Asla unutamayacağımız kara gün

MAKALEYİ DİNLE

Bizi can evinden vuran, Marmara’yı beşik gibi sallayan 17 Ağustos 1999 depremini yaşadığımız müddetçe kimsenin unutamayacağını tahmin ediyorum.
Merkez üssü Gölcük olan, insanları en tatlı uykusunda yakalayan, kulakları sağır eden o uğultuyu, kibrit kutusu gibi devrilen koca binaları ve içinde cansız yatan bedenleri unutamayız.
Toplu mezarlar kazıldı.
Bir kamyonet dolusu toplu ceset aynı anda gömüldü.
Günlerce su yok, gıda yok.
İlk iki üç gün devlet de yok.
Herkes şokta, herkes şaşkın bir vaziyetteydi.
İnsan manzaralarını o günlerde çıplaklığı ile gördük ve yaşadık. Kandıra’nın köylerinden domateslerini getirip bedava dağıtanları gördük. Bursa’dan minibüsü ile su, süt, yoğurt, peynir, ekmek, tuvalet kâğıdı, bisküvi getiren, önüne çıkanlara dağıtan Neriman-Adil Bilaloğlu çifti gibi yardımsever insanları gördük.
İstanbul’dan arabaları ile insani yaşam malzemelerini getirip dağıtanları da çadır başı yüz dolar yardım dağıtanları da duyduk ve gördük. Enkazdan elleri ile ceset çıkarıp insanlık adına başkalarına yardım yapanları da bire bir görüp yaşadık.
Ama cesetlerin bileğini kesip kolundaki bileziğini alan ölü soyucularını da duyduk ve yaşadık. Sahipsiz binaların kapı ve pencerelerini söküp kamyonla götürerek başka yerlerde satanları da duyduk, biliyoruz.
Hiçbir kaybı olmayıp, evi barkı zarar görmediği halde dağıtılan gıda ve yardım malzemelerini depolayıp bir iki yıl onları satanları da gördük ve yaşadık.
Hukuki ve ahlaki değerlerle bütünleşen örnek gösterilecek insanları da gördük.
Bunları unutmamız hatta unutturmamız mümkün değildir.
Yurt içinden ve yurt dışından insanlık adına yağmur gibi yağan yardımları gördük, yaşadık. Bu davranışlar gelecek adına bizleri umutlandırdı. Yetimin hakkını yiyen, fırsatı ganimete döndüren çocuklarına kirli para bırakmayı meslek edinen umutları azalıp yok eden. Ufak insanları da gördük ve yaşadık. Bütün bunları unutmamız mümkün mü?’’
Aradan geçen uzun süreçte az veya çok yaralarımızı sarmaya çalıştık. Yıkılan yerlerin yerlerine yenilerini dikildi. Toplu yaşam konutları inşa edildi. Hasar gören yerlerin büyük kısmı güçlendirildi.
Uzun süren mahkemelerin sonucunda yıllar sonra yıkılan binalar oldu. Ne yazık ki hala yıkılması gereken binalar var. Niçin ağır çekim gidiliyor anlamak mümkün değildir.
Bir şey öğrendik. İnsanları deprem değil çürük yapılar öldürüyor. Binaları yapan mesul kişileri aradık, sorguladık. Veli Göçer gibi, Ahmet Levent gibi birkaç insan mesul tutulup cezalandırıldı. Geriye kalan suçlulara bir şey yok. Eski tas eski hamam her şey dün olduğu gibi kaldı.
Bu acıdan bu dramdan yeterince ders aldık mı? Önemli olan da budur. Ben şahsen yeterince ders almadığımız inancındayım. Hepimiz, herkes vurgun yedi. Aile bireylerimizi, yakınlarımızı, dostlarımızı, arkadaşlarımızı ve yüzlerce tanıdığımızı kaybettik. Tüm ölenlerimiz adına ve gelecek adına hepimizin ortak sorumluluğumuz yaşanan olaylardan çıkarılacak derslerdir. Bu da depreme dayanıklı sağlam ve teknik kurallara uygun inşaat yapımıdır.
Japonya’da 8 şiddetinde depremde yapılarda çizik bile olmaz iken bizde 7 şiddetindeki depremde binlerce insan telef olup her yer enkaz haline geliyor. Bu bir ihmaldir. Bu bizim hatalarımızdan doğan bir katliamdır. Buna kader diyenler hata yapıp günah işliyor.
Allah hepimize akıl yoksunluğundan kadersizlikten korusun.
Depremde hayatını kayıp edenlere Allah’tan rahmet kalanlara da baş sağlığı diliyorum.
Ama depremler ne ilk nede son olacağını unutmayalım.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bilal Dündar - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR