Bağırmak, bir “korunma yöntemi” mi?

MAKALEYİ DİNLE

Sizi bilmem, ama ben ekran karşısında Başbakan Erdoğan’ı izlerken irkiliyorum.
Bir gün değil, iki gün değil…
Bir Başbakan, her gün üç beş yerde konuşup, kızdığı kişi ve kurumlara avazı çıktığı kadar bağırıp, hakaret etmek zorunda mı?
Böyle bir davranışın yeryüzünde başka bir örneği var mı?
Bu kavga, bu sertlik, bu ayrımcılık, bu dışlamacılık neden?
Konuştukça kalpler kırılıyor, saflar keskinleşiyor, yolar ayrılıyor…
“Daha düne kadar üniformalılar sizi arayıp yazdıklarınızdan dolayı azarlıyordu. Karşılarında hazırola geçip aldığınız emir doğrultusunda yazı yazıyordunuz. Sizi tasmalarınızdan biz kurtardık.”
Şu köşe yazarlarına karşı kullandığı üsluba bakın!
Kendisine karşı olan gazetecilere, “köpek” iması yapıyor.
Bu çatışmanın, bu kavganın sonu nereye varacak, kestirmek zor.
Kendisini, 10 yıllık iktidarı döneminde sadece iki kez “kucaklayıcı” konuşma yaparken gördüm.
Seçim akşamları o meşhur balkon konuşmalarında…
Kavgasızlığı, uysallığı, sevecenliği iki gün sürmedi.
Sonra yine kırmalar, dökmeler, bağırıp çağırmalar, düşmanlaştırmalar…
O konuşmalardan birindeydi…
Şeyh Edibali’nin Osman Gazi’ye yaptığı nasihatı hatırlatmıştı.
“Ey oğul, beysin!
Bundan sonra öfke bize, uysallık sana…
Güceniklik bize, gönül almak sana…
Suçlamak bize, katlanmak sana…
Acizlik bize, yanılgı bize, gönül almak sana…
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana…
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlama sana…
Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana…”
Siz de aynı görüştesiniz sanırım.
Şeyh Edibali’nin bu sözlerini, şimdi Başbakan Erdoğan’ın hatırlama zamanı.
Çünkü, Şeyh Edibali’nin nasihatlarının hiç birini tutmuyor.
Tam tersini yapıyor…
*******
Bağırmak…
İnsan, anlık öfkesine yenilerek sesini yükseltebilir.
Bir haksızlığa tepki olsun diye de yüksek sesle konuşabilir.
Bunların anlaşılır, kabul edilebilir yanı vardır.
Ancak bağırmak, zorunlu ikna için, karşısındakini susturmak için veya korunma yöntemi olarak kullanılırsa, bunun kabul edilebilir bir tarafı olamaz.
“En iyi savunma, saldırıdır” diye bir söz vardır.
Başbakan Erdoğan, bu mücadele yöntemini kullanıyor.
Bakıyor ki, gelişen olaylar nedeniyle muhalefet kendisine saldıracak, onlardan önce davranıyor.
Kendisini korumaya alıyor…
Bu yöntemi kullanmada başarılı mı?
İnanılmaz…
Yukarıda belirtmiştim.
Bağırmanın diğer amacı karşındakini korkutmaktır, zorunlu ikna etmektir, susturmaktır.
Karşıdaki, bağırana karşılık verme durumunda değilse, susar, konuşmaz…
Kazanan yine bağıran olur.
Bir de…
Bağıran yukarıda, bağırılan aşağıda ise, zaten bağırılanın cevap vermesi mümkün değildir.
Tıpkı okullardaki gibi…
Öğrenci, bağıran öğretmene cevap verebilir mi?
Hangi babayiğit, bağıran Başbakan karşısında ağzını açıp tek kelime söyleyebilir?
Bırakın cevap vermeyi…
İstemeyerek de olsa alkışlamak zorundalar.
Türkiye, böylesine bir ortam yaşıyor.
Her şeyi Başbakan Erdoğan biliyor.
Tüm kararları O alıyor.
Yapılacak şeyleri O dikte ettiriyor.
“Kürtaj Yasası değişecek, talimat verdim” diyor…
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni “yok” kabul ediyor.
İki dudağı arasından çıkan, kanun…
Ne diyelim, Allah sonumuzu hayır getirsin!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR