1 Mayıs; Emeğin “hak arama” bayramı…

MAKALEYİ DİNLE

Kimileri görmek istemese de, “toplumsal sınıflar” vardır.

Ortaçağ’da üç sınıf vardı; Feodal Beyler, Ruhban sınıfı ve topraksız köylüler.

Sonra, “Sanayi Devrimi” ile yeni bir sınıf ortaya çıktı; Kentsoylular. Ya da diğer bir ifadeyle “Burjuvalar.”

Çoklu üretim yapan makinelerin sahipleri için çalıştıracak insan lazımdı. Ama, Feodal düzende topraksız köylü, toprak egemeninin kulu-kölesiydi. Efendisi gerektiğinde kölesini öldürme hakkına sahipti.

Yeni sınıf-Burjuvalar, bu köle sınıfına “özgürlük” vaat etiler! Birlikte feodalizmi yıktılar, o sıralarda adı konmamış Kapitalizmin egemenliğini kurdular!

Kapitalizm’de, üretim araçları mülkiyetine sahip olan “Sermaye sınıfı” ve o üretim araçlarını kullanarak üretimi yapan “işçi sınıfı” vardır. Feodalizmin yıkılmasından sonra ortaya çıkan “üretim biçimi” ve o üretimi yapan işçilerin fedakarlıkları ile yeni ve büyük sermaye birikimleri ortaya çıktı.

İşçiler, günde 15-16 saat çalıştırılıyordu. Yorgunluk ve dikkat bozukluğu yüzünden oluşan “İş Kazaları”nda işçiler sakat kalıyor ve ölüyorlardı. Bu “köle düzeni” de yaklaşık 100 yıl sürdü.

İşçiler, uyanmaya ve isyan etmeye başladılar. İşveren, tek tek baş kaldıranların kafasını koparıyordu! Ve işçiler “Birlik olmaya” karar verdiler. Sendikalar oluşmaya başladı.

İlk kez 1856 yılında, Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri “günde 8 saatlik çalışma hakkı” için yürüyüş düzenlediler.

 1 Mayıs 1886’da Amerika’da İşçi Sendikaları Konfederasyonu öncülüğünde, “8 saatlik çalışma hakkı” elde etmek için iş bırakma eylemi yapıldı. Şikago’daki gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Polis şiddete başvurdu, ölenler, sakat kalanlar oldu. Sendika Liderleri idam edildi.

Bu uzun mücadele sonunda işverenler ve siyasi iktidarlar “8 saatlik çalışma hakkını” kabul ettiler.

İşte bu nedenle, başta ABD olmak üzere birçok ülkede 1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kabul edildi.

Yani; okuma-araştırma kültürü olmayan, başındaki çobanın palavralarıyla yaşayan “önyargılı” kuzucuklar için altını çizelim ki; “1 Mayıs Komünist Bayramı değildir!”

1 Mayıs Günü, “demokrasi ve HUKUK DEVLETİ” kimliği olan her ülkede 1 Mayıs Emeğin Bayramı’dır, özgürce kutlanır, işçiler sorun ve taleplerini dile getirirler ve 1 Mayıs RESMİ TATİL olarak kabul edilir.

DİSK ve birçok işçi ve kamu emekçilerinin sendikaları, 1 Mayıs’ı İstanbul’da Taksim Alanı’nda kutlamak isterler. Baskıcı yönetimler ise, başka bir yer göstermekte inat ederler!

İşçiler neden “Taksim Meydanı’nı ister? Çünkü, 1 Mayıs 1977’de o alanda, hem de miting bitmiş, insanlar dağılırken, Sular İdaresi ve alandaki lüks otelin çeşitli dairelerinde bulunan ve ellerinde uzun menzilli tüfekleri olan birileri, meydandaki kitlenin üzerine rastgele ateş saçmaya başlarlar. Bu alçakça olayda 5 kişi vurularak, 1 kişi panzer altında kalarak, 28 kişi de ezilerek veya boğularak, toplam 34 kişi ölür, 130 kişi yaralanır. Olayın failleri bulunamaz!..

İşte bu yüzden işçiler için Taksim Meydanı anlamlıdır.

AKP iktidarı yanılmıyorsam evvelki yıl buna izin vermiş ve kimsenin burnu kanamadan olaysız sona ermişti. Yani, tahrik ve polis baskısı yoksa, olay da olmuyor. Ama geçen yıl “yasak” inadı yeniden ortaya çıktı. Bu yıl ne olacağını göreceğiz. Dilerim akıl ve vicdan egemen olur da, olaysız şekilde kutlamalar yapılır.

İşçilerin sorunları çok ve büyüktür;

- Sendikalı işçi sayısı hızla düşmekte, sendikal hakkını kullanmak isteyen işçiler işte atılmaktadır,

- İş Yasaları, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi yasaları 12 Eylül Darbesi ürünü ilkel yasalardır!

- TAŞERON işçi sayısı hızla artmakta, işçiler köle gibi çalışmaktadırlar,

- AKP iktidarı; “Esnek Çalışma” ve “Stajyer İşçilik” düzenleriyle de iş yasalarına tüy dikmiştir!

- İşsizlik hızla artmakta, iktidar, İşsizlik Fonu’nu amaç dışı da kullanmaktadır!

- Camilerde, grev karşıtı hutbeler okunmaktadır!

- Sigortalı olmak ve bir işte emekli olana kadar çalışma güvenceleri giderek yok olmaktadır,

- Kamu Personel Seçme Sınavları’nda “sınav hileleri” ayyuka çıkmış, sınav dışı yandaş istihdamları ile “KUL HAKKI” yenmektedir!

 

İşçiler, bu haklarını almak için meydanlardadır. Ama şu da bir gerçektir ki, “emekçi” olduğu halde, emeğe saygısı olmayan siyasi partileri destekleyen, yani; “celladına aşık” sınıf bilincinden yoksun emekçiler de hayli çoktur. Bunlar, Egemen Bağış’ın dediği gibi; “Bakara-makara” ile uyutulan zavallılardır!

Sınıf bilincine sahip, emeğinin hakkını arayan tüm emekçilere saygıyla..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR