemekle, “Bırakalım, isteyen istediği gibi kirletsin” demek istemiyorum.
Tam aksine, çevre konusunda eskisinden daha çok duyarlı olalım.
Ancak, İzmit Körfezi’ni “sayfiye yeri olarak kullanmak” sevdasından da vazgeçelim.
Artık imkansız…
Körfez’de yüzmek, tutulan balığı yemek, sağlıklı değil.
Bazı günler pırıl pırıl görünse de…
Yapılan analizler, “Körfez’de artık denize girilemez” diyor.
Tutulan balıklarda civa oranı çok yüksek.
Körfez balığını yemek, son derece sakıncalı…
O halde ne yapmalıyız?
Bölgemizdeki sanayi kuruluşlarını başka bir bölgeye kaldırmak mümkün olmayacağına göre…
Bölgemizde sağlıklı kentler kurmalıyız.
Mevcut kentlerimizi daha sağlıklı hale getirmeliyiz.
***
Yıllardır yanlış bir yöntem izlendi.
Sonuç alınamayacağı biline biline, kör kuyuya taş atıldı.
Sanayiye, sürekli “tu kaka” denildi
“Ford gelmesin!”
“Posco kurulmasın!”
Şimdi de “Liman yapılmasın!”
Halbuki, yıllar öncesinden bölge planlaması tamamlanmalıydı.
Konutlar, kademeli olarak sanayi bölgelerinden uzaklaştırılmalıydı.
İnsanların, yeni kurulan “pilot şehirlerde” yaşamaları özendirilmeliydi.
Bu yapılmadı…
Konut ile sanayi, “kucak kucağa” hale getirildi.
Belediyelerde bu bilinç hâlâ da oluşmuş değil.
Hâlê daha, fabrikaların burnunun dibine konut yapılmasına izin veriliyor.
Veya tam aksine…
Konutların hemen yanına fabrika…
Sonra da çevre kirliliği şikayeti başlıyor…
Bunun adı vizyonsuzluk…
Ama kimi kime şikayet edeceksin?
Sorunu yaratan, belediyeler…
Şikayeti kabul edecek olan, yine belediyeler…
***
Bölgemizde, sanayi ve kent yaşamını ayırabilmek için tek fırsat var.
Bu fırsat da kaçmak üzere…
Körfez çanağındaki yerleşim yerleri, Körfez’in kuzeyine ve güneyine alınmalı!
Kocaeli Yarımadası, bu amaç için ideal yer.
Bölgemizin, gözden ırak, en bakir yeri.
Ama dediğim gibi, fırsat kaçıyor.
Bu bölgede kurulması düşünülen ve halen durumu mahkemelik olan Kandıra Organize Sanayi Bölgesi, bu tek fırsatı elimizden alıyor.
Bu sanayi bölgesi burada kurulsun, çevresine 10’larca sanayi bölgesi gelir.
İşte o zaman “hapı yuttuk”…
Sağlıklı kentler kuracağımız hiçbir yerimiz kalmaz.
Eğer bugün çevre adına, sağlıklı yaşam adına karşı çıkılacak tek bir proje varsa, bu da Kandıra Organize Sanayi Bölgesi’dir.
***
Şimdi buradan “liman” konusuna geçmek istiyorum.
Önce şunu belirteyim.
Kocaeli’ne, “sanayi kenti” olmasının ötesinde, “yeni roller” verildi.
Kocaeli, artık aynı zamanda bölgenin “ticaret ve lojistik” merkezi…
İstanbul, yükünün bir kısmını bu bölgeye veriyor.
Demiryolu lojistiği Köseköy’e, havayolu lojistiği Cengiz Topel’e, denizyolu lojistiği ise İzmit Körfezi ve Karasu’ya geliyor.
Bunun hiç kaçar tarafı yok.
Özellikle Karasu, önümüzdeki 10-15 yıl içinde büyük önem kazanıyor.
Bu dönem içinde Karasu’nun nüfusunun 300 bin olması öngörülüyor.
İstanbul’daki sanayi de ağırlıklı olarak Adapazarı-Düzce arasına gidecek.
Liman konusunu da, bu gelişmeler çerçevesinde değerlendirmek lazım.
İzmit, biz istesek de istemesek de “liman kenti” olacak.
Mevcut limanların kapasitesi artırılacak, yeni limanlar kurulacak…
Aksi takdirde, bölgemizdeki sanayi kuruluşları, ithalat ve ihracatlarını uygun şartlarda yapamazlar.
Diyeceksiniz ki, “Limanlar, İzmit Körfezi yerine Karadeniz’de kurulsun!”
Fizibıl değil…
Bir liman Körfez’de 5’e mal oluyorsa, Karadeniz’de 25’e mal oluyor.
***
Limanlarımızın mevcut durumu ne?
Ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor?
İzmit Körfezi’nde halen 34 liman var.
Toplam kapasiteleri nedir bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum.
Limanların toplam kapasiteleri, 2015 yılına kadar, bölgemizin ithalat ve ihracatını karşılayabilir durumda.
Anlayacağınız, üç yıl sonra, limanlarımız yetersiz hale gelecek.
Liman dediğin de “düğmeye basınca” ortaya çıkmıyor.
İnşaatına bugün başlasan, 3-4 yıl sonra ancak hizmete girer.
Mevcut limanların kapasitelerinin artırılması da 1-2 yıl sürer.
Sonra…
Birileri, “Ben liman yaptırmam” diye ortaya çıkıyor.
Liman yapmak, liman yapmak için denizi doldurmak, kimsenin paşa keyfine göre olmuyor.
Bununla ilgili yasalar var.
İlgili yasanın gereğini yerine getiriyorsun, limanını yapıyorsun.
Biz ne dersek diyelim, bundan sonra da liman yapma çalışmaları yasalar çerçevesinde yürütülecek.
Şimdi aklınıza şu soru gelebilir: “Mevcut limanların Kocaeli’ne katkısı ne?”
İstihdam ve diğer ticari yararlarını saymıyorum.
Sadece Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bütçesine katkısını söyleyeyim.
Yılda 500 milyon lira…
Bu rakamı nereden mi çıkardım?
Basit…
Bu yılın ilk 11 ayında, limanlardan, gümrük vergisi ve ithalattan alınan KDV olarak 9.5 milyar lira toplanmış.
Demek, yıl sonu itibariyle 10 küsur milyar lira…
Yüzde 5 büyükşehir payı olarak al, eder 500 milyon lira…
Limanlardan toplanan vergi bu kadar da…
Tüm Kocaeli’den toplanan, gelir ve kurumlar vergisinin tamamı ne kadardır dersiniz?
2 milyar lira civarında…
2 milyar nerede, 10 milyar nerede?
Anlayacağınız, limanlar bacasız sanayi…
Turizm geliri gibi bir şey…
Akıllı olalım!
“Liman istemeyiz” diye nefes tüketeceğimize…
Liman ve sanayi ile birlikte, nasıl sağlıklı yaşarız, bunun çalışmalarını yapalım.
Bunun alt yapısını hazırlayalım.
Limanlardan, otoyol ve demiryolu bağlantılarını şimdiden planlayalım.
Liman, iş demektir.
Liman, aş demektir.
Liman, zenginlik demektir.
Liman tartışmasında benim söyleyeceklerim bu kadar.

Bu yazı toplam 1227 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim