Mehmet Ali Çelebi’nin “Teğmen”i…

MAKALEYİ DİNLE

Ülke sorunlarına duyarlı olup da Teğmen Mehmet Ali Çelebi’yi tanımayanız, sanırım yoktur.

O, Ergenekon operasyonunda tutuklanan en genç “muvazzaf” subaydı.

Tarih, 18 Eylül 2008…

Yıllarca cezaevinde kaldı, sonunda 16 yıl hapse mahkûm oldu.

Ergenekon sanıklarıyla ilgili verilen son kararla tahliye edildi.

***

Bu köşenin düzenli okurları bilirler, kendisiyle ilgili değişik tarihlerde yazılar yazdım.

Sesinin, bir fazla kişiye duyurulması konusunda kendi çapımda katkı verdim.

İlk yazım, 15 Şubat 2011 tarihini taşıyordu.

“Söz Mehmet Ali Çelebi’de” başlığıyla…

İşte o yazı!

“İddianameleri çarşaf çarşaf haber yaptılar da…
Savunmaları görmemezlikten geliyorlar.
Olsun!
Gün gelir, devran döner, nehirleri tersine akıtmaya kalkanlar yaptıklarından utanırlar, sokağa çıkamaz hale gelirler.
Hafta başında Ergenekon Davası’nın yine duruşması vardı.
Teğmenler Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çalıkuşu, esas hakkındaki mütalaaya karşı son savunmalarını yaptı.
Teğmen Mehmet Ali Çelebi’yi bazı gazetelerin sütunlarından tanıyorsunuz.
Hani 18 Eylül 2008 tarihinde tutuklanmış, 33 ay cezaevinde kaldıktan sonra 20 Mayıs 2011’de serbest bırakılmış, savunmalarıyla da tüm dikkatleri üzerine çekmişti ya…
İşte o teğmen!
Teğmen Çelebi’nin son savunmasında söylediği şeyler de uzun süre hafızalardan silinmeyecek etkinlikte.
O savunmanın bazı bölümlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Kendime bir sanık gözüyle bakmıyorum. Aksine vatanseverlik davasının savunucusuyum. Söyleyeceğim her söz, kanımdan bir damla, etimden bir parçadır. Çünkü burada kendimi değil ülkemin değerlerini, yaşamımın özü ve anlamı olan Kemalist devrimleri savunuyorum. Mensubu olduğum Türk Ordusu, devşirme bir ordu değildir. Sermayenin, iktidarın ordusu değildir. Türk Ordusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve onu kuran halkın ordusudur.
Esen rüzgârlara göre doğruluğuna inandığımız esaslardan ve vazife gereklerinden vazgeçmeyiz. Bizi tek etkileyecek rüzgâr vicdanımızdır. Bu nedenle ben, Teğmen Çelebi, 15 Mayıs 1019’da İzmir’i hiç direnmeden Yunanlılara teslim eden, bir Yunan teğmeninden tokat yiyen, elinde ucuna beyaz mendil bağlanmış bir sopa ile kışladan çıkıp esir kafilesinin başında yürümekten utanmayan Ali Nadir Paşa’ların ve türevlerinin değil, direnen, savaşan Mustafa Kemal’lerin emrindeyim. Bana omzumdaki metalleri idare edecek şahıslar değil, ruhuma dokunacak komutanlar gerekir.
Bizi yargıladığınız bu süreç, bu görkemli işkence çarkı, emperyalistlerin geleceğimizle ve kaderimizle daha rahat oynayabileceği koşullar için hazırlanmıştır. Bir ihanet suçlamasını Türk subayıyla bağdaştırmak için çok komik durumlara düştünüz. Hukuku kendi cinnetlerinize göre saptırdınız, çarpıttınız, tepetaklak ettiniz. Ruhunuzu bir kez olsun adaletin kollarına atamadınız. Vasatın bataklığına öyle gömülmüşsünüz ki, gerçekler bile sizi tekrar ayağa kaldıramıyor. Anlaşılıyor ki, hiçlik yazgısına başkaldıramıyorsunuz. Pusulanız karanlığı gösteriyor. İnsanoğlu’nun binlerce yıldır hesapsız akan kanlar pahasına elde etmeyi başardığı kazanımlarla beraber şu an yerin yedi kat dibindesiniz. Adaletin sesi dediğiniz bu mütalaa, cehennemin dibinden yalanlar türküsüdür. Bu mütalaada, bu parçalanmış Türkiye hayalinin tohumunda, emperyalistlerin yürek atışını seziyoruz. Ben buraya esas hakkındaki yanıltmacanıza cevap vermeye gelmedim. Böyle bir durum beni küçültürdü.
Ben buraya, gerçekleri geleceğe bırakma borcunu ödemeye geldim. Gerçeğin bana verdiği yetkiyle, utanma duygusunu hatırlatmak için geldim. Bana ayrılan kısa sürede mahkemeye aşırı dozda doğruluk enjekte edeceğim. Doğruluk alerjisi olanların tedbir alması önemle duyurulur. İşte size bu dava boyunca aradığınız ama bulamadığınız şiddeti getirdim. Hakikat, şiddetin ta kendisidir. Bu şiddeti başlatıyorum.
Ben, tam bağımsız Türkiye ideali uğruna sonsuz cezalarınız için yaşamımda demir parantezler açmaya razıyım. Sizin vereceğiniz ceza, asla sırtımda ve vicdanımda taşıyacağım bir yük olmayacaktır. Çünkü evlatlarımıza onlara yaraşır nitelikleri, ancak buradaki başkaldırı kazandırabilir. Onlar, Türkiye’nin baş eğmez ruhları, bugünlerin hatırasını ebediyen muhafaza edeceklerdir.
Biliyorum ki, kuşaklar boyu insanların hafızasında kalacak sonsuz utançlar, bize bu iftirayı atanlar için yeterli olacaktır. Şimdi siz görevinizi yapın, tarih de görevini yapacaktır.”

***

Genç teğmeni dinlediniz…
Düşünceniz ne? Böyle bir ordu teslim alınabilir mi?
Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri istedikleri kadar uğraşsınlar, başaramayacaklar!”

 

Teğmen, “Teğmen”i yazdı, zulmü anlattı

Ergenekon zulmünü, neredeyse “tüm zulüm görenler” yazdı.

En son kitap Mehmet Ali Çelebi’den…

Adı, “Teğmen”…

Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin “Teğmen” isimli kitabı okunmaya değer.

Teğmen Çelebi, kitabının son bölümünde “nasıl bir gelecek” beklediğini şu cümlelerle dile getiriyor:

“"Gelecek bizden neler bekliyor, biz gelecekten neler bekliyoruz? Her şeyden önce bu ülkede hakkın yerini bulmasını, insanın insanca bir yaşamda yerini almasını bekliyoruz.

Kumpas davalarındaki zulmün tamamen sona ermesini, hem yeniden yargılama boyutunda hem de Yargıtay sürecinde adaletin bir an önce tecelli etmesini istiyoruz.

Karamsar değiliz aksine umut doluyuz; bu toprakların bitmek tükenmek bilmeyen türküsüdür umut. Umut, bu toprakların uzak geleceklerden görünen dumanı, tüm zalimlere karşı durmanın dokunulamayanıdır.

Cumhuriyetin değerlerini, ilerici eşitliği ve modern yurttaşlığı, kendi kültürümüzün has değerleriyle birlikte yaşatmaktır bizim geleceğimiz.

Kardeşlik, dostluk ve yakınlıktır.

En büyük öfkeleri ve nefretleri söküp alan ve Batı'nın artık neredeyse kaybetmiş olduğu insan sevgisidir."

***

Teğmen’in “Teğmen”ini mutlaka okuyun!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR