Celal Şengör’den durum tespiti

MAKALEYİ DİNLE

Celal Şengör’ü tanır mısınız?

İyi bir gazete, dergi, kitap okuru değilseniz, tanımazsınız…

Bu ülkede yaşayıp Celal Hoca’yı tanımamak, büyük eksiklik!

Bence bir taraftan başlayıp kendisini tanımaya çalışın!

Gazete ve dergilerdeki yazılarını, kitaplarını okuyun!

O, Avrupa Bilimler Akademisi’nin ve Amerikan Bilimler Akademisi’nin ilk Türk üyesi.

O, Rus Bilimler Akademisi’ne Fuat Köprülü’ den sonra seçilen ikinci Türk.

O, Türkiye Bilimler Akademisi’nin en genç kurucu üyesi.

0, TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü kazanan en genç bilim adamı.

O, iki şeref doktorası, Paris’te Collêge de France’de profesörlük, ulusal ve uluslararası 31 adet şeref payesi ve ödül sahibi.

O, bir jeolog.

Dünyanın en saygın jeologlarından biri…

En önemli özelliği, hayata bir bütün olarak bilim çerçevesinden bakması…

Kendi branşının dışında eğitim, tarih, arkeoloji, coğrafya, edebiyat, toplum ve kültür konularında da görüşlerini kamuoyuyla paylaşıyor.

Geçenlerde, İş Bankası Kültür Yayınları, Celal Hoca’nın yeni bir kitabını yayınladı.

Adı, “Bilgiyle Sohbet”…

Kalın bir kitap, 770 sayfa.

Okumaya değer.

 

 

Celal Hoca’nın gözünden Türkiye’nin geldiği nokta

                                                               *******

“Bir toplumu yıkmak, dağıtmak mı istiyorsunuz? Yapacağınız ilk iş onların ortak düşünce ve dillerini yok etmektir. AKP iktidar olurken gerçek niyeti neydi bilemem, ama başardığı en önemli iş, Türkiye Cumhuriyeti halkının “ortak düşünce haznesini darmadağın edip” bireylerini birbirlerini anlayamaz hale getirmiş olmasıdır.

Eskiden bir suç, gerek fiil gerekse de sadece iddia olarak ortaya çıktığında, durumu tespitten adaletin sorumlu olduğu konusunda ortak bir inanç vardı. Şimdi bizzat adalet mekanizmasının suç işlediğini duyuyoruz, suçlananlar ise mağdur durumundalar. Ama bu herkesin gözünde böyle değil. Kimisi adalet mensuplarını korumaya soyunurken, diğerleri onları suç mekanizmasının ortağı ilan ediyor. Bir diğer grup vatandaşımız ise ne olduğunu anlamaya çalışıyor, ama nafile. Birisi telefonda milletin bilmem neresine koyacağız diyor, bir gazete yazarı ise bu iğrenç ifadeyi (kime söylenmiş olursa olsun)önemsizleştirmeye çalışırken bu konuşmanın özel kalması gerektiğini söylüyor. Ancak özel yaşamın mahremiyetini anlatan muhterem yazarımız özel yaşamı perişan eden kim, onu söylemiyor. Halk da ambale durumda. Bu dinlemeleri kim yaptırdı? Paralel olan mı, paralel diyen mi? Yoksa paralellikten evvel tek bir çizgi gibi olanların ikisi el ele mi? 2003’ten önce milletimizi kurtaranlar, koruyanlar belliydi. 2009’dan sonra bu kavramlar tam ters döndü sandık. Kurtaran zorba, kollayanların bir kısmı darbeci, diğerleri ise kahraman oldu. Ama ne hikmetse çok geçmeden o kahramanların bir kısmının da “paralel hainler” olduğunu duymaya başladık. Hem de yüce Meclis’in çatısının altından!

                                                                              ********

Politika ne için yapılır?

 

Ben politika millet için yapılır diye öğrenmiştim. Şimdi bir de bakıyoruz ki, birisi istediği adaylığı kapamadı mı, ertesi gün kendi partisine demediğini bırakmıyor.

İnsan sormadan edemiyor. Bu zat hizmet etmek mi istiyor, yoksa kendisine hizmet ettirmek peşinde mi? Ben dünyada Antarktika dışında tüm kıtaları gördüm. Hem de turist olarak değil. Oralarda bir bilim adamı olarak çalışarak. Hem entelektüelleri, hem şehir ahalisini, hem de arazide çalışırken köylüsünü, çobanını tanıdım. İngiltere’de Prens Philipp’in, Çin’de Deg Xiaoping’in misafiri oldum. İngiltere’nin de Çin’in de köylüsünün evinde konukluk ettim. Hiçbir toplumda bu kadar kesif bir kavram karmaşası, bu derece düşük bir ahlak görmedim.

                                                               ********

Bundan kötüsü olamaz…

 

Bu rezilliklere sebep olan, en azından izin veren, bir iktidarın devamına müsaade eden, ona müstahaktır. (Bir memlekette bunlar on iki senedir oluyorsa, kimse çıkıp da, aman efendim iktidarın ne suçu var, diye soramaz. Sorana dangalak derler.)

Unutmayın, demokrasinin temel sorunu “Kim yönetsin?” değil, “Kim yönetmesin?” dir. Sanırım on iki senenin sonunda kimin yönetmemesinin gerektiği yeterince anlaşılmış olmalı. Anlaşılmamışsa, zaten kim gelirse gelsin fark etmez, zira getirenler, yönetilmek değil, güdülmek istiyorlar demektir.

Aman yanlış anlamayın: Onun yerine gelecek olanın daha iyi olacağı garantisi yoktur. İki şaraptan hangisinin daha iyi olduğu kendisine sorulan Bektaşi babasının muhteşem mantığını unutmayın: İlk bardaktakini içtikten hemen sonra “Öteki daha iyi” demiş. “Daha ona bakmadın ki” diye itiraz edene, “Gerek yok, bundan kötü olamaz” cevabını yapıştırmış.”

                 

 

Prof. Dr. Celal Şengör’ün “durum tespiti” böyle!

Bilmem katılır mısınız?

 

 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Ali çelebi - Millet iradesini yok sayanların, makamı ve titri ne olursa olsun halk nezdine itibar görmezler,kendileri çalar kendileri oynarlar.

Yanıtla . 0Beğen 16 Şubat 16:16
Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR