Bir kez daha anladım…

MAKALEYİ DİNLE

Bu sene Cumhuriyet Bayramı’nı Balkanlarda, Saraybosna ve Belgrad’da kutlamak nasip oldu.

Benim açımdan oldukça manidar bir durumdu bu…

Zira Osmanlı’nın yıkılışına ve Cumhuriyet’in kurulmasına sebep olan hadiselerin en önemli merkezlerinden biri Balkanlardır…

O topraklar büyük acıların beşiklerinden biri olagelmiştir…

Ve her bir karış toprağı bu coğrafyaya dair görmeniz ve anlamanız gereken gerçekleri anlatır…

Bana da anlattı…

O anlattıkça ben bu coğrafyada sırtınızı başkalarına dayayarak, başkalarından yardım bekleyerek yaşamanın mümkün olmadığını bir kez daha anladım…

Çünkü gördüm ki Bosna’da yapılan katliamlara gelmesi beklenen yardım, onlar “yaşam tünelini” açana kadar gelmemişti…

“Güvenli bölge”de dahi insanların toplu katli mümkün olabilmişti…

“Türk Korkusu” başlıklı yazımın her bir satırının altına gönül rahatlığıyla imza atabileceğimi bir kez daha anladım…

Çünkü şahit oldum ki Boşnakların katlinin temel gerekçelerinden biri “Türk” kabul edilmeleri, temel motivasyonlarından biri ise “Türkler”den intikam alma azmi idi…

Bir arada yaşayan ancak bütünden istifade edemeyen milletlerin parçalanarak hiçbir şey elde edemeyeceğini bir kez daha anladım…

Çünkü müşahede ettim ki, yaşanan savaş ve katliam, savaşı ve katliamı yapanlara da fazla bir şey “kazandırmamıştı”.

Üretemeyen milletlerin birbirlerini yemelerinin adeta bir sosyal kanun olduğunu bir kez daha anladım…

Çünkü açıkça ortada duruyordu ki komünist rejimin çökmesini takiben yeniliğe ve ilerlemeye dair çok fazla adım atılamamıştı…

Üretmek yerine yağmalamaktan medet umanların genel nitelikleri açısından da bu husus oldukça anlamlı olsa gerek…

Bu coğrafyada kadınlarına dahi askerlik eğitimi verenlerin ne kadar haklı olduklarını bir kez daha anladım…

Çünkü bağışıklık sisteminiz, yani ordunuz güçlü olmazsa burada tutunmanızın imkanı bulunmadığının en önemli örneklerinden biriydi yaşanan katliamlar…

Tarihini bilmeden tarihiyle hesaplaşmaya kalkanların kendi varlıklarının altına dinamit koymaktan öteye gidemeyeceklerini bir kez daha anladım…

Çünkü bitmiş gibi görünen pek çok savaşın aslında sadece askıya alındığını bu topraklarda daha net görüyorsunuz…

Ve siz kendinizle bilinçsizce hesaplaşırken sizinle hesaplaşmaya gelenlere karşı koyacak gücünüzü de yanlış yere sarfederek kaybediyorsunuz…

Adalet ve barış mı istiyorsunuz?

Bunun için “ağlamak” yerine madden ve manen “güçlü olmak” gerektiğini bir kez daha anladım…

Çünkü siz güçlü iseniz farklılıklar bir uyuma dönüşebilme şansını bulabiliyor…

Tüm farklılıklar güçten istifade etmek üzere bir araya gelme isteğine sahip olabiliyor…

Ve gücünüz nispetinde adaleti tesis edebiliyor, adalete katkıda bulunabiliyor, başkalarının insafına kalmaktan kurtulabiliyorsunuz…

Aksi halde her bir farklılık “farkını ilan” etmek adına diğer farklılıklar için bir tehdit haline gelebiliyor…

Dolayısıyla “yurtta sulh ve cihanda sulh” ancak gücünüze bağlı olarak sağlanabiliyor…

Fakat yakın tarihimizin bize anlattığı bunca gerçeğe rağmen biz “şuursuzluğa” nasıl izin verebiliyoruz?

İşte bunu hala anlayamıyorum!…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR