Fitne Zamanları

MAKALEYİ DİNLE

Fitne zamanlarındayız.

Öyle bir fitne ki temeli en az iki yüzyıl öncesine dayanıyor.

Hatta Hz. Peygamber’den (S.A.V.) hemen sonrasına kadar da götürebilirsiniz.

Bu fitnenin en temel özelliği ise “kardeşin kardeşi” katletmesi.

Ya da kardeşin kardeşe kırdırılması.

Hz. Peygamber (S.A.V.) vefatından hemen sonra İslam alemine musallat olacak ve bir daha da yakasından kolay kolay düşmeyecek fitne zamanları için bizleri ikaz ederken şöyle buyuruyor:

“Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun…” (Buhari)

Yani kısaca önce “akl-ı selim”i sağlamak gerektiğinin altını çiziyor.

Galeyana gelip birbirimizin boğazına yapışmaktan ziyade “makul” insanlar olarak fitnenin kökeninde kimlerin ve neyin yattığını görebilmenin en elzem şartını ortaya koyuyor.

Hatta bunu sağlamanın en önemli yollarından birini de şöyle izah ediyor:

“İyiliğe sarılın, kötülükten de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini  beğendiklerini görürsen, o zaman  kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır…” (Ebu Davud)

Ve dahi şöyle tavsiye ediyor:

"Güzel bulduğun şeyi yaparsın, kötü bulduğun şeyi de  terkedersin. Kendi yakınlarının (hallerini düzeltmeye) yönelirsin. O  hezele takımı (ile de), onların cemaatı ile de (uğraşmayı) terkedersin." (Buhari)

Bu ne demektir?

Haksızlık karşısında sessiz kalmak mı?

Yoksa karışıklıktan korkup kaçmak mı?

Elbette hayır.

Bir sıkıntıyı gidermenin yolunun başkalarını eleştirmeden önce kendimizi düzeltmekten geçmesi demektir.

Fitnenin kaynağının sizi kendi amaçları için kullanmasına izin vermemektir.

En yakınlarından başlayarak insanları “kimsenin oyuncağı olmamak” hususunda uyararak “basiretli” davranmaya sevketmektir.

Siz hamasi söylemler ile birbirinizi kırıp geçirirken birilerinin sizin üzerinizde ve size rağmen sistem kurmasına izin vermemektir.

Sizin için kurulan oyunda piyon olmayı değil, kendi oyununuzu kurmayı tercih etmek demektir.

Sebep olmadığınız bir kavganın içine çekilmekten ziyade sizi bu kavgaya çekmek üzere ellerinden geleni ardlarına koymayanlara karşı mücadele edebilmek üzere gücünüzü seferber etmek demektir.

Bunu yapabilmek için ise önce fitnenin müsebbiplerini doğru tespit edebilmek, yani “bu kavganın en çok kime yaradığını” görebilmek için akl-ı selimle hareket etmek demektir.

“Biz bunun neresindeyiz?” derseniz…

Bir taraftan bunca tahriğe rağmen hala kısmen temkinli davrandığımız söylenebilir.

Ancak diğer taraftan oluşmaya başlayan nefret diline baktığımızda gidişat itibariyle Hz. Peygamber’i (S.A.V.) anlamanın kıyısına varamadığımız söylenebilir…

Ama bu varamayacağımız anlamına da gelmez…

Yeter ki önce kapımızın önünü süpürmeye başlayabilelim… 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR