Vali Ercan Topaca ile BAYRAM’a özel (2)…

MAKALEYİ DİNLE

 

                                               

“Eşimin başını örtmesinde mahalle baskısı yok”

                                                               ********

Vali Ercan Topaca ile sohbetimiz devam ediyor…

“Umre’den döndükten sonra eşiniz Sevim Hanım başını örttü. Kamuoyunda, örtünmenin ‘mahalle baskısı’ nedeniyle olduğu yönünde yorumlar yapılıyor. Bu konuya bir açıklık getirmek ister misiniz?”

“Mahalle baskısı söz konusu değil. Bize mahalle baskısı yapacak olanın alnını karışlarım. Bizler fikir ve vicdan yönünden hür insanlarız. Eşim oradaki ortamdan etkilendi. Kendi kişisel kararı… Herkesin bu olaya böyle bakması lazım! Müslümanlıkta mahalle baskısı olmaz, kalpten inanmak gerekir.”

“Eşinizin kararını öğrendiğinizde tepkiniz ne oldu?”

“Dediğim gibi, eşimin başını örtmesi kendi kararı. Bize, aldığı bu karara saygı duymak düşer. Biz de öyle yaptık. Kimse, eşimin örtünme olayını başka yöne çekmeye kalkmasın. Bunun gerisinde bir hesap yok. Umre ziyaretinden kişisel bir etkilenme var. Hepsi bu!”

                                                                              *********

Vali Topaca ile sohbetimizin son bölümünü yarın yayınlayacağım.

 

 

Şu gülünçlüğe bakın!

                                               ********

O haberi okuyunca, sinirimden gülemedim.

Ülkemizdeki “geri zekâlı” ve “adaletsiz” ortamı nasıl da anlatıyor.

Neymiş efendim, Çankaya adayları ağustos ayında TRT’de eşit sürelerle konuşacaklarmış.

Haber aynen şöyle:

“İlk turu 10 Ağustos’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için adayların yapacakları propagandaya ilişkin esaslar da belli oldu. Yüksek Seçim Kurulu, cumhurbaşkanı seçiminde, adayların radyo ve televizyondaki konuşma veya görüntülü konuşmalarını, 3-9 ağustos tarihleri arasında yapmasına karar verdi. Cumhurbaşkanı adaylarının 15’er dakikalık iki konuşma hakkı olacak. Karara göre, cumhurbaşkanı adayları propagandalarını ilk veya son gün görüntülü olarak yapabilecek. “

Haber, ayrıntılarıyla devam ediyor…

Allah aşkına, uygulamanın komikliğine bakar mısınız?

“Tek kanallı Türkiye günleri” nden kalan bir kanun ve bu kanunu uygulamaya kalkanların düştüğü gülünç durum…

Belirli bir yaşın üstündekiler hatırlarlar.

Eskiden adaylar, seçim öncesi, eşit şartlarda radyo ve televizyonlardan yararlanırdı.

Halk, parti liderlerinin o konuşmalarını merakla beklerdi.

Hatta bazı seçimlerde liderlerin aynı tartışma programında buluştukları bile olurdu.

Son derece demokratik bir ortam…

Bir de bugünkü hale bakın!

Recep Tayyip Erdoğan; devletin, özel sektörün, partisinin, yandaş ve yalakalarının tüm gücüyle seçime hazırlanıyor…

Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş ise kendi kıt olanaklarıyla…

Erdoğan konuşmaya başlayınca, 14-15 kanal birden program akışını kesip naklen yayına geçiyor…

İhsanoğlu ve Demirtaş’ın konuşmaları, sadece haber bültenlerinde 1-2 dakikalık özetlerle geçiştiriliyor.

Bu mu eşit şartların oluşturulması?

Bu mu adalet?

Size söyleyeyim, bu görüntü, oligarşiyle yönetilen ülkelerin görüntüsü!

Devletin tüm imkânları, tek bir kişinin seçim kazanması için seferber edilmiş.

Böyle demokrasi mi olur?

Eşitlik ve adalet bu mu?

                                                                              *********

İşte TRT’nin ve Yüksek Seçim Kurulu’nun gülünçlüğü burada!

3-9 ağustos tarihleri arasında adaylar TRT’de eşit sürelerle konuşacaklarmış.

Zahmet etmeyin beyler zahmet etmeyin!

Bu uygulamayla kamuoyuna ve dünyaya “eşitlik” ve “adalet” görüntüsü veremezsiniz.

Sonra TRT’yi kim izliyor ve dinliyor ki!

Hepsi sizin olsun!

Bu yollar, “bu ülkenin muktediri” ne helal olsun!

 

 

Demek doğru…

                               *********

Hani montajdı?

Hani dublajdı?

Hani uydurmaydı?

Demek doğru…

Eğer 17 ve 25 Aralık operasyonunda ele geçirilenler, montaj, dublaj ve uydurma ise, o operasyonu yapanlar, “kanunsuz telefon dinlemek” ten neden içeri alındılar?

İktidar, bu tutuklamalarla kendini ele verdi.

Bunun farkında değil!

 

 

Tayyip Bey’in son “ayrıştırma” söylemi…

                                               *******

Şimdiye kadar böyle şey ne duyulmuş, ne de söylenmiş…

“Bu toprağın evladı benim. Ekmeleddin Bey, bu toprağın evladı değil!”

Haydi, buyurun bakalım!

Ekmeleddin Bey, neden bu toprağın evladı değilmiş?

Çünkü Kahire’de doğmuş…

Başka bir ülkede dünyaya gelmişsen…

Annen baban Türk’se…

Ve sen de kendini “Türk” hissediyorsan…

Bütün bunlara rağmen, bu toprağın evladı değilsin!

Şu ayrımcılığa bakın!

Erdoğan, yurt dışında doğan bütün Türkleri bir kalemde sildi attı.

İşin bir başka yönü…

Kendisi “Ben bir Tük’üm” diyemiyor…

Ama kendini bu toprakların “imtiyazlı evladı” kabul ediyor…

Ekmeleddin İhsanoğlu ise “Türklüğümle gurur duyuyorum” diyor, ama gel gelelim Recep Tayyip Erdoğan’ın nezdinde “bu toprakların evladı” değil!

Bir şey daha ortaya çıktı…

Bir kişinin, bu toprakların evladı olup olmadığına, artık Tayyip Bey karar verecek.

O ne derse o!

İşinize gelirse…

Bundan sonra böyle!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR