Şuradan hareketle…

MAKALEYİ DİNLE

Antalya’da gerçekleştirilen 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan kararlara dair bilginiz vardır…

Kararların ardından taraflar arasındaki tartışmalara da şahit oluyorsunuz…

Bu tartışmaların iki madde üzerinde yoğunlaştığını söylemeye de gerek yok sanırım: Din dersinin 1,2, ve 3. sınıflarda zorunlu olması ile Osmanlıca derslerinin tüm liselerde zorunlu olması.

Aslında uzmanlık alanım hasebiyle ilk önce din dersi meselesine temas edecektim…

Fakat Osmanlıca dersinin zorunlu olmasına, hatta mevcudiyetine itiraz edenlerin bazı iddiaları o kadar dikkat çekici geldi ki, ikinci lisansım da tarih alanında olduğu için, önceliği ona vermek istedim.

Zira Osmanlıca öğrenmenin bazı taraflarca adeta “tehdit” gibi algılandığını görünce hayrete düştüm!

Konuyu Atatürk İlke ve İnkılaplarından hareketle ele almaları ise ayrıca düşündürücü geldi...

Zira emperyalizme verdiği savaşa mukabil Atatürk bugün ülkede “İngilizce eğitimin” hızla yayılmasına nasıl bakardı diye sorsak ne cevap veririz?!

İtiraz edenler için: Bir dakika!

Bir dilin öğrenilmesinden bahsetmiyorum.

O dille eğitim yapılmasından, üstelik bunun çok küçük yaşlardan itibaren başlamasından bahsediyorum.

Zira dili öğrenmek başka şey, o dille eğitim yapmak başka şeydir.

Eğitim yapılan dilin kavramları ile dünyayı algılamaya başladığınız zaman ki bundan kaçış olmaz, en azından çok zordur, artık kendinizi bile o dilin kültürel yapısından hareketle değerlendirmeye başlarsınız.

Dolayısıyla kendi kültürünüze yabancılaşırsınız.

Gelelim Osmanlıcaya:

Osmanlıca bizim tarihimizin önemli bir bölümü demektir.

Çok değil, bundan yüz sene evvel dedelerimizin ne dediğini anlayabilmek demektir.

Özellikle “tarihimizle hesaplaşmaların (!)” arttığı şu dönemde, tarihi kaynaklarını okuyup anlamaktan uzak bir nesil, kendisine dayatılan yargılara nasıl cevap verebilecek?

Kendisinin giremediği ancak başkasının girip okuduğu arşiv belgelerinden hareketle yazılan tarih kitaplarından kendini öğrenerek mi?

Yanlış anlaşılmasın, bu tip eserlerin hepsi hatalıdır demek istemiyorum…

Ancak tarih yazılıcılığının doğasında mevcut olan “bakış açısı” problemini göz önüne aldığımız zaman tarihinizi başkasından öğrenmeye kalktığınızda kendinizi de başkasının insafına bırakırsınız…

O zaman en haklı meselenizde bile “haksız yere bedel ödemekten” kurtulamazsınız…

Tek bir Osmanlıca dersi elbette bu meseleyi halletmez…

Ancak en azından bu şuur doğrultusunda bir adım olabilir…

Bugün Türkçenin bile tehdit altında olduğu düşünülürse bu adım da az sayılmamalı diye düşünüyorum…

Tabii ideolojilere kurban edilmediği müddetçe…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR